Diyarbakırda Doğa turizmi


Bölgedeki doğa turizm potansiyeline bakalım:
Diyarbakır
Diyarbakır-Hani karayolu üzerinde yapılan Dicle barajı bir doğa harikası durum arzetmektedir.Diyarbakırlılar için ikinci bir Hazar gölü denebilecek yer hafta sonu ve yaz tatilleri için uygun bir mekan arzetmektedir.


 

 

Hani

 

   Koki Çayı Mesiresi:İlçe merkezinden 8km. mesafededir.Burada kaynayan suda bol miktarda alabalık bulunur.Saniyede 6m3 su akmaktadır.
        Aynkebir Havuzu:Aynkebir su havuzu Ulucami ile Hatuniye medresesi arasında bulunan büyük bir havuzdur.Bu su Hani Dağının eteklerinde kaynar ve 9 kemerli bentlerden çıkarak bir havuz oluşturur.havuza 7 gözden su akmaktadır.Akan su ile ilçenin tüm arazileri sulandırılmaktadır.Ayrıca su ile 8 adet su değirmeni çalıştırılmaktadır.M.Ö. 2000 yılında Hüriler tarafından yapılmıştır

Kulp’ta ve Sason çayında rafting,Karacadağ’da kayak turizmi elverişlidir.Diyarbakır il sınırları içinde uygun alanlar vardır,.

Kış ve Diyarbakır

 

Kralkızı baraj çevresi Ergani ile Dicle arası güzel bir piknik yapılma mekan adayıdır.

 

 


Çocuk ve kış

 

 

Karacadağda kış

 

 

 

Hazro-kulpta büyük kanyonlar (taşköprü) ve su kaynakları büyük potansiyeldir. .Bu kanyonda  resimlerin olduğu tarihi mağaralar da vardır.Bugüne kadar yerli turistlerin bile giremedikleri yerler vardır.

Eğil’de su sporları turizmi, için uygundur
 

 

 

Dicle ve Fırat Nehirlerinde Nakliyat
        Osmanlılar XVI. yüzyılın ikinci yarısında Fırat nehri üzerindeki Birecik'te gemi inşa etmekteydiler. Daha çok nakliye aracı olarak kullanılan bu tip gemiler ve yapılan nakliyat hakkında Cengiz Orhonlu ve Turgut Işıksal tarafından ilk önemli çalışma yapılmıştı. Onların çalışmalarını ortaya çıkan yeni belgeler ışığında ele alan bu makalede söz konusu nakliyatın çok eski dönemlere kadar indiği ve bir sürekliliğin olduğu, bunun Osmanlılar döneminin de durumunu koruduğu ifade edilmektedir. Özellikle kelek denilen bir nevi tuluma benzeyen nakil araçları için asırlar boyu süren kullanım hakkında Osmanlı belgelerinde önemli bilgiler bulunmaktadır. Pek çok batılı seyyah da bu duruma işaret eder. Bu taşımacılık bölge ekonomisi bakımından oldukça önemli olmuştur. Söz konusu nakil aracı içi oyulmuş ve uzunluğuna kesilmiş bir su kabağına benzemekte, altı düz olduğundan kumsala kolaylıkla çekilmekte ve  iki  ton yük, sekiz-on yolcu, üç-dört yük hayvanı taşıyacak ölçülerde olabilmekteydi. NEJAT GÖYÜNÇ : Belleten, Cilt: LXV, Sayı: 243, Ağustos 2001
16. yüzyılda Dicle ve Fırat nehirlerinde nakliyat*
ALİ HAYDAR KOÇ

Osmanlı devleti zamanında, 16.yy’dan itibaren Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde düzenli bir şekilde nakliyat yapılırdı. Osmanlı merkezi yönetimi, özellikle Birecik tersanesinden hem ticari ve hem de askeri olarak yararlanma amacını taşıdığından dolayı, bu tersaneyi fazlasıyla önemsiyordu. Osmanlı bahriye teşkilatı hakkında bilgi veren bir çok arşiv belgesinde, Birecik ve Diyarbakır şehirlerinde, 16.yy’da yapılan tersanelerde ve bunlara bağlı olarak oluşturulan gümrüklerde resmi vergi işlemlerinin yapıldığına dair bilgiler aktarılmaktadır. Özellikle Dicle-Fırat nehirleri üzerinde yapılan nakliyat, boyutuyla Basra Körfezine kadar düzenli bir şekilde ticari nakliyat da yapılırdı. Osmanlı devleti zamanında Kürdistan’da ilk gemi inşa tersanesi Birecik’te yapılmış idi. Birecik tersanesinde büyük ve küçük boy gemiler inşa edilmiş ve ayrıca Fırat nehri için hafif bir filo da oluşturulmuştu.

Türk tarihçileri tarafından Dicle-Fırat nehirlerinde yapılan nakliyat hakkında Osmanlı arşiv belgelerinden yararlanılarak, taraflı bazı araştırmalar yapılmış ve konu Türk tarihinin önemli bir gelişmesi olarak gösterilmeye çalışılmıştır.

Osmanlı devleti, 16.yy’da Birecik’te askeri amaçlı bir tersane kurmuş idi. Fakat daha sonraları, bu tersanenin ticari önem kazanması sonucunda, Osmanlılar burada bir gümrük dairesi kurarak, bir “Tersane Emini” tayin etmişlerdi. Bazı mühimme defterlerinde geçen bilgilere göre, Birecik gümrüğünde çok yüksek düzeyde vergi gelirlerinin elde edildiği biçiminde bilgiler verilmektedir.Vergi gelirlerinin yüksekliği,, Dicle-Fırat nehirleri üzerinden geliştirdikleri ticari nakliyatın gelişmişlik düzeyine işaret etmekte dir Tıpkı Birecik tersanesi ve gümrüğü hakkında verilen bilgiler gibi. Dicle- Fırat nehirlerinde yapılan nakliyatı Türk ekonomik ve bahriye teşkilatı içinde göstermeye çalışan bazı çalışmaları örnek olarak verirsem: Nejat Göyünc’ün “XVI. Yüzyılda Güney-Doğu Anadolu’nun Ekonomik Durumu (1973)” ve Dicle ve Fırat Nehirlerinde Nakliyat, (2001) Belleten dergisinde yayınlanan makaleleri, Cengiz Orhonlu –Turgut Işıksal “Osmanlı Devrinde Nehir Nakliyatı Hakkında Araştırmalar:”Dicle ve Fırat Nehirlerinde Nakliyat (1968)” tarih dergisinde yayınlanan çalışmaları ile İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın “Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilatı (1984)” TTK’da yayınlanan çalışması vs. gibi.

Birecik tersanesi hakkında İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın “Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilatı” kitabında “H.967 (M.1559) senesine ait bir belgede şu bilgileri aktarmaktadır. “Vezir Mehmed Paşa’ya hüküm ki: Mektup gönderip Birecik’e binasi ferman olunan gemiler ve nüzül için irsal olunan ahkam-ı şerife sana vusul bulduğun ve her hususta ne veçhile tedarik ettiğim ve emrolunan yirmi pare gemilerin on kıtasının kerestesi, zamanında kestirilip henüz iskele etmediğin ve şimdi kereste kesmek (zamanı) olmadığından ve suyun tugyanı dahi karib olduğunu bildirmişsin, her ne denmiş ise ala veç-it tafsil malum-i şerifim olmuştur. İmdi sekiz pare kalite kifayet eder; buyurdum ki vusul buldukta emr-i sabık üzere cidd-ü ikdam ve say-ı malakelam edip muaccelen sekiz pare kaliteyi eriştirmek dahi irsal edersin ve Birecik’ten Basra’ya zikrolunan gemiler emin ve salim vasıl olur mu? Yoksa Alban oğlu memlekete uğrayıp su yüzünden ve karadan zarar eriştirmek ihtimali var mıdır? Ne yerden varıp vasıl olur. Ehl-i vukuftan tefahhus eyleyip onu da arz edersin ki onun gibi varip vasıl olmaz ise, asır olup zarar ihtimali var ise beyhude yere harç zayı olmaya dört yüz kürek dahi emrolmuş idi. Onu dahi eriştirip gönderesin ve gemilerin binası için bundan akdem dahi yarar mimarlar irsal olunmuştu. Haliya arzettiğin üzere yarar reisler ve kapudan gönderilmiştir.Vardoklarında veçh ve münasip olduğu üzere her gemiye tayın edip gönderesin…“(sene 967 Cemaziyelahir 8, Mühimme defteri, numara 3, s.266).

Ayrıca Osmanlı arşivinde bulunan Cevdet tasnifi vesikalar (Bahriye bölümü) numara 9047 ve 9048’de,Onsekizinci asrın ortalarına doğru “Fırat nehri için bir filonun yapıldığını, 1734 tarihli bir vesikaya göre Birecik tersanesinde altmış adet nehir gemisi yaptırılmağa teşebbüs edilmişti: bunlardan yirmi tanesi Firkate ve kırk tanesi de daha küçük gemilerden” olacağı biçiminde bilgiler aktarılmaktadır.(Dema Nu Gazetesinin 13.09. 2007sayısı)

Sinek şelalesi

www.cermik.gov.tr
Çermik’ten 30 km ötede Şeyhandede şelalesi bir doğa harikasıdır.Ulaşımın daha kaliteli hale gelmesiyle önemli bir turist çekecektir.Gelincik dağı görünümü çok ilginçtir

 

 

Diyarbakır’da mağara turizmi de önemli potansiyeldir
Lice’de Bırkleyn mağara hem Diclenin çıkış kaynağı olması,hem asur kitabesi oluşu,hem de Hz.Hızır-Musa-Zülkarneyn kıssaları açısından önemlidir:


 

 

 

 Silvan’da hasuni mağaraları hem doğa turizmi hem de içindeki mağara kiliseler aaçısından önemlidir
 

 

 

Erganide Hilar mağaraları tarihe ışık tutması yönünden çok önemlidir
 

 

 

 

 

 

Ergani makam dağından manzara doyumsuzdur
(Resim Aykut Yaşar)

 

 


Çüngüşte altınızdan kuşların uçuşunu görebilirsiniz
(Çüngüş belediye ve müftülüğü)

 

 

  


Diyarbakır’da doğal güzellik içeren çok mekan bulmak mümkün

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dicle üniversitesi göleti
 

 

 

 

 

Eğil’de doğa turizmi

EĞİL ASUR KANO SPOR KULÜBÜ

Kulüp Adı : EĞİL ASUR KANO SPOR KULÜBÜ(DİYARBAKIR) 

Kulüp Tel : 04125812160

Kulüp Fax : 04125812160

Kulüp Adresi :Yenişehir Mah.Eğil-DİYARBAKIR

Eğil Tarihi Eserleri:

a) Eğil Asur Kalesi:
Asurlular zamanında yapıldığı tahmin edilen kalenin ilginç bir yapısı vardır. Yekpare bir kaya zemin üzerine oturtulmuş olup üç tarafı derin vadilerle çevrili, öteki tarafı da oyularak, stratejisi önemli bir yapıya kavuşturulmuştur. Kalenin etrafı bugün dahi varlığını koruyan surlarla çevrilmiştir.
O günün silahları göz önüne alındığında kolay fethedilebilecek bir türden olmadığı anlaşılmaktadır.
Kalenin büyüklüğü 3 futbol sahasından da büyük olup, iç kısmı kısmen boş olup zamanında depo ve sığınak olarak kullanılmıştır.
Eğilli Yuhanna’nın “Kilise Tarihi” adlı eserinin II. Cildinde; Hunlar ile Doğu Roma (Bizans) arasında geçen savaşlarda gerek halkın, gerekse de askerlerin Eğil Kalesi’ne sığınmış olduklarını ifade edilmektedir.
Kalenin üzerinde irili ufaklı yüz dolayında kuyu kazılmış ve bu kuyulardan çeşitli şekillerde yararlanılmıştır.
Kayalar oyularak bugün için bilinen ve görülen 4 tünel kazılarak kaleden metrelerce uzaklıktaki vadilerde bulunan hamam, Dicle Nehri yatağına ve sıkışık anlarında düşmana görünmeden yer altından kaçarak güvenli yerlere varmak için tüneller bulunmaktadır.
Eğil Kalesi’nin batı-ön kısmında, uzun çivi yazısı ile birlikte bir Asur Kralının figürü bulunur. Yazı tamamen okunamıyorsa da kolayca takip edilebilir. Yazı ve figür ikindiden sonra, güneşli günlerde net görülebilir.
Eğil Kalesinde bulunan çivi yazısının bir kral figürü ile birlikte bulunmuş olması, kral figürü ve çivi yazısının Asurlulara ait olduğu görüşünü güçlü kılmaktadır.
Marguat, kral figürünün büyük bir ihtimalle, Dicle’nin kaynağındaki III. Salmanassar’a ait olan figürüyle aynı olduğunu görüşünü güçlü kılmaktadır.
Figürle ilgili Beysanoğlu şöyle bir bilgi aktarmaktadır: “Stelde Asur Krallarının hep bilinen bütün kök çizgilerini toparlanmıştır. Boyundan asılı, sol el sapına konulmuş, belden dışarı az çıkan ve böyle büyük sakal, sanma o hep oyalı gibi duran giyim. Önünde bir kitabe, yüzü doğuya dönük, sağ elinde ikizli bir balta tutmaktadır.

Asur Kral Kaya Mezarları :
Eğil’in en güzide tarihi eserleri arasında olan Asur Kral Kaya Mezarları, II. Şapur tarafından yağmalanmasına rağmen, zamana karşı koyarak asırlardan beri dimdik durmaktadır.
Asur hükümdar mezarları ve çevresindeki mağaralar silsilesi kalenin kuzeydoğusunda, Dicle Barajı’nın kıyısında bulunmaktadır. Kayalar oyularak Mısır Ehramları şeklinde inşa edilmiştir.
Asur hükümdar kaya mezarlarının doğu tabanında bir tünel bulunmaktadır. Tünelin kısmen dolmasından dolayı kapalı durumdadır. Muhtemelen tünel, sığınak veya yer altı barınma yerlerine gitmektedir. Kaya mezarlarının kuzey iç kısmında çizgi şeklinde bir figür bulunmaktadır.

Kayalardan Yapay Mağaralar:
Oynua (yapay) mağaraların çoğu, baraj gölü altında kalan “Deran” denilen bölgede bulunur. Su seviyesinden kurtulan mağaralar görülebilir.
Deran Bölgesindeki mağaralar; kayalara cadde açılarak, caddenin sağ ve soluna yüzlerce mağara kazılarak bir şaheser meydana getirmişler.

Hamamlar:
İlçemizde; biri Deran Bölgesinde, biri Tekke Mahallesinde biri de eski Kale Mahallesinde olmak üzere üç tane tarihi hamam bulunmaktadır. Kaleden Deran Bölgesindeki hamama gizli yer altı tüneli kazılmış olup bugün için tünelin sadece ağız kısmı erozyonla dolmuştur.
Tekke ve Deran hamamları, baraj gölü altında kalmıştır. Su seviyesi 6-7 metre düştüğünde Deran Hamamı görülebilir.
Eski Kale Mahallesindeki hamam duvarları, sağlam olup tavanı çökmüştür.

Su Sarnıcı:
Su sarnıcı bugün Kur-an Kursu olarak kullanılan binanın güneyinde yer almaktadır. Yapı tipi İstanbul Yerebatan Sarnıcının küçültülmüş şeklidir. Sağlam durmaktadır.
E ğil’in su ihtiyacı, Eğil’den çok uzaklardaki su kaynaklarından çanak-çömlek toprağından yapılan borularla getirilerek sarnıçta depolanmış, buradan da başta Kale Mahallesindeki hamam ile Kale Cami ve değişik yerlere yapılan çeşmelere akıtılmıştır.
Çanak- çömlek borularının büyük bölümü, temel kazılarda ortaya çıkmaktadır. Belirgin su boruları bugünkü Hükümet Konağımızın kuzeyinde, temel kazı çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır.

Tacıyan Camisi:
Tacıyan Camisi, Eğil Asur Kalesinin güneyinde, kaleyi çevreleyen surlar üzerine oturtulmuştur. Caminin kimler tarafından yapıldığı hakkında çeşitli bilgi ve görüşler mevcuttur.
Eğil Beylerinden “Pir Bedir” Eğil Beyliğini kurduktan sonra 1040 yılında yaptırmıştır. Caminin kuzey ve güney duvarları kısmen, mihrap sağlam durmaktadır.

Nisanoğlu Türbesi:
Nisanoğlu Türbesi, Eğil’in girişinde Eğil-Diyarbakır yolunun sol kısmında bulunmaktadır. Kesmetaş kaplaması yer yer dökülmüş, kubbesi göçmüş olmakla beraber duvarları halen ayaktadır. Dicle Barajı’nın suları altında kalan Tekke Medresesi, tarihi değirmen ve izi kalmayan Zat-ı Ali Kümbeti de ilçemizin tarihi zenginliklerindendir.

Mağara Kilise:
Eğil Kalesinin batı bölümünün güneyinde, kalenin içinde yer almaktadır. Kilise içinde Hristiyanlarca kutsal sayılan ve çeşitli dönemleri sembolize eden haçlar kazılmıştır.
Hz. İsa(A.S.) Peygamberin öğrencilerinden (şakirtlerinden) I.Adey I.yüzyılda bu bölgeye gelmiştir. Kilisenin etrafına güneydoğunun en büyük manastırlarından birini yaparak, Eğil’i episkoposluk merkezi haline getirmiştir.
www.main-board.com/

 

 

Ergani
Ergani'nin kuzeyindeki sıradağlar, su kaynakları bakımında zengindir. Buz gibi su akan çeşmelerin önündeki bahçeler, güzel mesire yerleridir. Hoşot Ovası, yeraltı suları bakımında zengindir. Kazılan sondaj kuyularında bol su çıkmaktadır. Ergani çevresinde belli başlı dört akarsu vardır.

a-Maden Suyu (Dicle Nehri): Dicle Nehrini meydana getiren başlangıç sulardan en büyüğüdür. İlçeden 10 km mesafede Sakız Dağının kuzeyinde akar. Kelemdan Köyünden başlayarak Ergani toprağına girer 17 km aktıktan sonra Dicle İlçesi sınırına geçer. Zülküf Dağını geçtikten sonra Şingırik Çayı ile birleşir. Bu akarsu Ergani'nin kuzey sınırını çizer. Nehir yatağı, önünde yapılan Kral Kızı Barajı suları ile şişmiş baraj gölü olmuştur.

b-Boğaz Çayı: Kaynağını Ergani'nin batısındaki Boğaz Köyünde çıkan sudan aldığı için bu adla anılır. Hoşot ve Gevran ovalarını boydan boya geçerek hayat verir. Aldığı başka kaynaklarla büyür, Diyarbakır topraklarında Devegeçidi Suyu adını alır. Uzunluğu 65 km kadardır. Eskiden önünde onlarca su değirmeni dönerdi. Devegeçidi Barajının en büyük suyu, Boğaz Çayıdır. İlkbaharda yol vermez, yazın da içinde su bulunmaz.

c- Hersin Çayı: Kaynağını Ergani'nin kuzeyindeki Barbın ve Kıleş Dağlarında akan sulardan alır. Bu suların birleştiği yerde Hersin adlı tarihi bir köy olduğu için bu adı almıştır. Ergani'nin 8 km güneyinde Boğaz Çayı ile birleşir. Eskiden birçok su değirmenini çalıştırırdı. Suyu yaz mevsiminin başında kurur.
- 9 -

d- Şeğgür Çayı: Karacadağ’ın kuzey yamacından ve Çiyaye Reş'de akan sulardan oluşur. Bazalt platodan kuzeydoğuya doğru akar. Diyarbakır topraklarında Yekav denilen yerde Boğaz Çayı ile birleşir. Bundan sonra Devegeçidi Suyu adını alır. Devegeçidi Barajı da bu iki çayın önünde kurulmuştur. Bu çayda yaşayan balıkların rengi siyahtır. Kışın ve ilkbaharda suyu çoktur. Yaz mevsiminde suyu kurur. Yine de geniş yaylada beslenen hayvanların su ihtiyacını karşılar. Az bir masrafla bu çevrede çok amaçlı göletler yapılabilir. Köylülerin kendi çabalarıla kazdığı iptidai kuyuların önünde sebze ekeme yapılmaktadır. Yakın zamana kadar çay kenarındaki gür sazlıklarda yaban domuzları yaşarlardı.


*Diyarbakır Yıllığı 1973 Coğrafya Bölümü, sf 136
*Rıfat DAĞ, Sayılarla Diyarbakır, s25 Ankara 1997.
Ergani belediyesi
 

 

MAKAM, MAKAM ÇİÇEĞİ
VE BÜLBÜL

Müslüm Üzülmez

Makam'ın bir çok özelliği var. Bu özelliklerden biri, burada açan ve buraya özgü Makam Çiçeği'dir. Bir rivayete göre Zülküf Peygamber'in terinin damladığı her yerde bu çiçek olmuştur. Zülküf Dağı'nda Aşağı Suluk ve Çırçırik'in yukarılarından başlayıp taa Mescid'e kadar olan kısımda taşlık ve kayalıklarda olmaktadır. Bir başka rivayete göre ise, Hz. Ali'nin atının terinin damladığı yerlerde ilkin açmış ve o günden beri de sadece Ali Dağı ve Zülküf Dağı'nda olmaktadır. Daha başka rivayetler de var…
Makam Çiçeği, genellikle yalnız Nisan ayı sonu ile Mayıs ayı başlarında açmaktadır. Bu çiçek benim bildiğim kadarıyla zambakgillerden Lilium cinsini oluşturan alımlı; dik gövdeli, taşlar arasında 15-20 santimetre boyunda yeşil ince uzun yaprakları arasında tek tek huni biçiminde eflatuni çiçekler açan güzel kokulu bir çiçektir. Yabanıl olarak yetişir. Hem kutsal olduğuna inanıldığı için ve hem de güzel kokusundan ötürü evlerde kurutulmuşu saklanılır.

Makam'ın diğer bir başka özelliği de, Makam'da, her şeyi yanarak deneyen; aşkı, ateşe koşarak pervaneden öğrenen ötüşü güzel bülbüllerin yetişir olmasıdır.
Makam'ın Bülbülleri hiç susmak nedir bilmez. Bu bülbüller, tut yiyen bülbüllerden değildir. Yaz kış, her mevsim öterler. Ben bunu Makam'da, bu kutsal topraklarda, bu dağ ve dağın eteklerinde güllerin olmayışına yoruyorum. O, sevdasını anlatacak gül, üzerine konacak gül dalı aramaktadır. O, sevgilisini kaybetmiş aşk-ı perişandır. Böyle olmasa, bu bülbüller bu kadar yanık ve de üstelik her mevsim neden ötsünler? Makam'da, bırakalım gülleri, güzelim bülbüllerin konacağı bir ağaç bile yok! Dağ, çıplak, ağaç yönünden fukara ve perişandır. İnsanlara, kurda-kuşa nimet sunamaz. Oysa, bizler mübarek kutsal Makam Dağı'nı çoook, çok severiz. Bu mübarek toprağa, kanımızı-canımızı feda bile ederiz! Ama nasıl sevgiyse(!), sevdiğimiz yerleri ağaçlandırmayız, yeşillendirmeyiz, güzelleştirmeyiz. Bu dağları bir cennet parçasına dönüştürmeyiz: Bülbülleri gülsüz bırakırız.
Gül ile bülbül arasında hiçbir ilişkinin olmadığına; sadece aşıkların, ozanların ve özellikle de divan şairlerinin bir yakıştırması olduğuna inansak dahi, Makam'ı ve dağlarımızı ağaçlandırmalıyız: Bülbüllerin konacak bir gül dalı bulmaları bile sevaptır derim. http://ergani.gen.tr/

Kulp

 

    Yaylaları
İlçenin arazi yapısı dağlık olduğundan fazla düz ova ve yaylalar yoktur. Yaylalar ise ilçenin kuzeyinde yer alan Şen ve Kozmê yaylalarıdırlar. Bu yaylalara ilçenin güneyinde yaşayan Badıkân ve Xiyan aşiretleri yazın göçerler ve yaz mevsimini buralarda geçirdikten sonra, sonbaharda yerleşim yerlerine dönerler. Ayrıca göçebe olarak yaşayan Beritanlılarda bu yaylalara göçerlerdi. Bunlardan başka büyüklükleri 3-5 hektarı geçmeyen ova parçalarıda vardır. Warê Ebo, Yeşilköylülerin gittikleri yayladır.
       Akarsuları
İlçedeki belli başlı büyük akarsular şunlardır;
KULP ÇAYI : Gohermi dağlarından çıkar ve Muş tarafından gelen ikinci bir kolla Kendâlê hêşin mevkiinde birleşir. Kulp merkezinin güneyinden geçerek Nefro mezrasında güneyden gelen Şêkıran Çayı ile birleşerek güneye doğru akarak Sason’dan gelen ikinci bir kolla birleşerek Batman Çayı’nı oluşturup Malabadi Köprüsü’nden geçerek  Hasankeyf önünde Dicle Nehri’ne dökülür. Uzunluğu, 100 km. kadardır.
ŞÊKIRAN ÇAYI : Melul Dağından doğan Şêkıran çayı güneyde Nefro mezrasında Kulp çayı ile birleşerek, buradan güneye doğru akıp diğer sularla birleşerek Dicle nehrine dükülür. İlçenin batısında yer alan akarsudur.
SARIM ÇAYI : İlçenin batısında yer alır. Kulp ile Lice ilçesinin kara sınırlarını ayıran akarsudur. Sarım çayı da diğer akarsularla birleşerek Dicle Nehri’ne dökülür.

İlçede Bulunan Mesire Yerleri
İlçenin arazi yapısı, bol su kaynakları, yeşil ormanlık alanlarının çok olmasından dolayı, ilçe halkının piknik yapma ihtiyacını giderecek bir çok alan mevcuttur. Bu piknik alanlarından bazıları şunlardır;
1-Kendalê Heşîn : Kulp-Muş karayolu üzerinde Kulp Çayı kenarında bulunan bu alan bol su kaynağına sahip, yeşil ve ormanlık bir yer, ulaşımı kolay, balık avlamak, dinlenmek için ideal bir piknik alanıdır.1984’e dek bir çok aile, yaz mevsimi boyunca çadır kurarak kamp yaparlardı.
2-Kânîya Bavîya: Kulp-Muş karayolu üzerinde çayın kenarında, soğuk suyu, yeşilliği, doğasıyla güzel bir piknik alanıdır.
3-Duav: Kulp-Muş karayolu üzerinde iki çayın birleştiği yer, balık avlamak, dinlenmek ve yüzmek için güzel bir yer olup, mükemmel bir doğası vardır.
4-Kevırê Nıvîsî: Kulp-Silvan karayolu üzerinde, çay kenarında büyük bir kaya kitlesinden adını alan bu yer, yüzmeye ve balık avlamaya elverişli bir yerdir.
5- Kâniya Zêrê: Kulp’un batısında yer alan bu piknik alanı, gençlerin uğrak alanı, futbol oynamak için güzel bir yer.
İlçede daha çok piknik yapılabilecek ormanlık alanlar mesire yerleri mevcuttur.

İlçedeki Gezinti Yerleri
İlçede çalışma sahasının yetersiz oluşundan kaynaklı, sosyal faaliyetlerin bulunmayışından gençler, tüm zamanlarını kahvelerde, ilkbahar ve yaz mevsimlerinde de mesire ve gezinti yerlerinde gezerek geçirirler. İlkbahar ve yaz mevsimi akşam ve gece saatlerinde aşağıda yazılı yerlere yaya olarak guruplar halinde tur atarak zaman geçirirlerdi.
1-Havuzbaşı; İlçenin eski yerleşim biriminde merkez caminin önünde bulunan havuzbaşına herkes tur atar, gelir oturur, suyunu içer, ayaklarını havuz suyuna bırakarak, Kahveci Seyfettin Tantekin’in yaptığı çaydan içerek dinlenirlerdi.
2-Dertli Kaya: Mezrê yolu üzerinde Mıla Kûpê mahallesinin karşısında iki kayanın yan yana oluşturduğu yerdir. Hertarafı açık, sessiz, sakin, manzarası son derece güzel bir yerdir. Buraya tur atıp gelenler kayalarda oturur, sohbet eder ve manzara seyrederlerdi. Akşamüzeri ve geceleyin buraya gelen gençler sohbet sonrası, türküler söyler, kolkola halkoyunları oynar, eğlenirlerdi.
3-Mezelê Kulama: Tepecik mahallesi yolu üzerinde, ilçenin doğusunda ve ilçeye hakim bir yerde bulunan bu yer, havadar, manzarası, Kulp Çayı, Badıkan ve Kulp merkez seyredilir.
4-Mîranî ve Lakım Çeşmeleri: Genç ve orta yaşlı erkeklerin gezerek uğradıkları yerlerdir. Buradaki bahçelerde ve çeşmelerde oturup dinlenmeler, kendi aralarında söyledikleri türküler eşliğinde halaylar oynar, şarkılı-türkülü eğlenceler düzenlenirdi. İlçe halkının yaşamında bu gezinti yerlerinin önemi ve anıları önemlidir.

 

//www.yesilkoytepecik.com/

Hangi nehirler cennetten geliyor?

: mehmetpaksu@gmail.com
Cennetten gelen nehirlerin sayısı bazı kaynaklarda üç, bazı kaynaklarda dört, bazılarında da beş olarak geçer. Meselâ, "Öyle taşlar vardır, bağırlarından nehirler çağlar"1 âyetinin tefsirinde Nil, Dicle ve Fırat gibi nehirlere dikkat çekildikten sonra, "Şu üç nehrin kaynakları cennettendir" hadisi kaydedilir. Başta Sahih-i Müslim olmak üzere hadis kitaplarında cennetten gelen dört nehirden söz edilir. Bu hadisin meali şöyledir: "Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil, cennet nehirlerindendir." 2

Ahmed bin Hanbel'in Müsned'deki hadis de şöyledir: "Dört nehir cennetten fışkırmıştır: Fırat, Nil, Seyhan, Ceyhan."3 Fahrüddin er-Raz”, Mü'minûn Suresi'nin 20. ayetinin açıklamasında İbn Abbas'tan (r.a.) şu bilgiyi aktarır: "Cenab-ı Hak cennetten beş nehir indirmiştir: Seyhan, Ceyhan, Dicle, Fırat ve Nil."4

 

1. Bakara Suresi, 2:74.
2. Müslim, Cennet: 26.
3. Müsned, 2: 261, 289, 440.
4. Fütühu'l-Gayb, 23: 89.
 

(Bugün gzt)

Eldeki TEVRAT'ta bir dünya cennetinden söz edilir.


- "ADEN'den bir ırmak çıktı, Dört kol oldu. Birinin adı PİŞON'dur. İkincinin adı GİHON'dur. Ve üçüncü ırmağın adı DİCLE'dir. Dördüncü ırmak FIRAT'tır."
(TEKVİN, 1. Bab)

Seyrantepede gurub:

 

SOYLARI TÜKENİYOR

23.07.2008
Dicle Üniversitesi (DÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Biricik, Fırat yumuşak kaplumbağasının soyunun tükenmekte olduğunu belirterek, ''Fırat ve Dicle su sistemine özgü bir tür olması nedeniyle dünyada sadece burada yaşıyor'' dedi.
Biricik,  dünyada sadece Dicle ile Fırat su havzalarında yaşayan ve Uluslararası Doğayı Koruma Örgütü (IUCN) tarafından soylarının tehlike altında olduğu tüm dünyaya duyurulan Fırat yumuşak kabuklu kaplumbağasının koruma altına alınması gerektiğini söyledi. Kablumbağanın Fırat Nehiri'nde kalmadığını ve sadece Dicle Nehiri'nde yaşadığını belirten Biricik, Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki en önemli endemik türler arasında gösterilen ve ''Rafetus Euphraticus'' olarak adlandırılan kaplumbağaların soyunun tehlike altında olduğunu bildirdi. Kaplumbağaların Fırat ve Dicle su sistemine özgü bir tür olduğunu ifade eden Biricik, ''Fırat ve Dicle su sistemine özgü bir tür olması nedeniyle dünyada sadece burada yaşıyor. Ancak Fırat'ta doğal ortamın bozulması nedeniyle popülasyon ya çok küçüldü ya da hiç kalmadı. Tür olarak sınırlı sayıda mevcut olması nedeniyle son derece önemli'' dedi.
ARAŞTIRMA KONUSU
Türün soylarının tehlike altında olduğunun Uluslararası Doğayı Koruma Örgütü tarafından dünyaya bildirildiğini ve son bir yıldır bu türe ilişkin araştırmaların yoğunlaştığını anlatan Biricik, şöyle dedi: ''Şimdiye kadar edindiğimiz bilgiler bu türün bireylerinin git gide küçüldüğünü işaret ediyor. Duruma göre boyları 1 metreyi aşabiliyor.†Zaman zaman vatandaşlarımız çok daha büyükleri ile karşılaştıklarını söylüyorlar. Son araştırma sonuçlarına göre vücut büyüklükleri azalma eğilimi gösteriyor. Bu da hayvanların yaşlanmadan öldüğünü gösteriyor. Gözlemlerimizde daha küçük bireylere de rastlayamayışımız yine bu türlerin tükenmekte olduğunu kanıtlar nitelikte. Dünyada sadece Dicle ve Fırat su havzalarında yaşayan ve Uluslararası Doğayı Koruma Örgütü tarafından soylarının tehlike altında olduğu tüm dünyaya duyurulan Fırat yumuşak kabuklu kaplumbağasının koruma altına alınması gerekiyor.'' Biricik, kaplumbağaların yumurtalarını bırakmak için uygun bir alan bulamadığını, türün yok olmasına neden olan başlıca etkenin†kaplumbağaların yaşam alanlarının yok edilmesi olduğunu belirtti.
SU SİSTEMLERİNE YÖNELİK
Su sistemlerine yönelik olarak gerçekleştirilen projelerde bu hassas türlerin durumunun dikkate alınmadığını, yaşam alanlarının değişmesinin bu canlı türlerini olumsuz yönde etkilediğini ifade eden Biricik, türün sayılarının azalarak yok oluşa doğru gittiğini söyledi.
Doğal ortamın değiştirilmesiyle canlıların besin bulamaz hale geldiğine de değinen Biricik, şöyle konuştu: ''Tüm bu etkenlerin dışında bu türün soyunun tehlikede olmasının bir diğer nedeni de insan faktörüdür. Kaplumbağaların insanlar tarafından zaman zaman rahatsız edildiklerini ve öldürüldüklerine tanık oluyoruz. Balıkçı ağlarına takılıyorlar. Dünyada nesli tehlike altında olan türleri izleyen Uluslararası Doğayı Koruma Örgütü'nün kriterlerine göre, bu tür yüksek tehdit dereceleri göz önünde bulundurulduğunda, ikinci basamakta bulunuyor. Kritik hale gelmeye yüz tutmuş durumda. Belkide yakın zamanda en üst basamak olan kritik basamağa geçecek. Küresel ısınma sürüngenleri etkilediği gibi bu türü de yakından etkileyecek. Çünkü bu sürüngenler genel olarak sıcaklığa karşı çok duyarlılar.
YUMURTA GELİŞMELERİ
Embriyo ve yumurta gelişimleri sıcaktan yüksek oranda etkileniyor. Fırat yumuşak kabuklu kaplumbağasının yaşadığı kritik alanlar tespit edilerek soyun tükenmesini önleyecek tedbirler bir an önce alınmalı. Ayrıca su kaynaklarına ve su kullanımına yönelik uzun vadeli projelerin kapsamlı olarak düşünülmesi ve bu türün korunmasına yönelik çalışmaların yapılması gerekiyor. Amacımız bu türün yok olmaması için bir an önce koruma altına alarak popülasyonu daha iyi bir duruma getirmek.''

Dsöz

Doğa şehri Diyarbakırda Koşuyolu parkından görüntüler
 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 


 

 

           
 

 

 

 

Batıkent
 

    
 

Kayapınar parkı
 

                  

 

 

Üniversite köprüsü
 

 

Deliller hanı(Kervansaray)

 

 

 

Gazi köşkü
 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Eğil ilçesi

Eğilde kaleden inen merdivenler

 

Eğil ilçesinde piramitler
 

 

 

 

Kralkızı barajı
 

 

 

 

Karacadağ

 

 

 

Eğil ilçesi Balım köyünden Dicleye bakış

 

 

 

 

Kalecik köyünden Dicle

 

 

 

Eğil ilçesi

 

 

Kral mezarları
 

 

Piramitler

 

 

Diyarbakırda surlarda gurub(N.satıcı)
 

 

Eğil ilçesinde feribotla gezi

Piramitler

 

Kale
 

 

Asur  kral mezarları

 

 

 

 

Kaleden inen merdivenler

 

 

 

 

 

Mağaralar

 

 

 

 

Silvan Hasuni mağaraları

 

 

Fiskaya şelalesi.-1932(N.Satıcı)