Kadın el sanatlarında teknik


Çorap ve Eldivenler

 

Geleneksel giysilerimizin içinde çorap ve eldivenin önemli bir yeri vardır. Çoraplardaki renkler ve motifler, Anadolu insanının duygu ve düşüncelerini dışa vurmada kullandıkları ögelerdir. Çoraplar ve eldivenler 5 şiş yardımıyla örülür. Şişlerden 4’ü ilmikleri tutmaya yararken 5’i şişle örme işlemi gerçekleştirilir. Çoraplarda kullanılan malzemelerin kendine özgü özellikleri vardır. Tiftik, örgüde inceliği sağlarken, yün çoraplar boyandığı renklerle desenleri daha alımlı gösterir.
Bitki, hayvan, insan figürleri geometrik şekiller ile yazı ve simgeler çoraplardaki motifleri oluşturur. Kullanılan her motifin yöredeki kişiler tarafından algılanan bir anlamı vardır. Örneğin; “eli belinde” motifi analık ve doğurganlığı, “küpe” motifi evlenme isteğini, “köstek” bağlılığı, “yıldız” mutluluğu, “akrep” düşmanlığı simgeler. Çorap ve eldivenlerde motifler konu olarak mitoloji, doğa olayları, aile yaşamı gibi geniş bir yelpaze sunar. Örneğin; “akıtmalı çorap” taki pembe çizgiler örenin kız çocuğu sayısını, siyah çizgiler erkek çocuğu sayısını verir. Eğer kız çocuklarından evli olan varsa pembe çizgilerin yanına bir siyah çizgi eklenir.
Kadınların, erkeklerin, evlilerin, dulların, bekarların, genç ve yaşlıların çoraplarındaki motifler ve dolayısıyla verdiği mesajlar farklıdır. Örneğin; köylerde bekar erkekler “Küçük Ağa” motifli çorapları, evliler “Büyük Ağa” motifli çorapları giyerler. Aşık Kirpiği, Fincan Göbeği, İnce Tütün, Dallı, Abani adlı motifler arasında “Dallı”yı gelinler, “Abani”yi damatlar giyer. Bu çoraplar altın ve gümüş tellerle işlenir. Ayrıca çoraplar, Ak, Kara, Alaca, Kınalı, Nakışlı, Buruncaklı, Tüylü olarak gruplandırılabilir.
Çorapta kullanılan malzeme istenirse boyanır. Boyamada ceviz kabuğu, soğan, asma, ayva ve yaprağı, patlıcan kabuğu gibi maddeler kullanılır. Bazı yörelerde çorap üzerine çeşitli adet ve inanışlar da vardır. Örneğin; beyazı çok olan bir çift çorabın hediye edilmesi hayra, siyahı çok olan bir çift çorabın hediye edilmesi şerre yorumlanırken, dul bir kadının erkek çorabı giymesi evlenmek istediğini anlatır. Kaybolan çorap teki o evdeki evli ya da nişanlıların ayrılık habercisi iken uzakta çalışan eşe gönderilen çorapla gebelik ya da yeni doğan çocuğun cinsiyeti bildirilebilir.

Soğuğa karşı kıl çorap

Büyük şehirlerde şark köşelerine süs eşyası olarak konulan “kıl çorapları” Artvin’de ağır geçen kış mevsiminde vatandaşların en önemli giyeceği konumunda. 

Artvin’de oturan Rahmi Gür (47), “Eskiden dedelerimiz, ninelerimiz, kıl çoraplarını, el dokuma yün ‘İngiliz Külotu ( pantolon )ve yün yeleğini’ ağır geçen kış aylarında sıcak tuttuğu için üstlerinden çıkartmazdılar. Bizde onların eskiden beri gelen örf ve adetlerini, giyim tarzlarını yaşatmaya çalışıyoruz. Bizden sonraki neslimize de bu yaşayış tarzımızı aktarmayı istiyoruz.” dedi. 

Hakiki kıl çorabının keçi kılından yapıldığını belirten Gür, “Kırpılmış yün önce yıkanıyor, ardından da güneşte kurutulduktan sonra özel dişli bir tarakla yün taranıyor ve ardından ipe dönüştürülerek yünler kadınlarımız tarafından elde şişle örülüyor.” diye konuştu. 

Soğuk geçirmediği için soğuk ve karlı havalarda ayakları korumak için giyilen kıl çorabın, kara lastik ayakkabısının içinde giyildiğini söyleyen Gür, “ Ayakkabı giysem ıslanıyor, çizme giysem rahat edemiyorum, kıl çoraplarını dizlerimin altına kadar çekip ıslanmayan kara lastikle rahatlıkla gezebiliyorum. Köyde olan büyükler giyiyor; ancak gençlerimiz hiç yanaşmıyor. Bu çorapların yerini hiçbir çoraplar alamaz, aynı zaman da ayakları sıcak tuttuğu için sağlıklıdır. İngiliz külotu denilen pantolon da aynı şekilde insanı soğuktan korur. ” diye konuştu.
iha

Patik çorap

MALZEME:

2 çile yün 6 nolu şiş

 

 

 

 

 

 

YAPILIŞI: 74 ilmek başla 2sıra düz işle 3 cü sırada baştan 5 ilmek işle 1 arttır 2 ilmeği birlikte kes 2 düz işle 1 arttır 2 düz işle sıranın sonuna kadar böyle devam et 17 delik olana kadar 5 sırada düz işle işin sonunda 1 arttır7 sıradada aynı işlem bu işlemi74 ilmek başlanan iş 78 ilmek oluncaya kadararttırma işlemi bitince 1 sıra düz git gel sonra siyah ipi bağla 1 sıra düz git gel 3. sırada 2 sıra haroşa yap bu seferde işin sonunda her sırada 1 ilmek eksiltiyoruz 74 ilmek kalana kadar
1 sıra düz git gel ondan sonra eksilttiğimiz taraftan işimizi tekrar her sırada 1 ilmek arttırmaya başlıyoruz ilmek sayısı78 oluncaya kadar bu sırada hatoşayı yapmayı unutmuyoruz daha sonra turuncu ipimizi bağlıyoruz 1 sıra düz gidip geldikten sonra her sırada 1 ilmek eksilterek 74 ilmek kalana kadar örmeye devam ediyoruz son 2 sırada ipimizin geçeceği delikleri yapıyoruz

 

 

 

http://www.kosuyoluhobi.com/

işi 2 ye katlayıp arttırmaların olduğu yerden dikiliyor bağcıkları için 3 kat yünden tek tığ ile 250 zincir yapılıyor sonra deliklerden ayakkabı bağlar gibi bağlanıyor

 

DANTEL (TENTENE)

PDF

Yazdır

E-mail

DANTEL (TENTENE)

Dantel XVI. yüzyıldan günümüze kadar kullanım zevkini koruyabilmiş bir bezeme türüdür. Dantel (dantelâ); tanımlaması ise; özellikle Fransa ve İtalya'da işleme oyalara "diş ve kenarlar" yapılmasından dolayı Fransızca diş anlamına gelen "dent" sözcüğünden dantel olarak yayılmıştır. Dantelin kullanımı XVI. yüzyıldan sonra başlar. Doğulu kadınlar çok eskiden beri, üzerleri şekilli, çok ince kumaşlar kullanırlardı. Ancak bunlar dantel düzeyinde değillerdi.
Avrupa'da ise; değerli ve pahalı kumaşlardan yapılmış süslü elbiselerin giyilmesi Haçlı seferlerinden sonraya rastlar. Kısa zamanda, zenginler arasında süslü elbise giyme merakı ile birlikte dantel kullanımı da hızla yayılmaya başlar. Kadınların yanı sıra, erkeklerde giysilerinde dantele yer vermişler, yaka kol ağızları ve başlıklarda dantel kullanmaya başlamışlardır. Avrupa'nın en iyi, en güzel dantelleri başta Venedik olmak üzere, Cenova, Milano gibi İtalya kentlerinde yapılırdı.
Zamanla; Fransa, İspanya, Belçika, İngiltere'de de dantel üretimi ve kullanımı büyük bir hızla gelişmiştir. Bu süreçte Belçika'nın dantel üretimindeki ekonomik kazancı diğer Avrupa ülkelerine örnek olmuştur.
Bu dantel zevki ve kullanım modası çok geçmeden tüm Avrupa kentlerine yayıldı. Hatta birçok yerlerde resmi kişiler tören giysilerinde dantel bulundurmaya zorlandılar. Öyle ki, bu bezeme aksesuarının kullanımı bazı kararların, hatta yasaların çıkmasına, bazen de ithaline dahi izin verilmeyen yasalarla durdurulmuştur. Fransa'da zengin, soylu, saray ve kilise ileri gelenlerin giydikleri elbiselerdeki dantel kullanımı o kadar suistimal ve dejenere edildi ki; kralın emriyle bir düzen altına alınmış, bazı yasalarla kimlerin ne şekilde dantelli elbiseler giyeceği tespit ve sınırlandırılmıştır. XVII. yüzyılda İngiltere Parlamento kararıyla dışarıdan dantel girişini yasaklamış, dantel işleyen işçi kadınların Belçika'dan getirilmesi kararını almıştır.
Bu yasaklama amacına ulaşmamış, kaçak getirilen Belçika dantelleri ise İngiliz danteli adıyla satılmıştır. Tarihsel süreçte; el emeği göz nurunun ürünü olan danteli, ilk olarak 1768 yılında Hammond adında bir İngiliz işçi "çorap makinalarında" örme işini başarmıştır. İlk dantel makinasının bulunuşuna kadar birçok kişi değişik makineler üzerinde çalışmalar yapmışlardır. Ancak; 1881'de Malliere adındaki mühendis, bugün kullanılmakta olan (dantel) makinelerinin ilkini yapmayı başardı.
"Dantelâ, dantel, tentene de denilir, ince ilmikli ve değişik şekillerde desen yapılarak örülen seyrek bir dokuma." "Genellikle kadınlar tarafından yapılan iğne, tığ ve mekikle örülen veya makinede dokunan yatak takımlarında kullanılan zarif bir süsleme malzemesidir." İnsanların örgü sanatı ile ilgilenmesini önceleri doğal yaşam şartlarından korunmak ve örtünmek için olarak değerlendirebiliriz. Fakat gelişen teknolojiyle birlikte örgü alanında kullanılan ipliklerin incelmesi, örtünmek amacından daha çok süs ve süslenme düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Kendilerini süslerken; yapımının kolay ve zevkli oluşundan dolayı dantelden yapılmış süs eşyalarını da üretmeye başlamışlardır.
16. yüzyılda dantelin Avrupa'da örülmeye başlaması, özellikle Venedik'te çıktığına bakılırsa, Doğu ile sürekli iletişim içerisinde bulunan Venediklilerin danteli doğudan gelen işlerde görerek uyguladıklarını söylemek pek yanlış olmaz. Bizde de dantel; oya işi, düğüm işi olarak bilinirdi. Oya işi, düğüm işi ve makrameden yapılan örneklerin bulunması Türklerde de dantelin yapıldığını göstermektedir. Divan-ı Lügat-it Türk'teki; Tüg: Düğmek, düğümlemek, bağlamak. Tüglüş: Birbirleriyle düğümlemek. Tüglün: Düğümlemek, bağlamak.
Ör: Örmek gibi kelimeler araç kullanmadan yapılan dantellerin bulunduğunu bize göstermektedir.
Avrupa dantellerinin Türklere ulaşması 16. asırdan sonradır. Oya işlemekte hünerli olan Türk kadınları önceleri Venedik dantellerini taklit ederek dantel yapmaya başlamış, sonraları çok daha güzellerini kendileri üretmişlerdir.
Toplum olarak gelenek ve göreneklerimize olan bağlılıklarımız; Orta Asya'da yaşadığımız göçebe hayattan yerleşik düzene geçerken de kendini göstermiş oradan gelen alışkanlıklarımız yeni yaşama biçimimize kolaylıkla aktarılmıştır.
Örneğin kıl çadır içerisine yerleştirilen minderler daha sonraları evlere kolaylıkla taşınmış, sedirler konulmuş, yan yastıkları dediğimiz arka yastıkları ile üzeri süslenmiştir. Dolayısıyla örücülük sanatı da kendini yavaş yavaş hissettirmeye başlamış, yerleşik düzenin belirtileri perdeler, arka yastıklarının üzerine örtülen dolama tenteneleri sedir yaygıları gibi tenteneler günlük hayatta sürekli kullandığımız eşyaları oluşturmaya başlamıştır. Anadolu kadını, genç kızlarımıza çeyiz hazırlamak, gelenek ve göreneklerimizi yaşatmak boş zamanlarında tentene örerek aile bütçesine katkıda bulunmak amacıyla tenteneyi sürekli olarak severek uygulamış, böylece Türk kadının duygu ve düşünceleri tentene ile yeniden şekil almış, ilmek ilmek işlenmiş, hatta günlük yaşantısında konuşma dili olmuş, eltisine olan küskünlüğünü "elti eltiye küstü" kayınvalidesine olan serzenişini "kaynanadili" diye adlandırmıştır. Dantelleri genel olarak yapım tekniklerine göre:

  • Makrame (düğüm danteli, el düğümü)
  • Kastamonu düğüm danteli
  • Kordon, Harç gibi araç kullanmadan yapılanlar
  • Tığ danteli
  • Mekik danteli
  • Firkete danteli
  • İğne danteli
  • File danteli
  • Tenerif danteli
  • Füzo danteli gibi araç kullanarak yapılanlar olarak iki grupta ele alabiliriz.

Uygulanan dantellerde bitkisel, figürlü geometrik, nesneli ve yazılı bezeme türünde motif, desen ve bordürler mevcuttur. Böylece; Anadolu'nun hemen her yerinde severek ve sevilerek uygulanan "Dantel" ekonomik alanda bir endüstri, bir pazar, bir iş kapısı olarak güncelliğini korumuş ve korumaya da devam edecektir.
Kaynakça
1.       "Dantel" Meydan Larousse; Cilt 3, Meydan Yayınevi
2.       "Dantel", Türk Ansiklopedisi, Cilt 12, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1964. sf. 291 – 292
3.       Akbil Fatma Pamir; Türk El Sanatlarından Örnekler, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1970, sf: 36
4.       Arseven Celal Esat; "Dantel" Sanat Ansiklopedisi, Cilt 1. Maarif Basımevi, İstanbul 1958, sf.432
5.       Eronç, Perihan; Giyim Süsleme Teknikleri, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1984.
6.       "Dantel" Hayat Ansiklopedisi, Cilt 2, Hayat Yayınları, sf: 884 – 886
7.       Kaşgarlı Mahmut; Divan-i Lügat-it Türk Tercümesi, Cilt 2, Çeviren Besim Atalay, Türk Dil Kurumu, sf: 667
8.       "Dantel" Hayat Ansiklopedisi, Cilt:2, Hayat Yayınları, sf: 884–886


Yazar: Sema ÖZwww.hometex.org

KANAVİÇE İŞLEMELER

Geçmişten Günümüze

Kanaviçe işlemelere, Konya kadınının çeyize verdiği öneme bağlı olarak yörede sıkça rastlanmaktadır. Gelin evinin duvarlarına asılan çeyizin büyük bir bölümü kanaviçe işlemeler kapsamaktadır. Kanaviçe işlemeler duvarlardan çiçek bahçesi gibi yansımış ve gelinlik kızlara ilham kaynağı olmuştur.


Anadolu’nun tüm yörelerinde olduğu gibi, Konya evlerinde de bu konuda çok zengin bir koleksiyon bulunmaktadır. Çok eskilerden günümüz kadar her devirde zevkle işlenen kanaviçeler dayanıklı işlemeler oldukları için anneden kızına, nineden torununa ulaşabilmekte ve böylece her çeyizdi sayıca çoğalmaktadır. Pek çok eşya üzerine rahatlıkla uygulanabilen kanaviçe motiflerine doğa Türk kadının kişiliği ve becerisi ile bütünleşip dokumalar üzerine yansımaktadır. Sanatçının duygularıyla şekillenip, renklenmekte, hatta isimlendirilmektedir. Örnekler elden ele dolaşıp komşudan komşuya, köyden şehre, aynı yörede olduğu gibi, bir başka bölgeye göç edenlerle veya başka yerden gelen gelinin çeyiziyle birlikte bölgeler arasında da yayılmaktadır. Bilindiği gibi geleneksel kesimde çeyiz asma âdeti vardır. Bir sür sergi niteliği taşıyan çeyiz serme ya da asma yoluyla kanaviçe motifleri bir çevreden diğerine ulaşmaktadır. Bu nedenle bölgeler arasında hızla gelişen iletişim ve kaynaşmayla motiflerin bölge bölge ayrılması ya da yöresel özellikler altında gruplanması artık mümkün değildir.
Köyde, kasabada, şehirde her evde çok zengin bir koleksiyon oluşturan kanaviçe motiflerine olan ilginin başta şehir merkezleri olmak üzere azalmaya başlaması dikkat çekmektedir. Geleneklerimizde ve kullanım alanlarındaki değişikliklerden dolayı kanaviçe işlemeler yavaş yavaş sandıklara çekilmeye başlanmıştır. Değişen yaşam şartlarıyla birlikte düğünlerimizde artık duvarlara çeyizler asılmamakta, kayınvalide, kayınpeder gibi aile büyüklerine işlemeli dürüler (hediye) eskisi gibi verilmemektedir. Elbiseler duvara değil gardıroba asılmakta, evlerimizde sandık yerine komidin, yastık minderlerin yerine mobilyalar kullanılmaktadır. Elbise örtüsü, sandık örtüsü, ev dolaması, yastık yaygısı vb. gibi bir takım örtüler evlerdeki yaşam düzeninin değişmesi ile birlikte kullanım alanlarını yitirmektedir. Elimizdeki motifler sandıklarda beklenilirken yeni örtüler için yabancı kataloglardan motifler kopyalanmakta, evlerimizde sehpa örtüsü, yatak örtüsü, masa örtüsü gibi yeni uygulamalarda kullanılmaktadır.
Oysa gerçek halk el sanatı olan kanaviçe işlemelerindeki kendi kültür birikimlerimizi yansıtan bu motiflere dikkat çekmeli, yeni uygulamalarda kullanılma imkânı sağlanmalıdır. Yabancı kataloglardaki motiflerden faydalanmak isteyen Türk kadını kendi sandığına dönüp bakmalı yaygı, yastık vb. gibi eski ürünler üzerindeki kanaviçe motiflerini fark edebilmeli ve yeni alanlara uygulayabilmelidir.

Yazar: Yrd. Doç. Dr. Celale İLKERhttp://www.hometex.org/index.php?option=com_content&task=view&id=4053&Itemid=37

 

Nakış 

 

Vahap MUNYAR  vmunyar@hurriyet.com.tr

’Antepişi nakış’ 90 bin Euro’ya canlanıyor


TÜRK Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin etkili üyelerinden sosyal hizmet uzmanı Akgün İncioğlu’yla yolumuz Çeşme’de tatildeyken kesişmiş, anlattıkları beni heyecanlandırmış notlarımı almıştım.

Akgün İncioğlu, İzmir’den Gaziantep’e gelin gitmiş. Eşi Gaziantep’in önde gelen çiftçi ailelerinden birine mensup olunca, profesyonel iş hayatına atılamamış. Ancak, aldığı eğitimin hakkını sosyal çalışmalarla vermeyi kendine ilke edinmiş.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin kurucusu olmuş, birara Gaziantep’te başkanlığını da yapmış. Çocuk Esirgeme Kurumu’nda gönüllü çalışmış.

Gaziantep’deki eş-dost ziyaretlerinde İncioğlu’nun dikkatini özenle saklanan nakışlı örtüler çekmiş. "Antepişi nakış"ı önceden bilen Akgün Hanım, kimsenin bu örtüleri kullanmaya kıyamadığını farketmiş.

Nedenini sormuş, "Hem Antepişi nakış yapanların sayısı azaldı, hem de yapmak çok zor" yanıtı almış. Akgün Hanım, bunun üzerine "Antepişi nakış"ı canlandırmanın yollarını aramaya koyulmuş.

Akgün İncioğlu, birkaç arkadaşıyla birlikte 1920’li yıllarda Gaziantep’ten ABD’ye, İngiltere’ye ihraç edilebilen "Antepişi nakış" için Avrupa Birliği (AB) fonlarından yararlanacak proje geliştirmiş.

"Antepişi Nakışın Canlandırılması ve Ekonomiye Kazandırılması Projesi"ne AB fonlarından 90 bin Euro gönderilmiş. Akgün İncioğlu ve proje ekibi tek kuruş proje bedeli almadan, 90 bin Euro’yla "Antepişi nakış"ı canlandırmak, yeniden yaygın hale getirmek için kolları sıvamış.

Altı aylık bir ikna çabası sonrasında Gaziantep’in Nizip ilçesinde 16 atölyeyi faaliyete geçirmeyi başarmışlar. Bir yandan atölyelerde çalışan genç kızların, kadınların eğitimiyle uğraşırken, diğer taraftan da "Antepişi nakış"ın tarihçesini incelemişler. "Antepişi nakış"ın 104 modeline ulaşmışlar.

İncioğlu’nun öncülük ettiği 600’e yakın Gaziantepli genç kız ve kadın, ayda 90 Euro harçlıkla "Antepişi nakış"ı daha yaygın kullanıma açmak için canla başla çalışıyor. Nakışların kimi yatak örtüsü, kimi masa örtüsü oluyor. Nakışların ayakkabıda da kullanılabileceği gösteriliyor.

İncioğlu’nun hedeflerinden biri, "Antepişi nakış"ın "ulaşılamaz" olmaktan çıkması: "Nakışa emeği geçen kadın hakkını alsın ama alıcıya da çok pahalı gelmesin. Çok ucuza yaparsak, nakışı işleyen kadınlar para kazanamaz, yuvarlama yapmaya gider. Tam dengeyi tutturmamız gerekiyor."

Akgün Hanım’ın diğer hedefi de "Antepişi nakış"ı marka haline getirmek. Bu amaçla "Antepişi nakış"ı tescil ettirme çalışmaları başlatılmış: "AB’ye sunduğumuz proje kapsamında iki yıllık süre içinde bir de yurtdışı fuara katılmak var."

İncioğlu ve arkadaşları öncülük ediyor, 600’e yakın kadın sabırla canlandırıyor... "Antepişi nakış", yeniden ihraç ürünleri arasına girecek gibi görünüyor...

Bunun için biraz destek gerekiyor...hürriyet

 

 

Antep işi nakışa Avrupa’dan destek
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Gaziantep Şube Başkanı Akgün İncioğlu, 24 ay sürecek olan “Antep İşi Nakış El Sanatının Yaşatılması” projesi için 89 bin 406 avro almaya hak kazandıklarını söyledi.

Emel Gül
NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:36 TSİ 27 Eylül 2005 Salı


GAZİANTEP - Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Gaziantep Şube Başkanı Akgün İncioğlu, GAP Bölgesi’nde “Kültürel Mirasın Geliştirilmesi Programı” kapsamında Avrupa Komisyonu tarafından GAP Bölge İdaresi Başkanlığı’nca, kültürel miras ve kültürel turizmi desteklemek amacıyla “Antep İşi El Sanatının Yaşatılması ve Ekonomiye Kazandırılması” konulu bir proje hazırladıklarını belirtti.
Proje kontratını 14 Eylül 2005 tarihinde imzalayarak başlattıklarını kaydeden İncioğlu, projede Antep işi nakış sanatının genç kızlara öğretilmesi, Antep işi işleyen kadınların kooperatifleşme yoluyla örgütlenmelerinin sağlanması, 104 çeşit modelin olduğu bilinen sanatın envanter çalışması ile gün ışığına çıkarılması, Antep işi pazarının genişletilerek, ekonomiye katkısının artırılmasını hedeflediklerini bildirdi.

‘ANTEPLİ KADINLARDAN DESTEK BEKLİYORUZ’
Gaziantep’in yüzyıllardan beri gelecek nesillere aktardığı bu el sanatının tescillenmesi ve kayıtlara geçirilmesine aracı oldukları için büyük bir mutluluk duyduklarını, proje kapsamında eğitim ve üretim amaçlı bir atölye kurulacağını da ifade eden İncioğlu, “Bu atölyede bir yandan sanat öğretilip, diğer yandan da halen Antep işi üretmekte olan ve üretilen ürünleri pazarlayan aracı kadınların da aralarında yer aldığı kadınlara, uzman kişiler tarafından bu kişilerin donanımını arttıracak 10 adet eğitim semineri düzenlenecektir. Projede yer alacak olan kursiyerlerin belirlenmesi, projenin uygulama koşulları, süresi gibi ayrıntılar önümüzdeki günlerde yapılacak olan projenin tanıtım toplantısında ayrıntılı olarak anlatılacaktır. Uzun bir çabanın ürünü olan projeyi almanın sevincini halkımızla paylaşmak istiyor, özverili, üretken, yaratıcı Antep kadınlarının desteklerini bekliyoruz” dedi.

AVRUPA VE ABD’YE İHRAÇ EDİLDİ
1850 yılında Gaziantep’in Tılfar Köy’ünde Hamide isimli br köylü kızının yarattığı Antep işi, kuşaktan kuşağa bugünlere geldi. Bu köylü kızının yarattığı nakış, 1880’li yıllarda yaygınlaştı. Hemen her evde genç kızlar bu işi işlemeye başladı. Öyle ki, gece gaz lambasında bile çeyizlerine Antep işi işlediler. O yıllarda Anteplilerle içiçe yaşayan Ermeniler ve Amerikan Hastanesi’nde bulunan yabancılar da bu nakışı işlemeye başlar. Mardin Amerikan Hastanesi’nde tedavi gören Müslüman ve Hıristiyan fakir hasta kadınların rehabilitasyonu ve hastane masraflarına katkıda bulunmaları için Antep işi yaptırıldı. Kadınların yaptıklarını Avrupa ve Amerika’da pazarlandı. Antep işi o zaman “hastane işi” olarak anılır. Antep işinin Amerikan Hastanesi kanalıyla pazarlanması Gaziantep savaşına kadar sürer. Savaşın bitmesinden ve azınlıkların Antep’i terketmesinden sonra dış pazar imkanı ortadan kalkar.

ATATÜRK YAKINDAN İLGİLENDİ
Atatürk, 1933 yılında Gaziantep’e geldiğinde Antep işi ile ilgilenir ve o zamanın ünlü nakışçısı Hapba bacıyı bizzat evine giderek ziyaret eder. Burada Antep işini inceleyen Atatürk, bu işin gelişmesi gerekenin yapılması konusunda direktif verir.

NASIL YAPILIR?
Antep işi, ipek kumaş üzerine işlenir. Önce tek tek telleri çekilir kumaşın. Sonra etrafı çitinir. İçine yapılan motifler ise tamamiyle matematik hesaba göre yapılır. Bir yanlış tel kesimi nakışın tamamını çöpe atılmasına neden olur. İpliği de saf ipek olmalıdır. Tahtadan yapılan iki ayak ve onu tuturan iki kasnakla ismine “kergah” denilen aletle işlenir.

ULUSLARARASI FUARDA ALTIN MADALYA KAZANDI
Dünyanın hiçbir yerinde belki de bu el sanatını işleyen başka bir şehir yok. Öyle ki, 1984 yılında Almanya’nın Münih kentinde düzenlenen 36. Uluslararası Enternasyonal El Sanatları Fuarı’nda altın madalya kazandı.

ÜNLÜ MODACI ANTEP İŞİ MODELLERİYLE BÜYÜK ÖVGÜ ALDI
Türk moda tasarımının uluslararası temsilcilerinden Bahar Korçan; Donna Karan, Calvin Klein gibi modacılarla aynı kulvarda yer almak için ciddi adımlar atmaya devam ediyor. Ünlü modacı, dünya medyası ve sosyetenin takip ettiği New York Moda Haftası’ndaki defilesinden sonra, ‘Bahar Korçan-Made in İstanbul’ imzalı tasarımlarını açacağı mağazalarda pazarlayacak.

Korçan’ın elindeki en büyük kozu ise, defilelerinde bol bol kullandığı ham ipek üzerine Antepişi’yle bezenmiş modeller. Kumaşın iplikleri çekilerek yapılan bu ince nakış türü modeller, Korçan’ın gerçekleştirdiği defilede başta Wall Strett, New York Post gibi ABD’nin önemli basın kuruluşlarının yanı sıra Vogue, Galmour, WWD, In Style, Harper’s Bazaar gibi moda dergilerinin editörlerinden de övgü aldı.

'Antep işi' modası dünyaya açılıyor

Bahar Korçan, Gaziantep esintileri taşıyan, Avrupa ve ABD'nin seçkin butiklerinde satılacak 'Köksüzlük' koleksiyonunu tanıttı


 

 

İlknur Gülmez
Bahar Korçan, sonbahar - kış 2004 - 2005 'Köksüzlük' adlı koleksiyonunu yenilenen butiğinde bir kokteylle tanıttı. Avrupa ve ABD'de seçkin butiklerde satışa sunulan kıyafetlerin yer aldığı davete Sertab Erener, Yonca Evcimik, Işın Mumcu, Sanem Habib ve Banu Aksoy katıldı.
Her koleksiyonunda Türkiye'nin ayrı bir yöresinde unutulmaya yüz tutmuş elişlerini dünyaya tanıtan Korçan, yeni koleksiyonunda Antep işleri ve Hatay'da el tezgâhlarında dokunan ham ipek kumaşları kullandı. Koleksiyonunun bir kısmının Gaziantep'le birleştiğini belirten Korçan, şunları söyledi:
"Bir sabah uyandığımda Gaziantep'e gitmeliyim dedim ve gittim. Yöredeki insanlarla görüştüm. Köyde elle Antep işleri yapan kadınlarla sohbet ettim. O bölgeye ait dokuları İtalyan kumaşlarla birleştirdim ve ortaya 'Köksüzlük' koleksiyonu çıktı."

'Bizden şeyler'
Birçok modacı gibi yurtdışına gidip oradan esinlenmek yerine, Türkiye'nin zenginliklerinden yararlandığını dile getiren Korçan, sözlerini şöyle bitirdi:
"Türkiye'deki zenginlikleri kullanmaya ömrüm yetmez. Bizden birtakım dokularla parçalarımı birleştirmekten çok keyif alıyorum. Kendimce yorumluyorum. Bu etnik bir tasarımcı olmak anlamında değil, gerçekten bana uyuyor. Gaziantep işini Amerika'daki fuarda anlattım, inanamadılar. İpliklerin tek tek çekiliyor, sarılıyor ve yapılıyor olması gerçeküstü geldi. Dünyaya bizden birtakım şeylerle seslenmek çok daha doğru."

 

Maraşişi İşleme Sanatı
Nesilden nesile gelen EL sanatlarının içinde İŞLEME sanatı günümüzde de önemle devam etmektedir.
Teknolojinin değişmesine rağmen göz nuruna dayalı El işinin yeri başkadır.İnsanoğlunun meydana getirdiği uygarlıklar El sanatı ile iç içe yaşamıştır.Toplumun üretim zevk ve biçimlerinden kaynaklanan EL işi vazgeçemiyeceğimiz kültürel bir olgudur.
İşleme sanatı’nın mitolojide ve efsanelerde de sözü geçmektedir.
İlyada efsanesinde ODEYESEOS kılık değiştirerek LUKOMEDA’nın evine gider bohçasındaki işlemeleri gösterir. Mitolojide ise MUSA peygamberin kızı NEOMA’nın gergefinin bulunduğundan bahsedilir.
Batı sanatını etkileyen MEZEPOTAMYA uygarlığında mısırlı hanımların kıyafetinde işleme sanatının zerafet içerisinde süslendirildiği görülmüştür.
Anadolu da yapılan arkeolojik kazılarda iğneler bulunmuştur. Bu iğneler neolajik çağdan beri Anadolu da göz nuru iğne ile yapılan işlemelerin varlığını ortaya koymaktadır.
Kahramanmaraş’ta Hitit uygarlığına ait yapılan kazılarda çıkan kadın ve çocuk giysilerinde göz nuru nakışların varlığı tespit edilmiştir.
İşlemelerde geometrik düzen , simetri ve sonsuzluk prensibine bağlı kalınarak çiçek,yaprak motifleri çeşitli renklerde ipek ipliklerle , sırma ve simlerle işlenerek meydana gelen nakışlar birer sanat şahaserleridir.
İşleme sanatında sim,sırma ile altına deri konularak işlenen dünyada haklı bir gurura sahip MARAŞ İŞİ sim sırma sanatı ,TÜRK toplumunun ruh zenginliğinin,yeteneğinin ve gücünün en güzel örneklerindendir. Tarihi Selçuklulara kadar dayanır.
Maraşişinin Osmanlı Sarayınada girmesi Kahramanmaraş yöresinde hüküm süren DULKADİROĞLU beyinin kızı emine hatun ( CELEBİ MEHMET’e ) gelin giderken çeyizindeki sim sırma işleri saray erkanının dikkatini çekmiş , çok beğenilmiş yine ( FATİH SULTAN MEHMET’e ) gelin giden ( SİDDİ MUKRİME HATUN’nun ) çeyizlerindede bu nadide EL sanatı olan MARAŞ İŞİ sim sırmaların oluşu Rumeli’ye kadar tanınmasına sebep olmuştur.
Sarayların ve konakların haremlerin’de yaşayan hanımların çeyiz hazırlarken yaptıkları işlemeler sultanlar tarafından da işlendiği için kıymeti günümüze kadar sürüp gelmiştir. http://www.kmtso.org.tr/

 

Egeli nakışçılardan dünyaya açılma planı

16.08.2005  /  Referans-İzmir  /  Haber

  

 

 

Egeli nakış sanayicileri dünya pazarlarını hedefliyor. Ağırlıklı olarak hazır giyim ve konfeksiyon ihracatçılarına bağımlı nakış sanayicileri, tanıtım ve pazarlamaya ağırlık vererek, dünya pazarlarındaki paylarını artıracaklar.
Nakış ve Diğerleri Sanayi Meslek Komitesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Taşkın ile birlikte dün düzenledikleri toplantıda, sektörün hedefleri ve sorunları hakkında bilgi verdi. İzmir'de nakış sanayiinde hizmet veren 119 firmanın olduğunu bildiren Nakış ve Diğerleri Sanayi Meslek Komitesi Başkanı Muin Altın, sektörlerinin yüzde 95'inin hazır giyim ve konfeksiyon ihracatçılarına bağımlı olarak hizmet verdiğini ifade etti.
Standart oluşturacağız
Öncelikli olarak İzmir nakış sanayinin kapasitesinin tespit edileceğini dile getiren Altın, "EBSO'nun da desteğiyle dünyaya açılmak istiyoruz. Ülkelerin askeri armaları ve iş üniformalarını İzmir'de üretip katma değer yaratmayı planlıyoruz. Nakış ve trikoda bir standart getirmek için TSE'ye müracaat ettik" diye konuştu. Sektörün dünyadaki ilk kongresini İzmir'de gerçekleştirmek istediklerini dile getiren Altın, 1960'lı yıllardan bu yana nakışçılıkta liderliğini koruyan İzmir'de "AB Nakış Kongresi" düzenlemek için önümüzdeki günlerde çalışmalara başlayacaklarını bildirdi.
Sekörler yeni pazarlar yaratmalı
EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Taşkın, sektörlerin yeni pazarlar yaratması gerekliliğine dikkat çekti. Taşkın, "Biz Türkiye'de Milli Savunma Bakanlığı'nın ihalelerini takip ediyoruz. Bundan sonra NATO ihaleleri ile diğer ülkelerin asker ve polis kıyafetlerinin ihalelerini de takip etmeli, dünya çapında düşünmeliyiz. Gerekirse konsorsiyum oluşturarak, bu ihaleleri almak için güç birliği yapmalıyız" diye konuştu.
Taşkın, fason üretimin ve koleksiyonu olmayan üreticilerin zamanla pazardan silineceğini dile getirerek "Ağlama sızlama dönemleri artık bitti, sanayiciler olarak kendimizi kurtarma dönemindeyiz. Markaya ve koleksiyon yaratmaya önem vermeliyiz" dedi.

 

Düğme dikmesini bilmiyordu şimdi internette çeyiz satıyor
İSMEK'in mefruşat ve folyo kurslarında kendini yetiştiren ev hanımı Özden Alkan'ın, mezun olur olmaz kızının da yardımıyla ürettiği el ürünü göz nuru ürünlerini sergilemek için "www.ceyizlerim.com" adıyla açtığı internet sitesi ziyaretçi akınına uğruyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları'nda mefruşat ve folyo eğitimi alan Özden Alkan, gördüğü ilgiyi önce fiyatların ucuzluğuna sonra da ürünlerin kalitesine bağlayıyor. Alkan "Düğme dikmesini bile bilmiyordum İSMEK kurslarına giderek çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim" diyor.

 

Elişi ve bilgisayara tasarım
“Viranşehirde el işi  kültür teknolojiyle buluşturulmuş;modern makine ve bilgisayar tasrımlarıyla süslenen elişi ürünleri Almanya ve İsviçreye ihraç edilmektedir.Bu şekilde gençlere istihdam alanı oluşturulmuş,geleneksel el işlerimiz tanıtılmış olmaktadırBilgisayarda tsarlanan el işi örnekleri 4 kişilik ekip tarafından 10 günde bitirilmektedir.

 

Alanya'da 5 yıldır nakış işleyen Fikriye ve İsmail Yılmaz çifti, bilgisayarlı sisteme geçerek hedef büyüttü. İsmail ve Fikriye Yılmaz çiftinin amacı hem perakende sektöründe hem de toptan satışlarda Alanya'da bir numara olmak. Bunun için bilgisayarlı sisteme geçtiklerini söyleyen İsmail Yılmaz, yeni sistem makina ile iş potansiyellerini 12'ye katladıklarını ifade etti. Eskiden bir takım çıkarabilirken bilgisayar sitemine geçtikten sonra 24 saatte 12 parça ürün çıkarttıklarını vurgulayan Yılmaz, 'Alanyalılar nakışa büyük ilgi gösteriyor. Bunu bilerek biz de Yılmaz Nakış olarak yeni yatırımlara yöneldik. Artık bir günde daha çok ürün elde ediyoruz. Böylece toptan satışlara da başlamış olduk' dedi. Nakışa yabancıların da büyük ilgi gösterdiklerini dile getiren Yılmaz, amaçlarının en iyi hizmeti vermek olduğunu vurguladı. Alanya'da nakış sektörünün büyük bir potansiyele sahip olduğunu hatırlatan Yılmaz, bunu göz ardı etmediklerini yaptıkları yatırım ile seri üretime geçerek gösterdiklerini belirtti.Adem TEKİN.akşam

  
Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde üniversite öğrencisi genç, bilgisayar ortamında öğrendiği nakış işleme sanatı sayesinde Avrupa’ya ihracat yapıyor.

Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri Bölümü 3. Sınıf öğrencisi M.Ali Akgül, 1.5 yıl önce açtığı nakış işleme atölyesinde Almanya ve İsviçre’deki gurbetçilere yüzlerce yöresel motifli ve nakış işlemeli el sanatını ihraç ettiğini söyledi.
Çeyizlik ve ev tekstili ürünlerin yanı sıra özel kurum ve kuruluşların reklamlarını, amblemlerini, logolarını da nakışladıklarını anlatan Akgül, nakış işlemesinin her genç kızın evlilik hayalini süsleyen bir el sanatı olduğunu vurgulayarak, bu kültürün yaşatılması için çaba sarfettiklerini söyledi. Akgül, kültürümüzü Avrupa’ya pazarlamanın da kendilerine büyük bir haz verdiğini ifade etti.
Nakış sanatının teknoloji sayesinde artık çok kolay olduğunu hatırlatan Akgül, “Ninelerimizin naftalin kokulu çeyizlerini hiç unutamayız. Onlar kültür kokar aslında. Ancak bu sanatın bilgisayar ortamında hazırlanması bu işi sektör haline getirmiştir. Biz bu kültürümüzü bilgisayar ortamında daha hızlı, daha güzel tasarlayıp teknoloji ile bütünleştiriyoruz.” dedi.
Bu güne kadar Almanya ve İsviçre’de yaşayan gurbetçilere çeyizlik nakış işlediklerini ifade eden Akgül, ayrıca Avrupa’da bir çok Türk’ün açtığı işyerine de perde ve masa örtüsü nakış işlemeleri pazarladıklarını belirtti. Akgül, hedefinin dünyanın yedi kıtasında 10 ülkede şube açarak, nakış kültürünü yaymak olduğunu sözlerine ekledi.

 

,


MESLEKİ EĞİTİMDE BİLGİSAYAR DESTEKLİ NAKIŞ DESEN TASARIMI

Mesleki eğitimde bilgisayar destekli nakış desen tasarımı
Günümüzde teknolojik gelişmeler,  geleneksel üretim süreçlerini ve işgücü niteliklerini hızla değiştirmektedir. Geçmişte elde yapılan işlemelerin çoğu bugün bilgisayarlı makinelerde işlenmekte, tekstil sektöründe önemli hizmetler sağlayan nakış endüstrisinde bilgisayarlı nakış makinelerinde üretimi gerçekleştirecek ve desen tasarımı konusunda bilgi ve beceriye sahip nitelikte eğitimli elemana ihtiyaç duyulmaktadır. İş hayatının talebi olan iş gücünün yetiştirilmesi mesleki örgün eğitimde orta öğretim ve yükseköğretim programlarında yer almaya başlamıştır. Tekstil alanında istihdam sağlayan bu okullarda, bilgisayar destekli tasarım atölyelerinin kurulmasında gerekli yazılım ve donanımın temin edilmesi, öğretmen eğitimi ve nakış sektörünün ihtiyaç duyduğu bilgisayarda desen tasarımını bilen eğitimli tasarımcıların yetiştirilmesi çalışmaları sürdürülmektedir.
Bu çalışmada, mesleki eğitimde başlayan yeniden yapılanma çalışmaları ve bilgisayar destekli nakış tasarımı konusu incelenmiştir.
Mesleki Eğitimde Nakış Programları
Ülkemizde mesleki ve teknik eğitimin temel işlevi, bireyin istek ve yetenekleri doğrultusunda, ekonominin ve endüstrinin ihtiyaç duyduğu yeterlilikleri kazanmış, gelişmelere uyum sağlayabilen teknik elemanları yetiştirmektir (Taymaz, 1983, 101).
Günümüzde gelişen teknolojiye bağlı olarak meslek alanlarındaki çeşitliliğin artması ve mesleklerdeki nitelik ve niceliğin değişimi, meslek öncesi eğitimin önemini ortaya koymaktadır. İş hayatının talebi ile uyumlu olarak bir meslek alanında ara insan gücünün yetiştirilmesinde işe girmek için gerekli bilgi, beceri, tutum ve alışkanlıkları okul ortamında öğrenciye kazandırmayı amaçlayan temel mesleki eğitim,  Türkiye'de orta öğretim (lise) kademesinde uygulanmaktadır. Nakış sektörüne ara eleman yetiştiren meslek liselerinde öğrencilerin yeni teknoloji ile yetiştirilmeleri yönünde önemli çalışmalar başlatılmıştır.
Milli Eğitim Bakanlığı Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü, mesleki ve teknik eğitim kurumlarını, daha çağdaş ve sektördeki gelişmelere paralel bir yapıya kavuşturmak amacıyla 1993 yılında yürürlüğe koyduğu,  2002–2003 öğretim yılı sonunda yasal süreci tamamlanan Mesleki ve Teknik Eğitimi Geliştirme "METGE" Projesi ile planlı okul gelişim modelini gerçekleştirmiştir. Bu proje kapsamında başlatılan program geliştirme çalışmaları yöresel farklılıkların programlara yansıtılmasına olanak tanıyan, örgün ve yaygın eğitimi birleştiren, meslek standartlarına ve eğitim ihtiyaçlarına dayalı modüler program yapısını esas almıştır (Anonim, 2006, 164).
Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlı okul programları içerisinde yer el sanatları ve teknolojisi alanı ve dallarında; tasarlayan, üreten, ürettiğini pazarlayabilen, dalları ile ilgili bilgisayar destekli teorik ve pratik bilgileri öğrenip, teknolojik gelişmelerle alanları arasındaki ilişkiyi kurabilen, çağın ihtiyaçlarına göre ürünler tasarlayan ve üretebilen, çalıştığı alanda yenilikleri izleyen, yorumlayan ve uygulayan, teknik eleman yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Makine işlemeleri dalında araştırmalar yaparak makine işleme deseni hazırlayan, geleneksel işlemeleri günümüze uyarlayarak modernize yapan, özgün ürünler tasarlayan bireyler işleme makinelerini kullanarak işleme tekniklerini uygular. El işlemeleri ve makine işlemeleri programlarını başarı ile tamamlayan öğrenciler "teknisyen" unvanı alırlar. Sanayi ve hizmet sektörünün kamu ve özel kurumlarında teknik eleman olarak çalışabilir veya kendi iş yerlerini açabilirler. Yükseköğretim kurumlarına devam etme hakkına da sahiptirler. (Anonim, 2006, 132 133).
Ayrıca tekstil konfeksiyon alanı içerisinde yer alan tekstil ve hazır giyim endüstri nakışı dalında; tekstil sektöründe yaratıcı, araştırmacı, verimlilik ilkesini kavrayan, geçmiş ile gelecek arasında sentez kurabilen, alanı ve dalı ile ilgili teknik, teknolojik, sanatsal bilgi ve beceriye sahip; bilgisayarda (ilgili program yüklenmiş) deseni işlenecek hale getiren, elektronik makinelerde işleyebilen, makinelerin basit arızalarını giderebilen, işlemleri takip edebilen teknik eleman yetiştirilmektedir  (Anonim, 2006, 149). 
Mesleki eğitimde bilgisayar destekli nakış desen tasarımı uygulamalarının başlatılmasında öncelikle desen tasarım programı, donanım ve öğretmen yetiştirme sorunları ile karşılaşılmıştır. Bilgisayar destekli tasarımın başarısı desen yazılımının kalitesi ile doğrudan ilgilidir. Eğitimde yazılım ve uygun donanımın temin edilmesi ve yenilenmesi ticaret ve sanayide olduğundan uzun zaman almaktadır. Öğretmenlerin yetiştirilmesinde ise üniversiteler, Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili firmalar işbirliği içinde olmalıdır.
Meslek Liselerinde öğrenci sayılarının azalması ve okullarda öğretilen el ve makine nakışlarının sanayide birebir karşılığının olmamasından dolayı, nakış bölümü mezunlarının istihdam sorunu olduğu bilinmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı sanayinin ihtiyacı olan nitelikte öğrenci yetiştirebilmek amacıyla METGE projesi ile, mesleki eğitim öğretim ve sanayi yakınlaştırmak, nakış sanayinin gerçek ihtiyacı olan eğitimli personeli yetiştirmek amacıyla, öğretmen eğitimine başlanmış, bilgisayar destekli nakış desen sistemi ve çok başlı elektronik nakış makineleri eğitim ve üretimde kullanılmak üzere okullara dağıtılmıştır (htpp:www.zeynepnakış, 2006).
Desen sistemi kullanıcı eğitimi Kız Meslek Liseleri Nakış Bölümü öğretmenlerine desen firmaları tarafından verilmektedir. Nakış desen sisteminin eğitimini alan öğretmenler tarafından yetiştirilecek öğrencilerin, mezun olduktan sonra sektör içinde kolaylıkla iş bulmaları, kendilerine ve çalıştıkları işletmeye, yurt ekonomisine faydalı olmaları amaçlanmaktadır.
Teknolojideki gelişmelere göre yeniden yapılanma kurumlara, rekabette büyük avantajlar sağlamaktadır. Endüstriye insan kaynağı yetiştiren üniversitelerde de, bu gerçeğin bilinciyle hareket edilerek eğitim programlarında teknolojiye daha fazla yer vermeye başlamışlardır. Bu durumda tekstil sektörüne her yıl, çeşitli eğitim kurumlarından yeni donanımlarla yetişen birçok yeni mezun katılmaktadır  (Önlü, 2003, 98).
Eğitim programlarından mezun olan, nakış tekniklerini bilgisayar desen sistemleri içinde uygulayabilen tasarımcılar sayesinde sektörde kalite artmakta, verimlilik yükselmektedir.
Eğitim programları konusu öğretmen yetiştiren kurumlar açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü öğretmen yetiştiren kurumlar toplumda nitelikli insan gücü yetiştirilmesinde önemini bugünde korumaktadır.
Yüksek öğretimde yer alan mesleki eğitim fakültesi nakış öğretmenlik programlarının amacı,  mezunların Milli Eğitim Bakanlığı mesleki orta öğretim kurumlarında öğretmen olmalarının yanı sıra işletmelerde görev alabilecek nitelikte yetişmelerini sağlamaktır. Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi El Sanatları Eğitimi Bölümü Nakış Eğitimi Anabilim Dalı,  Gazi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri tarafından desteklenen projeler ile öncelikle değişen ders programları ve teknolojik gelişmelere paralel bilgi, beceri,  makine, teçhizat vb. eğitim donanımını sağlamak amaçlanmıştır. Makine nakışı atölyelerinde bilgisayarlı nakış makinesi ve desen tasarımı konusunda öğrencilerin eğitilmelerini sağlayarak alanları ile ilgili teknolojiyi bilen ve kullanabilen öğretmenler yetiştirmek planlanmıştır.
Mesleki Eğitim Fakültesi El Sanatları Eğitimi Bölümü Nakış Eğitimi Anabilim Dalı programında el ve makine nakışlarının yanı sıra gelişen teknolojiye bağlı olarak bilgisayar destekli makine nakışı uygulamaları ve bilgisayar destekli nakış desen tasarımı eğitimi konusunda teknik bilgi ve beceri kazandırılmaya başlanmış, ilgili sektörde bilgisayarda nakış programı hazırlayabilen ve seri üretim yapabilen nitelikli elemanlar yetiştirilme amaçlı çalışmalar sürdürülmektedir.
Temel mesleki eğitim ve yüksek eğitim sürecinde nitelikli iş gücünün yetiştirilmesinde üzerinde durulması gereken en önemli nokta ise verilen eğitimin kalitesi, çağın gereklerine uygunluğu ve etkinliğidir.
Bilgisayar Destekli Nakış Desen Tasarımı
Günümüzde bilgisayarların eğitimde kullanımı bilgisayarla sanat eğitimini de içermektedir. Endüstri ve işletmeler için gereken her türlü çizim, tasarım vb. hazırlanmasına bilgisayarlar ve yeni teknolojiler etkin biçimde kullanılmaktadır.
Bilgisayar teknolojisi bütün sektörlere ve üretimin bütün aşamalarına girerek, geleneksel üretim şekillerini etkilemiştir. Bilgisayarlar veri saklayabilme ve işleyebilme özelliklerinden dolayı tasarım sürecinin birçok aşamasında kullanılmaktadır. El becerisine dayanan nakışlar bilgisayar destekli tasarım ile hazırlanarak bilgisayarlı nakış makinelerinde endüstriyel olarak üretilmektedir. Nakış sektöründe, makinede işlenecek olan deseni bilgisayar ortamında desen programı yardımıyla nakış haline getiren kişilere puncher  (desenci / desen tasarımcısı) denilmektedir. Bilgisayarda desen tasarımı, bilgisayarlar üzerinde öğretilmesi tamamen farklı bir konudur.
Bilgisayarda tasarım çalışması her şeyden önce bilgisayar kullanımı ile ilgili temel bilgi ve beceri gerektirmekle birlikte desen programının kullanımı ve nakış ile ilgili bilgi ve beceri gerektirir. Her öğrencinin bilgisayar başında oturabileceği ve uygulayabileceği bilgisayar ağına ihtiyaç duyulmaktadır. Bilgisayar destekli tasarım her öğrenciye bireysel öğrenme ve uygulama fırsatı sunmakta, hızına göre ilerleme, aktif katılım, ilgi, motivasyon ve başarıyı artırmaktadır.
Günümüzde bilgisayar teknolojisinin hızlı bir yayılma sürecine girmesi ile bilgisayar destekli desen tasarım alanında da yenilikler sağlamıştır. Tasarım aşamasında nakış desenlerinin bilgisayar ortamında çizildiği ve ilgili makine formatlarında disketlerle yazıldığı desen programları geliştirilmiştir. Makinede işlenecek desenler,  bilgisayar ortamında nakış desen programı yardımıyla desen tasarımcısı tarafından hazırlanarak ev tekstil ürünlerinde ve giysi süslemelerinde çeşitli kumaş, iplik, renk, teknik, desen ve kompozisyon özelliklerinde bilgisayarlı makinelerde işlenmektedir.
Bilgisayar ile nakış desen tasarımı bilgisayarın tekstil sektörünün çeşitli alanlarına girmesiyle başlamıştır. 1980'li yıllarda ülkemiz nakış sektörü ihtiyacı olan tüm ileri teknoloji ürünlerini yurt dışından satın almıştır.
Türkiye'de 1987 yılında şerit okuyuculu nakış makinelerine yönelik Mosart Elektronik hafıza sistemi üretilmiştir. Bundan sonra nakış desen sistemi niteliğinde paket programlar yazılmaya ve kullanılmaya başlanmıştır (http:// www. Best.com.tr, 2006).
İşlemede esası oluşturan desen, bir yeri süslemek amacı ile çizilen şekillerin tümüdür. Bilgisayarlı makinelerde nakış üretiminden önce en önemli aşama desen çalışmalarını oluşturmaktır. Desen tasarımı, bir ürünü süslemek amacıyla çizgi, şekil, renk, biçim, doku, malzeme, teknik gibi çeşitli özelliklerin oluşturduğu görünüm olarak tanımlanabilir. Makinelerde işlenecek desenler bilgisayar ortamında nakış desen programı yardımıyla hazırlanır. Günümüzde yazılım şirketleri tarafından geliştirilen bilgisayar destekli nakış desen tasarım sistemleri bulunmaktadır.
Bu desen sistemlerinde nakış tekniklerini içinde barındıran tasarım ve simülasyon fırsatı sunan uygulamalar mevcuttur. Bu yazılımlarda işlevler son derece hızlı, çalışma aşamasında motif çıkartma ve ekleme, büyütme, küçültme gibi değişikliklere olanak sağlamaktadır. Hazırlanan tasarımları üç boyutlu olarak görmek mümkündür.
Nakış deseni oluşturmada kullanılan punch programlarında desen tarayıcı (scanner) ile taranarak ya da koordinat masası (digitizer) aracılığıyla desenin matematiksel koordinatları bulunur ve bilgisayar ortamına alınır. Bilgisayarın monitöründe görünen desenin boyutu belirlenir, başlama noktası seçilir, sargı, Çin iğnesi vb. karar verilir, desenin etrafından bir tel kafes çizilir, tarama ve bitiş noktası verilerek desen kısa sürede hazırlanır.
Ayrıca hazırlanmış bir desenin üzerinde değişiklik yapılmasını saplayan editör (işleyici) programları ve desen tasarımında çeşitli özellikleri bulunan programlar (embroidery utility) mevcuttur (Bilici, 1999, 56). Nakış üretiminde insan emeği azalıp otomasyon arttıkça, bilgisayar destekli tasarımcılara gereksinim giderek artmaktadır.
Sonuç
Hızlı teknolojik değişme dönemi olan bu çağda, endüstride yeni teknolojilerin kullanılmaya başlaması ile eğitimli iş gücüne talep artmış, insan gücünün yetiştirilmesinde ise mesleki ve teknik eğitim programları, öğretim elemanı ve eğitim ortamının geliştirilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır.
Bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerden etkilenen nakış sektöründe, bilgisayar destekli makine nakışı ve desen tasarımı konusunda bilgi ve beceriye sahip eğitimli işgücünün yetiştirilmesi amacıyla mesleki eğitim okullarının programlarında bilgisayar destekli makine nakışları ve bilgisayar destekli tasarım dersleri yer almıştır.
El işlemeleri üretiminin her aşamasında bireysel çalışmadan kaynaklanan özgün bir değere sahiptir. Bilgisayar destekli tasarımda ise sanat ve kültür eğitimini tamamlayan, teknik bilgilere sahip nakış desen tasarımcısı bireyler çağdaş örnekler ortaya çıkarmaktadır.
Türk tekstil alanında istihdam sağlayan mesleki eğitim kurumları geleneksel Türk işleme tekniklerini bilen, kültürünü tasarımlara yansıtabilen öğrencileri, elemanları yetiştirmeye başlamıştır. Okullarda bilgisayarda desen tasarımının öğretilmesi ve yaygınlaştırılması durumunda nakış sanayi sektörü tarafından eğitimli tasarımcılara ilgi ve talep artmaktadır. Mesleki eğitimin iyileştirilmesi amacıyla, üniversite, meslek okulları ve sanayi arasındaki bağların arttırılması, eğitimcilerle sanayiciler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi, sürekli ve uygulamalı eğitime ağırlık verilmesi olumlu gelişmeler olarak devam ettirilmelidir.
Türkiye insan kaynaklarını yeni baştan ele alarak yenileme, iş gücü kalitesini artırma, araştırma ve geliştirme, özellikle mesleki eğitimde yeni teknolojilere kaynak ayırmak durumundadır. http://www.hometex.org/index.php?option=com_content&task=view&id=3665&Itemid=37

                Meslek lisesinde üretilen ebru desenli eserler ihraç malı oldu

Bursa'daki Necatibey Kız Meslek Lisesi'nde açılan ebru atölyesinin ürettiği fular, eşarp, kravat ve şallara İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerin yanı sıra yurtdışından da büyük ilgi var. Okul ilk ihracatını geçtiğimiz ay ABD'ye 200 fular satarak yaptı.
Bursa'da, unutulmaya yüz tutmuş ebru sanatına gönül veren öğretmen ve öğrenciler, okul atölyesinde yaptıkları fular, şal ve kravatları ABD'ye ihraç ediyor. ‘Hedefimiz Türk el sanatlarını öldürmemek.' diyen Necatibey Kız Meslek Lisesi ebru atölyesi şefi (öğretmen) Leyla Bozkurt; saf ipekten yapılan fular, eşarp ve kravatlara büyük ilgi olduğunu söylüyor. Okulda üretilen fularları Hıncal Uluç gibi ünlüler de kullanıyor.
"Turistik El Sanatları Öğretim Projesi'' kapsamında kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarını geliştirmek amacıyla Necatibey Kız Meslek Lisesi'nde açılan ebru atölyesinin ürettiği fular, eşarp, kravat ve şallara İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerin yanı sıra yurtdışından da büyük ilgi var. "Suyun üzerine resim yapıyorsunuz, sihir gibi geliyor onlara." diyen atölye şefi tekstil öğretmeni Leyla Bozkurt, sabır ve itina isteyen ebrunun maliyetli ve zahmetli bir iş olduğunu söylüyor. 4 yıldır atölye bazında faaliyet gösterdiklerini belirten Bozkurt, saatte 4-6 fular ürettiklerini söyledi. Hedeflerinin unutulmaya yüz tutan Osmanlı sanatı ebruyu tüm dünyaya tanıtmak olduğunu anlatan Bozkurt, "Atölyeyi ilk açtığımızda imkanlarımız biraz daha kısıtlıydı. Şimdilik gelen talepleri karşılıyoruz. Amacımız, satıştan çok tanıtımdır. Ben çalışırken stres atıyorum. Osmanlı sanatıyla uğraşmak çok hoşuma gidiyor. Hatta psikolojik tedavi bile sağlıyor. Ebru üzerinde ruh halimi görebiliyorum." dedi. Bozkurt'a atölyede, okuldan mezun olan 2 usta öğretici ile halen öğrenimini sürdüren 2 öğrenci destek veriyor. Okul Müdürü Tenel Uslu, fular, şal, kravat ve eşarp üzerine yapılan ebruda genellikle ipek tercih edildiğini kaydetti. Dubai ve İspanya'da fuar ve sergilere katıldıklarını anlatan Uslu, öncelikli amaçlarının satıştan çok tanıtım olduğunu vurguladı.
Necatibey Kız Meslek Lisesi Döner Sermaye İşletmesi tarafından üretilen fular 7,5 ile 15 milyon lira, kravat 12-15, eşarp 22 ve şal 25-35 milyon liradan satılıyor. İsteyen herkesin okula gelerek ürünleri inceleyebileceğini söyleyen yetkililer, satışların fatura karşılığı yapıldığını belirtiyor. Okul ilk ihracatını geçtiğimiz ay ABD'ye 200 fular satarak yaptı. Atölye, siparişleri yetiştirmek için gün boyu çalışıyor.

 

NAKIŞIN TARİHÇESİ

Nakış, kumaş zemin üzerine iğne ile pamuk, keten, yün, ipek, reyon ya da metal iplikler kullanarak süsleme motifleri sanatıdır. Türk nakışlarına ilişkin ilk bilgilere Orta Asya Türkleri'nde rastlanır. Hun Türklerinin işleme ve nakış işlerinde usta oldukları bilinmektedir. Orta Asya'da göçer konar bir yaşam sürdüren Türklerin çadırlarında, her tür örtü ve eşyaların da atlarının kolonlarında yün iplik ve ipekle yapılmış nakışlar olduğu bilinmektedir. Gergef ve kasnağın da o dönemlerden günümüze ulaşan işleme gereçleri olduğu öne sürülür. Nakış sanatının doğduğu yer olarak kabul edilen Doğu ülkelerinin, özellikle Çin işlemelerinin izlerini taşıyan Orta Asya Türk İşlemelerinden günümüze ulaşan örnek yok gibidir.
Türk işlemelerinin bugüne ulaşmış en eski örnekleri XVI. yy.'a aittir. Birçok başka sanat dalında olduğu gibi, işlemecilikte ele en yüksek düzeye bu yüzyılda erişilmiştir. XVI. yy.'ın sonundan başlayarak Türk nakışlarının giderek özgünlüğünü yitirdiği, XVIII. yy.'da yoğunlaşan batı etkisiyle, gerek motif ve gerekse renk bakımından değişikliğe uğradığı görülür. XVI. yy. işlemelerinde, nakış yapılan kumaşla, motifler arasında sıkı bir bağ vardır. Ve motifi kumaşın özelliği belirler. İşlemede en çok lale ve nar motifleri görülür.
Renkler de sınırlıdır. Çoğu kez üç veya dört rengi geçmez. Desenler serbest ve karışık motifler olmak üzere ikiye ayrılır. Serbest motifler bir eşyanın ortasını ya da bordürünü başlı başına kapsayan motiflerdir. Çiçek motifleri içinde en sık görülen lale, gül ve sümbül'dür. Bunlardan gül motifinin çok eski çağlardan bu yana kullanılmış bir Türk motifi olduğu ve bu nedenle Türklerin egemen olduğu yörelerde çok kullanıldığı öne sürülür.
Ayrıca gül motifinin tasavvufî bir anlamı da vardır. Tasavvufta gülün üç sıra halindeki yapraklarından I. sıradaki ilk 5 yaprağın İslamın 5 şartına, II. sıradaki 6 yaprağın imanın 6 şartına, III. sıradaki 7 yaprağın da Fatiha Suresi'nin 7 ayetine işaret olduğu belirtilir. Bordürün de ana desenle uyumlu olması esastır. XVI. ve XVII. yy.'larda en çok kullanılan nakış türleri hesap işi, Türk işi, pesent, zerduz, sırma işi, sarma balık sırtı ve aplikedir.
Batı etkisinin giderek yoğunlaştığı XVIII. ve XIX. yy,'da Türk nakışlarının gerek renk ve gerekse desen olarak çeşitlendiği ve belirgin biçimde batı işlemelerinden izler taşıdığı görülür. Topkapı Sarayı müzesinde eski Türk işlemelerinin XVI. yy.'dan başlayarak pek çok örneği sergilenmektedir.
İlk mekanik nakış makinası, yatay olarak dizilmiş ucu kanca biçiminde olan tığlar yardımıyla, kumaş üzerine bir sıra çiçek işleniyordu. Bu makineyi gerçekleştiren Fransız makinecinin adı bilinmemektedir. Ama bu düşünceden esinlenerek az ya da çok otomatik makineler gerçekleştirildi.
Bugün günümüzde dikey kasnak esasına göre çalışan kasnak, iğne ve delici gibi tüm fonksiyonları servo motorlara ve computer sistemlerine bağlanmış tamamen elektronik ve bilgisayarlı sistemlerle nakış işlenmektedir.

Yazar: Kamil ŞERBETÇİ.Evsiad

 

Nakışın Yorgun Çınarları

 Güzel örneklerini dünyanın önde gelen müzelerinde görebildiğimiz geleneksel Türk nakış sanatını emekli nakış öğretmenleri sabırla yeni kuşaklara aktarmak için çalışıyorlar.
Nakış'ın Türk kültüründe önemli bir yeri var. Türkler'in Orta Asya'dan getirdikleri zarif işlemecilik anlayışı Anadolu'da karşılaşılan örnek ve yöntemlerle daha da zenginleşerek İtalya ve Yunanistan yoluyla Avrupa'ya kadar gitmiştir. Dünyanın bütün büyük müzelerinde, güzel örneklerini görmenin olası olduğu geleneksel Türk nakışları, günümüz Türkiye'sinde üniversiteler, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile bazı banka ve derneklerin özel çalışmalarıyla varlıklarını koruyorlar. Daha doğrusu; eskiden yapılan yoğun üretim yerine, nesli tükenen bir varlık gibi nostalji niyetiyle korunuyor, derleniyorlar. Özellikle teknolojinin gelişmesi bu süreci iyice hızlandırdı. Ancak Mutia Türkmenoğlu, Nagihan Timin ve Ruhile Kayacan gibi nakış sevdalıları, teknolojiye inat geleneği yaşatmaya devam ediyorlar. Uzun süre nakış öğretmenliği, yapan bu emektar eğitmenler, emeklilik sonrası bir köşeye çekilmek yerine nakış misyonerliğine devam ediyorlar. İlerleyen yaşlarına rağmen gençlerin bile yapmakta zorlandığı nakışları yapıyor, eğitim vermeye devam ediyorlar.
Nakış'ın Türk kültüründe önemli bir yeri var. Türkler'in Orta Asya'dan getirdikleri zarif işlemecilik anlayışı Anadolu'da karşılaşılan örnek ve yöntemlerle daha da zenginleşerek İtalya ve Yunanistan yoluyla Avrupa'ya kadar gitmiştir. Dünyanın bütün büyük müzelerinde, güzel örneklerini görmenin olası olduğu geleneksel Türk nakışları, günümüz Türkiye'sinde üniversiteler, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile bazı banka ve derneklerin özel çalışmalarıyla varlıklarını koruyorlar. Daha doğrusu; eskiden yapılan yoğun üretim yerine, nesli tükenen bir varlık gibi nostalji niyetiyle korunuyor, derleniyorlar. Özellikle teknolojinin gelişmesi bu süreci iyice hızlandırdı. Ancak Mutia Türkmenoğlu, Nagihan Timin ve Ruhile Kayacan gibi nakış sevdalıları, teknolojiye inat geleneği yaşatmaya devam ediyorlar. Uzun süre nakış öğretmenliği, yapan bu emektar eğitmenler, emeklilik sonrası bir köşeye çekilmek yerine nakış misyonerliğine devam ediyorlar. İlerleyen yaşlarına rağmen gençlerin bile yapmakta zorlandığı nakışları yapıyor, eğitim vermeye devam ediyorlar.
Nakış Bir Terapi Gibi
Üsküdar'daki Tarih ve Tabiat Vakfı bünyesinde şimdiye kadar binlerce bayana sabırla Türk nakışlarını öğreten Mutia Türkmenoğlu, nakışın bir el sanatından öteye psikolojik bir terapi olduğunu belirtiyor. Öğrencilerinin genellikle avukat ve öğretmen gibi eğitim ve meslek sahibi bayanlardan oluştuğuna dikkat çeken Türkmenoğlu. "Genellikle hepsi tahsil görmüş insanlar ve güzel de işlerde çalışıyorlar. Nakışı, hobi olarak yapıyorlar. Hem nakışlar, biraz sıkıntılarını da azaltıyor. Nakışları işlerken parmak uçlarınızı kullanmanız rahatlamanızda çok yardımcı olur. İşleme yaparken, renklerle oynarken, bu işlerle uğraşırken üzüntüleriniz, sıkıntılarınız yok olur" diyor. Eğitim süresinin bir ayla bir yıl arasında değiştiği bilgisini veren Mutia Türkmenoğlu, eğitim sırasında yapılan eserleri, düzenlenen sergilerle geniş kitlelere de bu güzelliği ulaştırmaya çalışıyor. Öğrencilerden çoğunun işlemeleri öncelikle kendileri, kızları veya çocukları için yaptıklarını anlatan Türkmenoğlu, "Bazen satmak istiyorlar, karşılığını göremedikleri için satamıyorlar veya çok emek verdikleri için kıyıp satamıyorlar" diye konuşuyor.
Makine Yapımı, El İşini Tutmaz
Bazı kız meslek liselerinde nakış dersinin kaldırılmasından yakınan nakışın yorgun çınarı, bunun gerekçesini, "Çünkü bu bölüme başvuran öğrenci yokmuş. El nakışları, çok zaman alan, çok emek isteyen bir alan" diye açıklıyor, Türk İşi, Antep işi, Maraş işi ve Çin İğnesi gibi nakış tekniklerini öğrettiklerini anlatan Mutia Türkmenoğlu, "Makine nakışları da yapılıyor, ancak işi bilenler illa ki el yapımlarını arıyorlar. Çünkü renkler, el yapımındaki gibi canlı olmuyor" dedi, Türk işi'nde en iyi sonucun kasnakla çalışılması halinde alınacağına işaret eden Türkmenoğlu, "Çünkü bütün deseni görme imkânı bulabiliyoruz. Bununla birlikte iğneyi desene göre daha rahatça çevirmek mümkün olduğu için kasnakta daha kolay çalışılıyor. Kullandığımız motifleri eski nakışların bulunduğu kaynak kitaplardan alıyoruz. Yaptığımız işlerin çoğunda, Topkapı Sarayı'nda bulunan eserlerden aldığımız motifler var. Bazen öğrencilerimiz de motif çiziyorlar" açıklamasını yaptı.
Aile Bütçesine de Katkı
Emekli Nakış Öğretmeni Nagihan Tüzün de yine kendisi gibi emekli öğretmen olan arkadaşı Rahile Kayacan ile birlikte nakışın geniş kitlelere yayılması için çalışıyor. Nakış işinin bir terapi olmakla birlikte aynı zamanda aile bütçesine bir katkı aracı olduğunu belirten Nagihan Tüzün, şöyle devam etti; "Geliri düşük aileden olanlar daha çok aile bütçesine yardımcı olmak için çalışıyorlar. Biz desenleri tespit edip hazırlıyoruz, ne türlü bir zemin üzerine çalışacağız onu ayarlıyoruz, ondan sonra öğrenciler işlemelerini yapıyorlar. Bunu evlerinde de yapabiliyorlar. Yapılan ürünlerin pazarlamasını da biz yapıyoruz. Ürünleri bazı yerlere konsinye olarak bırakıyoruz, ayrıca açtığımız sergilerde tüketiciye sunuyoruz. Büyük parça çalışmaların yapımı uzun süre aldığı için maliyetleri de artıyor. Bu nedenle büyük parçaların alıcıları genellikle yüksek gelir grubundan. Küçük parçaları ise herkes alabiliyor. Cep telefonu kılıfları şimdi çok moda".

Yazar: EVSİAD

 

NAKIŞ SEKTÖRÜNDE TEKNOLOJİK GELİŞMELER

NAKIŞ SEKTÖRÜNDE TEKNOLOJİK GELİŞMELER VE
NİTELİKLİ İNSAN GÜCÜ İHTİYACI

Öğr.Gör.Dr.Fatma YETİM
Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi

Çağımızda teknoloji ve buna bağlı olarak endüstrideki gelişmeler, birey ve toplum hayatını büyük ölçüde etkilemektedir. Ülkelerin endüstriyel gelişimine en büyük katkıyı sağlayan teknolojik gelişmeler bütün sektörlerde,  geleneksel üretim süreçlerini ve çalışan iş gücü niteliklerini değiştirmiştir. Sanayi sektörlerindeki bu teknolojik gelişmeler eğitim sistemlerinde, özellikle mesleki ve teknik eğitim kurumları programlarında yeniden yapılanma ve nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi konusunda yeni çalışmaları başlatmıştır.
Günümüzde teknolojik yenilikler yüksek verimliliğin önemli bir kaynağı durumundadır. Sanayi sektörlerinde yer alan işletmeler, üretim sürecinde kullanılan makine ve donanımları, üretimi artırıcı teknolojik gelişmelere uygun olarak yeniden değiştirmektedir. Bu durumda gelişen teknolojinin taleplerine göre sadece el becerisine sahip insan yerine bilgiye ulaşabilen, teknolojiyi kullanabilen ve problemlere çözüm üretebilen teknik elemana ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu çalışmada, nakış endüstrisindeki teknolojik gelişmeler doğrultusunda geleneksel üretim yöntemleri ve iş gücü niteliklerinde değişiklikler, mesleki eğitimde nitelikli insan gücünün yetiştirilmesinin önemi  incelenmiştir.

2.Nakış Sektöründe Teknolojik Gelişmeler

Teknolojik gelişmelerin nakış alanında da verimliliği artırdığı bilinmektedir. İnsanların giydiği ve kullandığı eşyaları süsleme isteği ile başlayan nakış, genellikle dokunmuş kumaşlar ve deri üzerine, elde veya makinede, iğne ve çeşitli iplikler, pul, boncuk, kordon gibi süsleyici malzeme kullanılarak yapılan yüzey süsleme  tekniği  olarak  günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir.
Anadolu’da geleneklere bağlı olarak, yaşam tarzından kaynaklanan ev eşyaları ve giysilerin nakışlarla süslendiği bilinmektedir. Tarih boyunca her dönemde gelişerek, örf ve adetler doğrultusunda günümüze kadar gelen nakışlı ürünler halk arasında çeyiz hazırlama, doğum, sünnet ve düğün töreni gibi geleneklerle güncelliğini korumaktadır (Kayabaşı ve Yetim, 2006,  439).
Eski çağlardan beri gergef  ve  kasnak  gibi  basit araçlar yardımı ile yoğun emek verilerek yapılan el nakışları, günümüzde  teknolojik gelişmeler ile makinelerde  işlenmeye başlanmıştır. Elde yapılan işleme tekniklerinin çoğu makinede işlenmekte ve makinede işlenebilen yeni tekniklerde geliştirilmektedir. Makinenin nakış üretimde kullanımı, özgün üretimi azaltmakla beraber fazla emek verilmeden kısa sürede yapıldığı için ucuz ve kullanımı rahatlık sağlamakta, bugün makine nakışları daha çok tercih edilmektedir.
Tekstil, konfeksiyon ve hazır giyim sektörünün yan sanayi olan nakış sanayicileri, Türkiye genelinde 5000 nakış makinesi ve yaklaşık  30 000 kişilik istihdam alanıyla önemli hizmetler vermektedir (Önder, 2002, 4).
Bilgisayarlı makinelerde işlenecek desenler bilgisayar ortamında nakış desen programı yardımıyla desen tasarımcısı tarafından hazırlanmaktadır. Bu kişilere puncher (desenci / desen tasarımcısı) denilmektedir.  İşlenecek kumaşları hazırlayan işaretçi, makinenin seri çalışmasını sağlayan makineci, iplik- aplike temizleyiciler, ütü ve kalite-kontrol işlemlerini yapan elemanlar bilgisayarlı makine  nakışı atölyelerinde çalışanlar arasında yer almaktadır. Nakış makineleri ve kullanılan yardımcı araç-gereçler  insanın özellik ve yetenekleri dikkate alınarak geliştirilmekte ve uygun çalışma yerleri düzenlenerek iş verimi artırılmaya çalışılmaktadır.
Türkiye nakış sektörü son yıllarda gelişimini hızla devam ettiren sektörlerden birisidir. İstihdam ve ihracatta büyük yeri olan Türk tekstil ve hazır giyimde önemli katkılar sağlayan nakışçılık sektöründe, tüm dünyada uygulanmakta olan en son teknolojiler kullanılmaktadır.
Özellikle el kontrollü makinelerin yerini elektronik makinelerin alması, desen çizimlerinde bilgisayardan yararlanılması, bir makinede birden fazla iğne kullanılabilmesi, makinelerin işleme alanının genişlemesi vb. teknolojik gelişmeler dikkati çekmektedir. (Özcan, 2001, 15).
Yeni teknolojik gelişmelerle birlikte nitelik düzeyi düşük iş gücüne talep azalırken, nitelik düzeyi yüksek iş gücünün üretim ve istihdamda önemi artmıştır. Bu nedenle nitelikli iş gücü yani kaliteli emeğe duyulan ihtiyaç yükselmektedir. Günümüzde teknolojiyi anlayan, uygulayabilen, verimli ve kaliteli mal ve hizmet üretebilen işgücüne olan  talep artmıştır (Kaynak, 2006, 75).
Günümüzde makine nakışları gelişen teknoloji paralelinde  aile tipi ve sanayi tipi makinelerde yapılmaktadır. Gelişen teknolojileri ile yeni makineler üretimde maliyet, kalite ve zaman açısından önemli katkılar sağlamaktadır. Aile tipi ve sanayi tipi  bilgisayarlı nakış makinelerinin üretime girişi ve yoğun kullanımı, fazla emek harcanmadan kısa sürede çok çeşitli nakışlar üretmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu makinelerde deseni, renkleri, iplikleri gösteren dokunmatik ekran, desenleri büyütme, küçültme ve çevirme özelliği, hafızada nakış deseni bulundurma gibi pek çok özellik bulunmaktadır. Bilgisayar destekli nakış makinelerinde sanayi tipi çok başlı nakış makinelerinin geliştirilmesi ile seri üretim ve verimlilik artmıştır. Bu gelişmeler sonucunda yeni açılan bu iş alanlarında bilgisayarlı nakış makinelerinde üretimi gerçekleştirecek, desen tasarımı ve makine işletimi konusunda bilgi ve beceriye sahip nitelikte eğitimli  elemana ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu sorunun çözümünde işletmeler, öncelikle kendi elemanını kendileri eğitme, öğretme ve yetiştirme yolunu seçmişlerdir (Önder,  2002, 4).
Genellikle ülkemizde teknolojinin gelişmesinde endüstri öncülük yapmış ve endüstrinin talep ettiği seviye ve nitelikte insan gücünü yetiştirmede mesafe kapatılamamıştır. Endüstrideki problemleri çözebilmek için mesleki ve teknik eğitimi yenileştirme ihtiyacı duyulmuş ve endüstri,  mesleki ve teknik eğitimi yönlendirmiştir.
Eğitimin her kademesinde fiziki alt yapı ve insan gücü alt yapısı eksiklikleri önemini korumaktadır. Mesleki ve teknik eğitim ve sanayi arasındaki iş birliğinin yeterince sağlanamaması ve birçok çeşitli nedenlerle,  iş piyasasının ihtiyaç duyduğu nitelikte eleman yetiştirilecek  mesleki eğitim programları geliştirilememiştir. Ancak globalleşen dünya pazarındaki payı yükseltmek ve gelecek pazarları kazanmak için eğitimli insan ihtiyacı devam etmektedir.
Ülkemizde tekstil sektörünün önemli kollarından biri olan nakış sektöründe eğitimli eleman sıkıntısı olduğu bilinmektedir. Bu soruna kısa sürede çözüm bulunması açısından, tekstil meslek liseleri ve kız meslek liselerinde yetişen öğrencilerin sektörün çeşitli bölümlerinde istihdam edilmelerini sağlamak, bu okulların son sınıf öğrencilerine desen çalışmaları ve makine işletimi konusunda beceri eğitimi vermek nakış sanayicilerinin hedefleri arasında yer almıştır (Çetin, 2004, 3).
Teknoloji ve özellikle bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerden etkilenen nakış sektöründe geleneksel üretim yöntemleri ve iş gücü özellikleri değişmektedir. Nakış endüstrisinde gelişen bilgisayar destekli makine nakışı ve desen tasarımı, mesleki ve teknik öğretim programlarında yer almaya başlamıştır.
İnsan gücünün en iyi şekilde yetiştirilmesi ve eğitilmesi, ilk öğretimden üniversiteye kadar çeşitli eğitim  ve  öğretim  kurumlarının  ve özellikle de mesleki ve teknik eğitim kurumlarının görevidir.

3.Mesleki Eğitimde Nitelikli İnsan Gücünün Yetiştirilmesi

Mesleki ve teknik eğitim genel anlamda bireysel ve toplumsal yaşam için zorunlu olan belirli bir mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve pratik uygulama yeteneklerini kazandırarak bireyi zihinsel, duygusal, sosyal, ekonomik ve kişisel yönleriyle dengeli biçimde yetiştirme sürecidir (Alkan vd., 1998, 3).
Ülkemizde mesleki ve teknik eğitimin temel işlevi, bireyin istek ve yetenekleri doğrultusunda, ekonominin ve endüstrinin ihtiyaç duyduğu yeterlilikleri kazanmış, gelişmelere uyum sağlayabilen teknik elemanları yetiştirmektir (Taymaz, 1983, 101).
Mesleki ve teknik eğitim özelliği bakımından pahalı bir eğitimdir. Mesleki eğitimde nitelikli bireylerin yetiştirilmesinde, öncelikle okullarda atölyelerin çağın gereği teknolojiye uygun  araç-gereçlerle donatılması  sağlanmalıdır. Teknolojinin sürekli değişimi atölye donanımlarının yenileştirilmesini, makine cihaz ve onarımlarının yapılmasını ve öğretmen yeterliliklerinin geliştirilmesini gerektirmektedir. Özellikle endüstrinin ihtiyaç duyduğu iş gücündeki değişmeler, eğitimin amaç, içerik, öğrenme-öğretme stratejisi, yöntem ve teknikleri,  kullanılan araç ve  gereçleri  doğrudan  etkilemektedir.
Günümüzde insan kaynaklarına yapılan yatırım, fiziki sermayeye yapılan yatırımdan daha önemli duruma gelmiştir. Hızlı değişim ve gelişmeler iş gücünün yalnızca geçmişte iyi eğitim almış olmasını değil, aynı zamanda eğitimin sürekli olmasını  ve yaşam boyu eğitimi gerektirmektedir. Bir kez edinilmiş bilgiye dayanarak ömür boyu süren meslekler tarihe karışmaktadır (Kaynak, 2006, 76). 
Ulusal ve bölgesel düzeyde çeşitli mesleklere ilişkin sayı ve yeterlilikler yönünden insan gücü analizleri ve planlaması yapılamadığından Türkiye’de hem işsizlik sorunu, hem de iş gücü fazlalığı ortaya çıkmaktadır. Bunun için mesleklere göre gereken işgücünü saptamak gereklidir (Doğan vd., 1997, 64).
Türkiye genç insan gücünün eğitim düzeyini ne kadar hızlı yükseltirse, hem verimliliği yükseltebilecek, hem de atıl duran emek gücünü değerlendirebilecektir. Genç nüfus yapısına sahip olan Türkiye’de insan kaynaklarının gelişen teknolojiye uygun olarak yetiştirilmesinde mesleki ve teknik eğitim kurumları büyük önem taşımaktadır. Sanayileşmenin ön koşulu olması, üretime doğrudan etkisi ve yükseköğretime olan talebi önlemesi bakımından mesleki ve teknik eğitim,  bir ülkenin kalkınmasında etkili bir sistemdir.
Mesleki ve teknik eğitimi ekonomik yönden gerekli kılan hedefler, iş gücü piyasasının ihtiyaçlarının karşılanması, üretimde verimlilik ve kalite artışının sağlanması, işsizliğin azaltılması, ucuz ve kaliteli mal üretilmesi, iç ve dış pazarlarda rekabet gücünün yükseltilmesi, çağdaş teknolojinin izlenmesi ve istikrarlı ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesi olarak sıralanabilir (Temel, 1996, 6).
Ülkemizde meslek okullarından mezun olan öğrencilerin sahip olduğu beceriler ile iş gücü piyasasının talep ettiği beceriler arasında uyumsuzluk olduğu bilinen bir gerçektir. Bunun sonucu olarak orta öğretim ve üniversiteden mezun olan  öğrencilerin istihdam alanlarında istenilen performansı göstermesi beklenemez. Ancak bu elemanlar için endüstride ciddi bir talebin olduğu da  bilinmektedir.

Kaynaklar

ALKAN, C., DOĞAN, H. ve SEZGİN, İ. (1998). Mesleki ve Teknik Eğitimin Esasları, Alkım Yayınları, İstanbul.
ÇETİN, H., (2004). “İNSAD/ İstanbul Nakış Sanayicileri Derneği 2004 Yılı Hedefleri”, Nakışçının Dünyası, S.28, ss.3.
DOĞAN, H., ULUSOY, A. Ve HACIOĞLU, F. (1997). Okul Sanayi İlişkileri, Önder Matbaacılık,  Ankara.
htpp://www.tisk.org.tr,  “Türkiye’de Emek Kalitesi”,  Muhteşem Kaynak, 05.06.2006.
KAYABAŞI, N. ve YETİM F., (2006). “İşlemelerin Teknolojiden Yararlanarak Sürdürülebilirliğinin Sağlanması”,  I. Uluslararası Ev Ekonomisi Kongresi, Ankara Üniversitesi Ev Ekonomisi Yüksekokulu, Ankara, Oluşum Yayıcılık, ss.433-447.
ÖNDER, H., (2002). “Bizler Nakışçıyız”, Nakışçının Dünyası, S.21, ss.4.
ÖZCAN, H., (2001). “Nakışçının Meslek Standardı-IV (Meslek Standartları Komisyonu’nun Hazırladığı)”, Nakışçının Dünyası, S.19,ss. 14-15.
TAYMAZ, H., (1983). “Mesleki ve Teknik Eğitim Sistemi ve Örgütlenmesi”, Mesleki Teknik Eğitim Sempozyumu,  Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları:126.
TEMEL, M., (1996). “Orta Kademede Mesleki ve Teknik Eğitim ile Meslek Yüksekokulları Arasında Uyum Sorunları”, 21. Yüzyıla Doğru Meslek Yüksekokullarının Yeniden Yapılanması Sempozyumu, Çankırı, Ankara Üniversitesi Basımevi, ss. 6. http://www.hometex.org/index.php?option=com_content&task=view&id=4999&Itemid=37

 

 

İşlemeler
 
Dokuma sanatı ile çok kaynaşmış olan işleme, kumaşın ve nakış ipliğinin cinsine göre çeşitlenir. Bu işlemeler teknik bakımdan bir yüzlü veya iki yüzlü olmak üzere iki gruba ayrılır. Her iki teknikte de kumaş dikdörtgen biçimindeki ayaklı gergef veya çember biçimindeki kasnağa gerilerek işleme yapılabilir.

Bir yüzlü olanlar, “hesap işi” adını alır. Pesend, mürver iğnesi, müşabbak, susma, ciğer deldi, kesme, verev iğne gibi yedi türde yapılır. Bunların yanı sıra, göçlerin etkisini yansıtan Astragan, Rumen, Girit ve Slav gibi iğne örneklerini de Sakarya işlemelerinde görmekteyiz. Hesap işi; motifler, seyrek dokunmuş kumaşların atkı ve çözgüleri sayılarak işlendiği için bu adı almıştır.

İki yüzlü işlemelerde ise işlenecek bezemelerin desenleri dokumalara çizilerek yapılır. Bu türde renkli ipliklerle yapılanlara anavata, kasnak, kanaviçe, sırmalarla yapılanlara da dival adı verilir.
Türk el işlemeleri; işlendikleri yer ve bölgelere göre de adlandırılırlar. Saray, çarşı, ev işi, Sakarya işleri gibi.

İşlemeler, mendil, peçete, başörtüsü (çevre), havlu, seccade, terlik, yatak örtüsü, Kur’an kılıfı, kuşak, peşkir ile kadın ve erkek giysilerinin çeşitli yerlerinde kullanılır.
Çevreler; işlemeler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Sırma ile işlenmiş mendil anlamına gelen çevreler, büyük kare biçiminde olup, dört kenarı işli, köşelerinde ise ayrıca birer motif bulunan, oya veya nakışlarla süslü parçalardır. Çevrelerin mendil olarak kullanılanlarına “Yağlık” adı verilir.

İnce işlerde çok renkli nakışlarda kumaşın rengi olarak genellikle beyaz tercih edilir. İşlemede kullanılan renkler ise kırmızı, yeşil, mavi, sarı ve beyaz’dır. Bu renklerin yanı sıra altın ve gümüş teller de kullanılır.

Geometrik desenler, hayvan figürleri, stilize edilmiş bitkisel formlar işleme sanatında genellikle desen olarak kullanılmıştır. Anadolu’nun bir çok yerinde genç kızlar ve kadınlar, kasnaklarındaki bezlere sevgilerini, özlemlerini, isteklerini dokuyarak, bunları motif ve renklerle anlatırlar. Örneğin; selvilerle bezenmiş bir çevre hasretinden ölmeyi düşünen bir aşığı, sevgilisine sarı bir çevre gönderen aşık ise sararıp solduğunu anlatır.

Sakarya işlemeleri, günlük ihtiyacı karşılayan en küçüğünden en büyüğüne kadar her türlü eşyaya uygulanabilir. Anadolu insanının duygu, düşünce ve yaşam biçimini yansıtmasının yanı sıra estetik beğenisini de işlemelerle göz önüne serer.

El sanatlarımızın zarif örneklerinden olan oyalar; süslemek, süslenmek amacından başka taşıdıkları anlamlarla bir iletişim aracı olarak da kullanılmaktadır. Günümüzde Anadolu'da tığ, iğne, mekik, firkete/filkete gibi araçlarla yapılan oyaların ya bordür ya da bir motif olarak tasarlanmış olanları, kullanılan araç doğrultusunda ve tekniklerine göre değişik adlar almaktadır. Bunlar; iğne, tığ, mekik, firkete/filkete, koza, yün, mum, boncuk ve kumaş artığı olarak sıralanabilir.

İlimizde işlemeler eski önemini kaybederek çeyiz sandıklarında varlığını korumaya çalışmaktadır. Geleneksel kıyafetlerle birlikte kullanılan oyalarımızın yanı sıra takılarda dikkat çekici aksesuarlardandır. Anadolu'da yaşamış tüm uygarlıklar değerli ve yarı değerli taşlarla metalle birlikte veya ayrı işleyerek sanatsal nitelikli eserler üretmişlerdir.

Eskiden beri sürdürülen el işlemeciliği, yöre kadınlarının becerilerini, beğenilerini yansıtır. Günümüzde yemeniler, yağlıklar, kefiyeler, çevreler, para, tütün ve saat keseleri bunların özgün örnekleridir. Keseler, pembe başta olmak üzere sarı, yeşil, al ve ak işlemlidir. Yer yer krem, bej ve gri kullanılmıştır. Çevre, bindallı, yağlık, kefiye vb. eşyada altın ve gümüş ipliklerle çeşitli motifler işlenmiştir.

Yazmalar; pamuklu kumaşlar üzerine boya, fırça ve tahta kalıpla çizilerek veya basılarak yapılan bir el sanatı dalıdır. Genellikle ıhlamur ağacından oyulan kalıplar kullanılır.Kalıpların ıhlamur ağacından yapılmasının nedeni ise; bu ağacın yumuşak, dayanıklı, boyayı emici özelliğe sahip olmasındandır. Kumaş üzerine beş ayrı teknikle uygulanır: 1)El İşi 2)Kalem İşi 3)Baskı İşi 4)Daldırma İşi 5)Kara Kalem İşi.

Yazmalarda en fazla dört renk kullanılır. Bu renklerden beyaz; saflığı, kırmızı; kan ve suçu, yeşil; ümit ve ilkbaharı, siyah da matemi ifade eder.

Yaşlılar ve dullar genellikle az çiçekli, içi boş ve siyah yazma, gençler ise açık renkli ve çok çiçekli yazmaları tercih ederler. Kaynanasından hoşnut olmayan gelinin derdini anlatmak için “kaynana yumruğu” motifli yazma taktığının söylenmesi yazmaların da bir iletişim aracı olarak kullanıldığına işaret eder. Yazmalarda; geometrik şekiller, geyik, insan gibi figürlü bezemeler, sütun, kazan kulbu gibi nesneli bezemeler vardır.

Oyalar; ince örgüler sınıfında yer alan kumaşlara kenar süsü olarak işlenen, süslemek ve süslenmek ihtiyacı ile yapılan el sanatlarımızın zarif örneklerindendir. Oyalar değişik şekillerde sınıflandırılabilir; a) Oya yapımında kullanılan aletlere göre; iğne oyası, tığ oyası, mekik oyası, firkete oyası b) Kullanılan malzemeye göre; boncuk oyası, koza oyası, mum oyası, yün oyası, deniz kabuğu gibi. c) Kullanıldıkları alana göre; mendil oyası, yazma oyası, çamaşır oyası, kese oyası ve sehpa örtüsü gibi. İğne oyacılığı; ipek böcekçiliğinin olduğu yerlerde gelişmiş ve ana malzeme olarak ipek iplik kullanılır. Bütün iğne oyalarında başlangıç aynıdır. Oyalanacak kumaşın kenarı önce “zürafa” adı verilen düğümlerle çevrilir. Bu işlemden sonra eşit aralıklarla asıl motifin yapımına geçilir. Sırasıyla, önce kök, sonra yaprak ve ana motifin yapılmasıyla iğne oyaları tamamlanır. İğne oyalarında motiflerin dik durmasını sağlamak amacı ile at kılı, misina, saç kullanıldığı gibi, yumurta akı, şekerli su veya jelatinle de kolalanabilir.

İğne oyacılığı, genellikle danenin çevresini süsleyen bir sanat olarak gelişmiştir. Oyaları biçimlerine göre beşe ayrılır. Bunlar gül, menekşe, zambak, papatya, karanfil, haşhaş gibi çiçeklere benzeyen oyalar, ıtır, şeftali, söğüt, karanfil yapraklarına benzeyen yaprak motifli oyalar, Gönül Dolabı, Mecnun Yuvası, Yar Yare Küstü gibi soyut adlı oyalar, Süreyya, Diba gibi özel yaşamları bilinenlere yakıştırılan oyalar ve Kaynana Oyası, Elti Küstü, Ana Güldüren, Malak Sattıran gibi övgü, yergi niteliği taşıyan oyalardır.

Oyalar da renklerine ve motiflerine göre çeşitli anlamlar taşımaktadır. Örneğin; yeşilin değişik tonlarıyla işlenen bir oya, gelinin yeni evinden ve eşinden memnun olduğunun, sarı ile işlenen oya ise mutsuzluğun ve bezginliğin ifadesidir. Nikah töreninden bir gün sonra okutulan geleneksel Mevlüt’te kayınvalideye takılan “Çakır Dikeni” isimli oya, gelinin kayınvalideye bana diken gibi batma mesajını iletir. Başına “biber” motifli oya bağlayan gelin ise “aramız biber gibi acı” demektedir.

Evlenecek kızların çeyizine konulmak üzere hazırlanan bu geleneksel el işleri; bugün geçim kaynağı olarak da üretilmektedir. Özellikle Ferizli, Hendek, Kaynarca, Akyazı, Geyve ve Adapazarı Merkez ilçe ve köylerinde el işleri yapılmaktadır. Bu alanda isim yapmış olanları: Akız Pehlivan, Zekiye Tanyel, Sevcan Umay, Semra Cihanker, Mine Tunç, Netiye Yavuz, Gürcü Adağ, Yıldız Yavuz, Canan Yavuz, Hanife Yavuz, Aysel Özkırcan, Bahar Bakır, Sevcan Bakır, Döndü Yavuz, Filiz Yaman, Tülay Kılıç, Neşe Meşe, Derya Adağ.
(Sakarya valiliği)

 

 

 

NAKIŞ İŞİNDEN ÜRETİME

VAN - Van’ın Erciş İlçesi’nde ikamet eden ev hanımı Işık Avcı, 20 yıl önce hobi olarak başladığı nakış işini profesyonel hale getirerek bilgisayar destekli işyeri açtı. Dalan Caddesi üzerinde 2 kattan oluşan işyerinin açılış kurdelesini emekli öğretmen Salih Yaşlı ile işyeri sahibi Işık Avcı kesti. Açılışta kısa bir konuşma yapan Avcı, işyerinin temelini geçmişte klasik bir dikiş makinesiyle başladığını hatırlattı. 20 yılın birikimi ve Halk Eğitim Müdürlüğü ile Kız Meslek Lisesi’nin açtığı kurslara katılarak kendisini geliştirdiğini anlatan Işık Avcı, eşinin de manevi desteğiyle işyeri açtığını kaydetti.

Oyalar ne anlatır?
Anadolu’da kadınların başlarına örttükleri tülbentlerin kenarlarına işledikleri oyaların her biri değişik anlam taşıyor. Geçmişte Erzurum’da kaynanası ile arası bozuk olan gelin “kaynana dili”, iyi olan “çayır çimen” adlı oyaların bulunduğu tülbentleri takmış.
3 yıllık araştırma
Erzurum Girişimci Kadınlar Derneği Başkanı Araştırmacı Zekiye Çomaklı, ilde kullanılan oyalarla ilgili yaptığı 3 yıllık araştırmayı tamamladı. Erzurum Büyükşehir Belediyesi tarafından yayınlanacak
araştırmada, tülbent kenarlarına işlenen oyaların birçoğunun değişik manalar içerdiği yazıyor. Genellikle ipek ibrişim kullanarak iğne, mekik, tığ veya firkete ile yapılan oyalar, günümüz kadınları tarafından da yapılarak, beğeniyle kullanılıyor. Erzurum ve ilçeleri ile köylerde yaptığı araştırmada 150’ye yakın oya çeşidi tespit eden Çomaklı, oyaların birçoğunun şekillerine göre anlamlarının olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Başörtüsü olarak kullanılan tülbentlere işlenen oyalardaki
şekiller ile kadınlar karşısındakine durumunu, düşüncesini anlatan mesajlar vermişler. Bu uygulama çok nadir olsa da günümüzde halen var. Kadınımız, karşısındakini kırmadan, niyetlerini, dertlerini oyalarla anlatmış. Mesajını bu şekilde karşısındakine iletmiş.”
Mani ve hikâyeler Araştırmasında oyalarla ilgili mani ve hikâyeleri de derlediğini kaydeden Çomaklı, geçmiştekaynanası ile arası bozuk olan gelinin “k 
Oya Yapımcılığı
Türk Oyaları
El sanatları, insanoğlu var olduğundan beri tabiat şartlarına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak, örtünmek ve korunmak amacı ile ilk örneklerini vermiştir. Daha sonra gelişerek çevre şartlarına göre değişimler gösteren el sanatları, ortaya çıktığı toplumun duygularını, sanatsal beğenilerini ve kültürel özelliklerini yansıtır hale gelerek "geleneksel"lik vasfı kazanmıştır.
Elsanatları bir milletin kültürünü temsil etmekte ve tanıtmaktadır. Bu nedenle eş sanatları ürünleri de o ülkenin kültürel kimliğinin en canlı belgeleridir. Bir ülkenin gelenek ve göreneklerinin, yaşama biçiminin kuşaktan kuşağa aktarılmasında, gelişerek devam etmesinde en büyük rolü yine el sanatları oynamaktadır. Bu nedenle bütün milletler el sanatlarına önem vermekte ve geçmişten geleceğe uzanan bir kültür hazinesi olarak korumaktadır.
Anadolu, sahip olduğu el sanatlarının çeşitliliği ve üretim miktarının zenginliği bakımından bir çok el sanatı ürününün yapıldığı ve dünyaya tanıtıldığı önemli bir uygarlık beşiğidir.
Türk insan zevkini, estetiğini, duygusallığını, hoşgörüsünü, pratikliğini üretmiş olduğu el sanatları ile yansıtmaktadır. Kilimi, çorabı, oyası, işlemesi vb. gelenek görenekleriyle birleşen geleneksel türk el sanatlarının mükemmel örnekleri, Türk insanının yüreğinden kopup gelen ürünler, sanatta inanılmaz güzelliklerin anlatıldığı belgelerdir.
El sanatlarımızın zarif örneklerinden olan oya, değişik kaynaklarda: "Oya ince bir dante olarak tarif edilebilir.", "Oya, kadın çamaşır ve esvaplarının vesair bazı şeylerin (boy yemenilerinin, çevrelerin) kenarlarına iğne ile yapılan veya yapılmış hazır alınarak dikilen ipek veya iplikten örgü, oymalı süs", "Renkli bir ibrişimden iğne ile çiçek veya yaprak şekillerinde örülen işlemenin adı", "Oya; bir tür dantel. Türkiye'ye özgüdür. Normal dantelin iki boyutluluğuna karşılık, oya üç boyutlu biçimde de örülebilir. Kumaşlara kenar süs olarak işlenir.", "Oya, süslemek ve süslenmek amacı ile yapılan ve tekniği örgü olan bir sanattır." şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımlardan hareketle kısaca oyayı: iğne, mekik, tığ, firkete gibi aletlerle, ipek pamuk vb. ipler ve bazen pul, boncuk vb. yardımcı malzemeler de kullanılarak yapılan bir el sanatıdır diye tanımlamak mümkündür.
Türk danteli olarak adlandırılan oyanın benzetildiği örgülerden dantel Avrupa'da 16. yüzyılda tanınmıştır. 1594 yılında dantel olarak Fransız Akademi Lugatına girmiş ve batı dillerinde de bu adla tanınmaktadır. Bu örgülerin Avrupa'da ortaya çıkışında ve kökeni ile ilgili araştırmaların sonucunda bazı örgü adlarının ege masallarında geçtiği, 1905'de Menfiz kazılarında bulunan eski örneklerden de sanatın M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzandığı tesbit edilmiştir. Bazı kaynaklarda da iğne ile yapılan örgülerin 12. yüzyılda Anadolu'dan Yunanistan'a ve oradan da İtalya yoluyla Avrupa'ya geçtiği belirtilmektedir. Oya hakkında bugüne kadar yeterli araştırma yapılmamıştır. Kaynaklarda oya benzeri bir örgüye rastlanmamakta, doğu ve batı ülkelerinin dillerinde oya kelimesine tesadüf edilmemektedir.
Anadolu kadını duygularını renklere ve oyaya dönüştürmektedir. Oyalarımız, bölgeden bölgeye değişen zevklere göre biçimlenmekte ve özgün isimler almaktadır. İsimleri yöreden yöreye değişmekle birlikte şehirden şehire dolaşan, anonim oyalar ortak isim almaktadır.
Günümüzde Anadolu'da: tığ, iğne, mekik, firkete gibi araçlarla uygulanan oyaların ya bordür ya da bir motif olarak tasarlanmış olanları, kullanılan araç doğrultusunda ve tekniklere göre değişik adlar almaktadır:

Kaynana dili” olarak adlandırılan oya işlemeli tülbendi kullandıklarını belirterek, şunları söyledi: “Kaynanası ile arası iyi olan gelin ise bunu çevresine yine tülbendine işlediği (çayır çimen) adlı oya ile anlatmış. Kocasıyla arası açık olan kadın ise (biber) adlı oya işlemeli tülbendi kullanmış. Sevdiği gençle evlenen genç kız, duygusunu, (badem çiçeği) oyası; sevdiğine verilmeyen kız ise sarı renkli (nergis çiçeği) oyalı tülbent bağlamış. Eltisine küsen (elti küstü) oyası; görümcesiyle arası iyi olan gelin ise (iki bacılar) adlı oyalı tülbent kullanmışlar.” Hamile kalan kadının “müjde oyalı tülbent” taktığını anlatan Çomaklı, nişanlı kızların ise medeni durumlarını pembe ve mor renkli işlenmiş “sümbül oyası” ile anlattıklarını söyledi. Ergenlik çağına gelen kızların “kardelen” ve “mayıs çiçeği” oyalarını kullandıklarını kaydeden Çomaklı, kocası gurbette olan kadınların da “gurbet yolu” adlı oya işlemeli tülbendi kullandıklarını sözlerine ekleyerek, “Erzurumhalen her kızın çeyizinde 40-50 tane oya bulunmaktadır” diye konuştu.Turizm Bakanlığı

 

İĞNE OYALARI

Yurdumuz el sanatları yönünden zengin ve geleneksel bir kültüre sahiptir. Diğer sanat dallarında olduğu gibi el sanatlarımız da, geleneksel kültürümüzün köşe taşlarındandır. Bu kültür ve gelenek birikimi, geçmişimize anlam, milli benliğimize de güç katmaktadır. Anadolu; tarih öncesi ve tarihi devirlerde bir çok medeniyetin doğduğu, geliştiği ve bunların dağıldığı bir merkez konumundaydı. Orta Asya'dan gelerek batı'ya göç etmiş olan insan topluluklarının çoğu, Anadolu'dan geçmiş, bir kısmı da burada kalarak ilk medeniyetlerini kurmuşlardır.
Bu göçler sırasında kendi sanat birikimlerini, örf ve adetlerini de beraberlerinde getirmişlerdir. Böylece Anadolu, çeşitli devlet ve medeniyetlerin, toplum ve etnik yapıların oluşturduğu tarih ve kültür mozaiği haline gelmiştir.
Bu popülasyon sırasında, kültür birikimleri elden ele, kuşaktan kuşağa taşınarak günümüze gelebilmiştir. Bu süreçte; halk, süsleme-süslenme ve maddi gereksinim duygularıyla el sanatlarının kaybolmasını önlediği gibi, sürekliliğini da sağlayabilmiştir. Böylece değişime dayalı olarak yaşatılan örf ve adetlerimiz kültürümüzün devamlılığını sağlamış, onu yaşam tarzına dönüştürmüştür.
Geleneksel kültürümüzde İğne Oyası'nın da önemli bir yeri vardır. İğne oyası bir süslemedir. "Kadın kişiliğinin anlaşılmaz duygu ve kaprislerinden doğmuş şekillerde, tahlili güç bir ifade vasıtası olduğu gibi, kişinin doğa güzellikleri karşısında edindiği duyguların ifadesidir." (1)
Oya, dilimizde "ince-güzel-zarif" sözcükleriyle eş anlamlı olarak kullanılır. Dünya dillerinde "oya" sözcüğünün olması da, oyanın Türkler'e ait olduğunu belirtmektedir. İlk oya örneklerine Menfiz kazılarında rastlanmış, bulunan örneklerin İ.Ö. 2000'Ii yılların örnekleri olduğu belirlenmiştir. İğne oyaları, kadın erkek arasında bir iletişim aracı; şarkı ve manilerde sevgiliyle özdeşleşen bir duygu ifadesi olarak kullanılmıştır. Ayrılıkla sonuçlanan evlilikten sonra hanımın "Çarkıfelek" oyasından yapılmış yemeni örtünmesi; düğünde "Kıllı Kurt" oyası yapılmış yemeninin kayınvalideye hediye olarak verilmesi sonucunda, gelinle yürürken kayınvalidenin ayaklarını kurt gibi yerlere sürterek yürümesi ( Konya yöresi), hizmetçisi olan hanımlara "Ojeli Parmak" oyası yapılan yemeni hediye edilmesi, duyguların ifadelerine verilebilecek örneklerden bir kaçıdır. Geleneklerimizde eli iğne tutan her kız çocuğu, çeyizlik oyalarını kendi eliyle işlerdi. Bu nedenledir ki, iğne oyası nineden toruna, anneden kıza geçerek, nesilden nesile aktarılmış ve güncelliğini korumuştur.
İğne, iplik kullanılan araç ve gereçtir. Küçük iğnelerle düğümlenmek suretiyle işlenir. Kullanılan ipliğin hammaddesi ipektir. Bugün ipek, maliyetinin yüksek olması, kısa sürede çok üretim amacıyla yerini koton ve naylon ipliklere bırakmış durumdadır.
Yapılışında teknik olarak bir değişiklik yoktur. İğne oyaları kadınlarımız kadar, bir zamanlar erkeklerimiz tarafından da kullanılmıştır. Batı Anadolu ve İç Anadolu'nun bazı illerinin zeybek ve efeleri de son derece süslü oyalarla çevrelenmiş baş yemenileri kullanmışlardır. Bu oyalı yemeniler uzun efe külahlarına kat kat sarılır ve efeye ayrı bir gösteriş katardı. (2) Bitip tükenmek bilmeyen bir sabırla iğne oyalarını yaparken, kadınlarımız kendi duygu ve düşüncelerini yansıtmanın yanı sıra, doğadan da esinlenmiş, sebze, meyve ve çiçekler kendilerine ilham kaynağı olmuştur. "Biber Oya", "Patlıcan Çiçeği", "Ortanca", "Sümbül" gibi isimler alarak düğüm düğüm, ilmek ilmek duygu seli olarak karşımıza çıkmıştır. İğne oyalarının gerek biçim, renk ve içerik, gerekse Türk kadınının beğenisini, sezgisini ve yaratma gücünü yansıtması bakımından kültürümüzde önemli bir yeri ve değeri vardır. Öte yandan kültür aktarma işlevinin yanı sıra, üretime, ekonomiye katkı sağlaması ile hem istihdam ve hem de katma değer yarattığı da göz ardı edilmemelidir. Gönül ister ki diğer el sanatlarında olduğu gibi, iğne oyaları da kaderine terk edilmez, sürekliliğini ve güncelliğini hep korur...
KAYNAKÇA:

  1. Aile Ansiklopedisi, Hayal yayınları Cilt 11
  2. Temel Britannica, cilt 5
  3. Erdentuğ, Nermin, Sosyal Adet ve Gelenekler, Kültür Bakanlığı yayını
  4. Halıcı, Feyzi; Türk Halk Edebiyatı ve Folklorunda Yeni Görüşler, Cilt I, 1985
  5. Korkusuz. Süheyla; Nakış Temel Bilgileri Tekniği ve Uygulamaları
  6. 6. Onuk, Taciser. İğne Oyaları, Türkiye İş Bankası Yayınları, 1981
  7. Öğel, Bahattin; Türk Kültür Tarihine Giriş
  8. Sanat Dünyamız;. Yapı Kredi Yayınları, sayı:20, 1975



Yazar: Sema ÖZwww.hometex.org

 

Ev Tekstilinde İğne Oyaları

İğne Oyaları

 Ev Tekstilinde İğne Oyaları
İğne oyaları daha önce fular, mendil gibi objelerde hayat bulurken şimdi de ev tekstili ürünlerinde ön plana çıkmaya başladı
Geleneksel Türk el sanatları arasında önemli bir yeri olan İğne oyaları, gelinlik kızların çeyizlerinde önemli bir yere sahiptir.
Bu işleme sanatı artık sadece yemeni kenarında kadınlarımızın el emeği ve göz nurunu temsil etmekten çıkarak, Nallıhanlılar tarafından ev tekstilinde de uygulandı.
Oyalar, yazmadan sonra şimdi de fular, mendil, masa örtüleri, yastıklar, yatak takımları gibi çeşitli ev tekstili ürünlerinin üzerine kenar süslemesi ya da serpme motifler şeklinde uygulanıyor.
Bu konuda yaratıcı çalışmalarla adını duyuran Doç. Dr. Fatma Özcan Tuğtaş, Gazi Üniversitesi, Mesleki Eğitim Fakültesi Nallıhan, Ankara - Eskişehir - Bolu üçgeninde, Karadeniz Bölgesinin Batı Karadeniz Bölümünde yer alır. Ankara'nın güzel bir ilçesidir. İlçe Ankara - İstanbul arasındaki 1 numaralı devlet karayolu üzerinde kurulu olan, Ankara'ya 160 Km. Bolu'ya 60 Km. ve Eskişehir'e 130 Km. uzaklıktadır.
Nallıhan toprakları, tarih çağları boyunca; Hititlerin, Friglerin, Bitanya Krallığının, Pers, İskender, Roma ve Bizans İmparatorluklarının hakimiyetinde bulunmuş, Müslüman Arapların İstanbul seferleri sırasında iki defa da Arapların istilalarına maruz kalmıştır.
1071 Malazgirt zaferinden sonra Türkler tarafından fethedilmiştir. İlçe merkezi Nallıhan, 1599'da Vezih Nasuh Paşa'nın burada bir han yaptırmasıyla teşekkül etmiş ve adı da bu handan gelmiştir.
Bir rivayete göre; halk kahramanı Köroğlu buradan geçerken gece handa konaklamış, ertesi gün giderken hanın bahçe kısmında atının nalı düşmüş. Nal yerinden alınarak hanın kapısına asılmış ve buradan Nallihan ismini almıştır.
Nallıhan halkının gelir kaynağı tarım ve hayvancılıktır.
İpek böcekçiliği, ilçenin başlıca uğraşlarındandır. İpek böceği'nin büyük bir kısmı tüccarlara satılmakta, iğne oyası yapımı için 1–1,5 kilogram ipek mutlaka bir kenara ayrılmaktadır. 1 kilogram ipekten ortalama olarak 20–25 yazma kenarı yapılabilmektedir. İlçede ipek böcekçiliğinin gelişmiş olması, iğne oyalarının yaygın olarak yapılmasına olanak sağlamıştır.
Uzun hazırlık döneminden sonra işlenerek kız çeyizlerinde önemli bir yer teşkil eden iğne oyaları, ipeğin hazırlanması ile başlar. İpek böceği yetiştirme işi, ziraat müdürlüğünden alınan tohumlar ile yapılmaktadır. Evlerde özenle ve uzun uğraşlarla elde edilen kozalar, imece usulü ile tüm köylü kadınların bir araya gelmesi ile tavalarda pişirilir. Pişme sırasında kozalar arasında gezdirilen çıraya istenilen karanlık oluşuncaya kadar ipek liflerinin takılması sağlanır. Bu ipekler, keleveye sarılarak keleveler (çile) elde edilir ve kurutulur. Zincir haline getirilen keleveler artık istenilen renkte boyanmaya hazırdır. İpeğin boyanmasında genellikle doğal boyalar kullanılmaktadır.
Bunlar; ceviz kabuğu ve yaprağı, karadut, kinin, çalı bakıldağı, çay, kahve, ıhlamur, nar kabuğu, kadife çiçeği, çalı kökü, patlıcan kabuğu, soğan kabuğu gibi maddelerdir. Bu maddelerden; eflatun, koyu eflatun, yeşil, koyu yeşil, hardal rengi, açık kahve, krem kızıl bej, açık sarı, sütlü kahve ve mor renkleri elde edilmektedir. Bunun dışındaki renkler ise, hazır kumaş boyalarının karıştırılması ile elde edilen çeşitli renklerdeki boyalardan sağlanmaktadır.
Kadınların yaratıcılığı Nallıhan iğne oyaları, tığ ve firkete (çatal) yardımıyla yapılan bir "kök" üzerine 7–8 cm. Aralıklarla oya motifleri serpiştirerek yapılır. Nallıhan oyası yapımında kullanılan bir başka yöntem ise ya kaynana oyası gibi kökün tamamına uygulanır.
Oyalar daha sonra, yazma, fular, mendil, masa örtüleri ve çeşitli ev tekstili ürünler üzerine kenar ya da serpme motifler olarak uygulanabilir. Ayrıca yaka çiçeği, buket, gelin başı ve ev aksesuarı şeklinde de yapılabilir. Oyalar; düz oya, boru oya ve dolgulu oya olarak uygulanmaktadır. Dolgu maddesi olarak genellikle doğal olması sebebiyle pamuk kullanılır. Oyayı sertleştirmek için özel bir madde kullanılmamakta, ipeğin doğal sertliği yeterli olmaktadır. Ancak çiçek buketi ve benzeri oyaların sertleşmesi gerekirse, bakır tel ya da at kılı kullanılır.
Son zamanlarda güvelenme nedeniyle at kılı kullanılmamaktadır. Oyaların yapımında genellikle meyve, sebze, yaprak gibi "bitkisel" Motifler ön plana çıkmaktadır. Bunların yanı sıra; kelebek gibi "figür" motiflerine, çapkın bıyığı, saray süpürgesi gibi "sembolik" motifler ile sepet, çanta gibi "nesnel" motiflere yer verilmektedir. Tabii ki bu motiflerden farklı olarak yöresel betimlemelerle geliştirilen çeşitli şekiller de işlemeye ayrı bir renk katar.
Bu örneklerle yetinmeyen yaratıcı kadınlar için, herhangi bir kır çiçeğinin aynısını oyaya dönüştürmek oldukça kolay görünmektedir. Bu faaliyetler tam bir dayanışma içinde ve eğlenceli bir biçimde sürdürülür. Bu aşama aslında bir üretimden çok kadınlar bir araya gelerek eğlendikleri bir toplantı havasında sürdürülür.
Kadınların oya yaparken maniler ve şarkılarla ortamı renklendirmelerinin yanı sıra yenen yemeklerle de dostlukları pekiştirir. Oya ile iletişimde İğne oyaları, Türk kadınının sözsüz anlatım ürünlerindendir.
Kadının başındaki oyadan mutlu ya da mutsuz olduğu anlaşılabilir. Kadının ruh halinin işlemeye aktarıldığı dilden dile anlatılan bir önemli konudur.
Kız çeyizlerine konulan oyaların çok çeşitli ve detaylı olması gerekir. Düğünlerde kız ve oğlan tarafı karşılıklı olarak bohça gönderirler. Kayınvalideye gidecek bohçaya; sarmaş dolaş olsunlar diye "sarmaşık" ve "yıldız oya" işlemeleri ağırlıklı olan çalışmaların konulması ve oğlan tarafına gönderilmesi adet olmuştur. Kayınvalideden geline gönderilen bohçada ise; "ağız tadı" adına "üzüm oya" yer alır. "Biber oya" gelini yakmasın, "kızılcık" birbirlerine ekşi görünmesinler, "genevir" gelin güçlüklerle karşılaşmasın "çilek" çileli günler yaşamasın düşüncesiyle bohçada yer almazlar. Yani burada da geleneksel itikatların ağırlığı kendini iyiden iyiye hissettirir.
Akrabalar içinde elti ve teyzeye muhabbetin simgesi olan "gül" ile mutluluk ifade eden "papatya" gönderilir. Büyükanne ve büyükbabaya, güzel kokusu nedeniyle "karanfil", bekâr görümce varsa "menekşe" oyalarının yer aldığı yazmalar verilir.
Nallıhan iğne oyalarında amaç, kız çeyizi yanı sıra ekonomik yarar sağlamaktır. Koruma altında son yıllarda, Kültür Bakanlığı'nın yayınlarının artması ile halk sanatlarına ve özellikle iğne oyalarına ilgi artmış, halk eğitim merkezlerinde kurslar açılmaya başlanmıştır. Bu tür etkinlikler, el sanatlarımızın yaşatılması, geliştirilmesi ve aile ekonomisine katkısı açısından son derece önemlidir.
Nallıhan Halk Eğitim Merkezinde açılan kurs ve yarışmalar sayesinde; git gide daha da azalan ipek iğne oyacılığı, farklı ç alışmalarla modernize edilmiş ve değişik alanlarda uygulamalara başlanmıştır.
Günümüzde Nallıhan oyaları panodan-vazo gülüne, salon takımından perde kenarına, havludan abajur süslemesine kadar geniş bir yelpaze kullanım alanı bulmaktadır. Artık bu çalışmalar öyle bir hal almıştır ki, menekşeyi saksıda iğne oyası olarak görebilir, gelincik ve papatya tarlalarını evinizin bir köşesinde adeta topraktaki canlılığı ile ziyaret edebilirsiniz.
İlçeyi kalkındırmak, gelir seviyesini yükseltmek amacı ile bir grup girişimci; Nallıhan'da bütün sivil toplum temsilcilerinin, bütün parti ilçe başkanlarının, Belediye Başkanının ve Kaymakamlığın da desteklediği bir proje gerçekleştirilmiş, "Nallıhan Enerji ve Üretim A.Ş:" kurmuştur. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan ilçede bu yönde de projeler geliştirmek hedeflenmektedir.
Geleneksel halk sanatlarımız arasında önemli bir yer tutan "iğne oyaları" yapım kolaylığı ve fazla Araç-Gereç gerektirmeden uygulanması ve bunların hepsinden daha önemli bir gerekçe olarak yaratıcılığa gereken olanakların tümünü verebilmesi açısından Anadolu'nun birçok yörelerinde uygulanmaktadır.
Yörelere göre çok farklılıklar gösteren, bu özgün ve turistik değeri olan Halk Sanatımız; Nallıhan'da gerçekleştirilen projeler gibi diğer illerimizde de ciddi anlamda değer bulur ve gereken önem verilirse, hepsinden önemlisi kadınların el emekleri, göz nurlarının kazanca dönüşerek Türk ekonomisine katkı sağlayacağı gerçeği de ele alınır ve gerçek değerinde pazarlanması sağlanabilirse; bireylere ve ülkemize ekonomik yönden daha yararlı olabilecek ve belki de yapımcıların sayısında artış sağlanabilecektir.

Geleneksel Türk el sanatları arasında önemli bir yeri olan İğne oyaları, gelinlik kızların çeyizlerinde önemli bir yere sahiptir. Bu işleme sanatı artık sadece yemeni kenarında kadınlarımızın el emeği ve göz nurunu temsil etmekten çıkarak, Nallıhanlılar tarafından ev tekstilinde de uygulandı. Oyalar, yazmadan sonra şimdi de fular, mendil, masa örtüleri, yastıklar, yatak takımları gibi çeşitli ev tekstili ürünlerinin üzerine kenar süslemesi ya da serpme motifler şeklinde uygulanıyor. Bu konuda yaratıcı çalışmalarla adını duyuran Doç. Dr. Fatma Özcan Tuğtaş, Gazi Üniversitesi, Mesleki Eğitim Fakültesi Nallıhan, Ankara - Eskişehir - Bolu üçgeninde, Karadeniz Bölgesinin Batı Karadeniz Bölümünde yer alır. Ankara'nın güzel bir ilçesidir. İlçe Ankara - İstanbul arasındaki 1 numaralı devlet karayolu üzerinde kurulu olan, Ankara'ya 160 Km. Bolu'ya 60 Km. ve Eskişehir'e 130 Km. uzaklıktadır. Nallıhan toprakları, tarih çağları boyunca; Hititlerin, Friglerin, Bitanya Krallığının, Pers, İskender, Roma ve Bizans İmparatorluklarının hakimiyetinde bulunmuş, Müslüman Arapların İstanbul seferleri sırasında iki defa da Arapların istilalarına maruz kalmıştır. 1071 Malazgirt zaferinden sonra Türkler tarafından fethedilmiştir. İlçe merkezi Nallıhan, 1599'da Vezih Nasuh Paşa'nın burada bir han yaptırmasıyla teşekkül etmiş ve adı da bu handan gelmiştir. Bir rivayete göre; halk kahramanı Köroğlu buradan geçerken gece handa konaklamış, ertesi gün giderken hanın bahçe kısmında atının nalı düşmüş. Nal yerinden alınarak hanın kapısına asılmış ve buradan Nallihan ismini almıştır. Nallıhan halkının gelir kaynağı tarım ve hayvancılıktır. İpek böcekçiliği, ilçenin başlıca uğraşlarındandır. İpek böceği'nin büyük bir kısmı tüccarlara satılmakta, iğne oyası yapımı için 1–1,5 kilogram ipek mutlaka bir kenara ayrılmaktadır. 1 kilogram ipekten ortalama olarak 20–25 yazma kenarı yapılabilmektedir. İlçede ipek böcekçiliğinin gelişmiş olması, iğne oyalarının yaygın olarak yapılmasına olanak sağlamıştır. Uzun hazırlık döneminden sonra işlenerek kız çeyizlerinde önemli bir yer teşkil eden iğne oyaları, ipeğin hazırlanması ile başlar. İpek böceği yetiştirme işi, ziraat müdürlüğünden alınan tohumlar ile yapılmaktadır. Evlerde özenle ve uzun uğraşlarla elde edilen kozalar, imece usulü ile tüm köylü kadınların bir araya gelmesi ile tavalarda pişirilir. Pişme sırasında kozalar arasında gezdirilen çıraya istenilen karanlık oluşuncaya kadar ipek liflerinin takılması sağlanır. Bu ipekler, keleveye sarılarak keleveler (çile) elde edilir ve kurutulur. Zincir haline getirilen keleveler artık istenilen renkte boyanmaya hazırdır. İpeğin boyanmasında genellikle doğal boyalar kullanılmaktadır. Bunlar; ceviz kabuğu ve yaprağı, karadut, kinin, çalı bakıldağı, çay, kahve, ıhlamur, nar kabuğu, kadife çiçeği, çalı kökü, patlıcan kabuğu, soğan kabuğu gibi maddelerdir. Bu maddelerden; eflatun, koyu eflatun, yeşil, koyu yeşil, hardal rengi, açık kahve, krem kızıl bej, açık sarı, sütlü kahve ve mor renkleri elde edilmektedir. Bunun dışındaki renkler ise, hazır kumaş boyalarının karıştırılması ile elde edilen çeşitli renklerdeki boyalardan sağlanmaktadır. Kadınların yaratıcılığı Nallıhan iğne oyaları, tığ ve firkete (çatal) yardımıyla yapılan bir "kök" üzerine 7–8 cm. Aralıklarla oya motifleri serpiştirerek yapılır. Nallıhan oyası yapımında kullanılan bir başka yöntem ise ya kaynana oyası gibi kökün tamamına uygulanır. Oyalar daha sonra, yazma, fular, mendil, masa örtüleri ve çeşitli ev tekstili ürünler üzerine kenar ya da serpme motifler olarak uygulanabilir. Ayrıca yaka çiçeği, buket, gelin başı ve ev aksesuarı şeklinde de yapılabilir. Oyalar; düz oya, boru oya ve dolgulu oya olarak uygulanmaktadır. Dolgu maddesi olarak genellikle doğal olması sebebiyle pamuk kullanılır. Oyayı sertleştirmek için özel bir madde kullanılmamakta, ipeğin doğal sertliği yeterli olmaktadır. Ancak çiçek buketi ve benzeri oyaların sertleşmesi gerekirse, bakır tel ya da at kılı kullanılır. Son zamanlarda güvelenme nedeniyle at kılı kullanılmamaktadır. Oyaların yapımında genellikle meyve, sebze, yaprak gibi "bitkisel" Motifler ön plana çıkmaktadır. Bunların yanı sıra; kelebek gibi "figür" motiflerine, çapkın bıyığı, saray süpürgesi gibi "sembolik" motifler ile sepet, çanta gibi "nesnel" motiflere yer verilmektedir. Tabii ki bu motiflerden farklı olarak yöresel betimlemelerle geliştirilen çeşitli şekiller de işlemeye ayrı bir renk katar. Bu örneklerle yetinmeyen yaratıcı kadınlar için, herhangi bir kır çiçeğinin aynısını oyaya dönüştürmek oldukça kolay görünmektedir. Bu faaliyetler tam bir dayanışma içinde ve eğlenceli bir biçimde sürdürülür. Bu aşama aslında bir üretimden çok kadınlar bir araya gelerek eğlendikleri bir toplantı havasında sürdürülür. Kadınların oya yaparken maniler ve şarkılarla ortamı renklendirmelerinin yanı sıra yenen yemeklerle de dostlukları pekiştirir. Oya ile iletişimde İğne oyaları, Türk kadınının sözsüz anlatım ürünlerindendir. Kadının başındaki oyadan mutlu ya da mutsuz olduğu anlaşılabilir. Kadının ruh halinin işlemeye aktarıldığı dilden dile anlatılan bir önemli konudur. Kız çeyizlerine konulan oyaların çok çeşitli ve detaylı olması gerekir. Düğünlerde kız ve oğlan tarafı karşılıklı olarak bohça gönderirler. Kayınvalideye gidecek bohçaya; sarmaş dolaş olsunlar diye "sarmaşık" ve "yıldız oya" işlemeleri ağırlıklı olan çalışmaların konulması ve oğlan tarafına gönderilmesi adet olmuştur. Kayınvalideden geline gönderilen bohçada ise; "ağız tadı" adına "üzüm oya" yer alır. "Biber oya" gelini yakmasın, "kızılcık" birbirlerine ekşi görünmesinler, "genevir" gelin güçlüklerle karşılaşmasın "çilek" çileli günler yaşamasın düşüncesiyle bohçada yer almazlar. Yani burada da geleneksel itikatların ağırlığı kendini iyiden iyiye hissettirir. Akrabalar içinde elti ve teyzeye muhabbetin simgesi olan "gül" ile mutluluk ifade eden "papatya" gönderilir. Büyükanne ve büyükbabaya, güzel kokusu nedeniyle "karanfil", bekâr görümce varsa "menekşe" oyalarının yer aldığı yazmalar verilir. Nallıhan iğne oyalarında amaç, kız çeyizi yanı sıra ekonomik yarar sağlamaktır. Koruma altında son yıllarda, Kültür Bakanlığı'nın yayınlarının artması ile halk sanatlarına ve özellikle iğne oyalarına ilgi artmış, halk eğitim merkezlerinde kurslar açılmaya başlanmıştır. Bu tür etkinlikler, el sanatlarımızın yaşatılması, geliştirilmesi ve aile ekonomisine katkısı açısından son derece önemlidir. Nallıhan Halk Eğitim Merkezinde açılan kurs ve yarışmalar sayesinde; git gide daha da azalan ipek iğne oyacılığı, farklı ç alışmalarla modernize edilmiş ve değişik alanlarda uygulamalara başlanmıştır. Günümüzde Nallıhan oyaları panodan-vazo gülüne, salon takımından perde kenarına, havludan abajur süslemesine kadar geniş bir yelpaze kullanım alanı bulmaktadır. Artık bu çalışmalar öyle bir hal almıştır ki, menekşeyi saksıda iğne oyası olarak görebilir, gelincik ve papatya tarlalarını evinizin bir köşesinde adeta topraktaki canlılığı ile ziyaret edebilirsiniz. İlçeyi kalkındırmak, gelir seviyesini yükseltmek amacı ile bir grup girişimci; Nallıhan'da bütün sivil toplum temsilcilerinin, bütün parti ilçe başkanlarının, Belediye Başkanının ve Kaymakamlığın da desteklediği bir proje gerçekleştirilmiş, "Nallıhan Enerji ve Üretim A.Ş:" kurmuştur. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan ilçede bu yönde de projeler geliştirmek hedeflenmektedir. Geleneksel halk sanatlarımız arasında önemli bir yer tutan "iğne oyaları" yapım kolaylığı ve fazla Araç-Gereç gerektirmeden uygulanması ve bunların hepsinden daha önemli bir gerekçe olarak yaratıcılığa gereken olanakların tümünü verebilmesi açısından Anadolu'nun birçok yörelerinde uygulanmaktadır. Yörelere göre çok farklılıklar gösteren, bu özgün ve turistik değeri olan Halk Sanatımız; Nallıhan'da gerçekleştirilen projeler gibi diğer illerimizde de ciddi anlamda değer bulur ve gereken önem verilirse, hepsinden önemlisi kadınların el emekleri, göz nurlarının kazanca dönüşerek Türk ekonomisine katkı sağlayacağı gerçeği de ele alınır ve gerçek değerinde pazarlanması sağlanabilirse; bireylere ve ülkemize ekonomik yönden daha yararlı olabilecek ve belki de yapımcıların sayısında artış sağlanabilecektir.
KAYNAKÇA
Onuk, Taciser. "Osmanlı'dan Günümüze Oyalar" T.C. Kültür Bakanlığı, Yayımlar Dairesi Başkanlığı 2513-300., 2000 Özbağı, Tevhide. "Elazığ İğne Oyaları" T.C. Kültür Bakanlığı V. Uluslararası Türk Kültür Kongresi Maddi Kültür Bildirisi. Özcan, Fatma. "Nallıhan yöresinde Öğne Oyacılığı" T.C. Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Yayınları 256-18, Ankara 1997. Özcan, Fatma Tuğtaş, "Nallıhan Needle Embroidery"Home Textile Heimtex 2001. Şener, Mesut. "Nallıhan" 1998-2001 Meryem Bıçkıcı: Nallıhan Enerji ve Üretim A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi. (Kaynak Kişi)

Yazar: EVSİAD

 

MENDİLİMDE GÜL OYA!

PDF

Yazdır

E-mail

MENDİLİMDE GÜL OYA!

Oyalı da yazma başında!.. Bu tek dize, bir Anadolu türküsüne hacet kapısıdır!..
O kapıyı şöyle bir tık tıkladın mı, ortalık yer sevda güzellemesi, aşıklar tepeden tırnağa türkü ve divan sazları gönül dağlayacaktır!.. Bir zamanlar "yazması oyalı", feraceli, yaşmaklı, ipek mendilli, hanımlar vardı!..
Türküler kınalar içinde, onlara yakılırdı!.. Hey gidi günler hey!.. Biz en iyisi; geçmişin tarumar olmuş gönül bahçelerinden çok, hele şu oyanın harmanına bir dönelim!.. Kadın ve İplik!.. İkisinin birlikteliğinde el emeği, göz nuru ertesi iplik oyaya dönüştüğünde; işleme adına özgün bir örnek daha ortaya çıkmış demektir!.. Ve bu konuda özellikle annelerimiz, yaşlı büyüklerimiz, birer dantel sanatçısıdırlar ve onlar durmaksızın kadim bir yurt geleneğini,el sanatını sürdürürler!..
"Oyalı da yazma" yine başlarındadır!.. İplikle haşır neşir, tarifsiz keyifler içinde durmadan, usanmadan, şaşılası güzellikte danteller işlerler!..
O danteller de sonunda genellikle torunlara, genç kızlara çeyiz; odalara, salonlara, masalara görsel bir şölen olur!.. Aslında işlemeler konusu, uzar gideri..
Sıkıntı vermektense, en iyisi bilgi verelim!.. Genellikle bir zemin, (kumaş, deri, kadife) üzerine sonradan iğne iplikle örülen şekillere "işleme" diyoruz.. Eğer işleme bir zemin üzerine değil de, tığ ile elde işlenirse, buna "dantel" veya "oya"; kumaş üzerine sonradan sökülmek üzere yardımcı bir kanava üstünden işleniyorsa, buna da "kanaviçe" diyoruz..
Tabii, bu kadar kestirmeden özetlediğinizde, bu yazımızın konusu olan işlemenin kimliği ve özellikleri de havada kalıyor!.. Oysa işleme, dokumanın keşfi sonrası, dikiş dikmekle beraber başlayan bir el sanatıdır!.. İşlemenin ilk örneklerine Orta Asya Türkleri'nde rastlanıyor ve bunların en çok da süs eşyası, elbise ve döşeme dokularında kullanıldığı biliniyor...
Geçmiş dönemlerde başta Türkler olmak üzere, Asur, Sümer, İran ve Bizans soylu zenginlerinin elbiseleri ile döşemelik kumaşları, gayet ustalıklı ve göz kamaştırıcı işlemeler ile süslenirdi... İşlemelerin ilk çağlardan beri en çok bu bölgelerde toplanması ve kabul görmesi, dayanıklı renkli ipliklerin ve ipeğin, bu bölgelerde bol bulunmasıydı... İşlemecilik sanatı, en çok Türkler arasında gelişmişti... Ancak konuyu bu noktaya getirmeden önce, geçmişteki işleme sanatının gelişimine bir göz atmakta da fayda var...
Ortaçağda Avrupa manastırlarında işleme atölyeleri vardı ve buralarda özellikle rahiplerin tören giysileri ile tapınakların örtüleri işlenmekteydi... 11. ve 12. yüzyıllarda ipek zemin üzerine inci ve altın sırma işlemeler moda oldu... İşlemelerde 13. yüzyılın Batı modasına gelindiğinde, bu kez göze çarpan bitki motiflerinin çokluğuydu... Ancak bu motiflerin şekilleri ister bitki olsun, ister hayvan olsun, kaynakları hep Orta Asya işlemeleriydi. 14. yüzyıldan itibaren de Batı'da manastırların dışında kentlerde de işleme atölyeleri kurulmaya başlandı... Bu arada Rönesans, Batı işlemeciliğinde yeni bir çığıra yol açtı: Ressamların yaptığını el işlerinde yapmak, yani işleme yolu ile resim yapmak. Derken Avrupa'da saray hayatının gelişimi, işlemeciliğin önemini neredeyse iki kat arttırdı...
16. yüzyıldan itibaren de en çok İtalya'da, renk tonlarının her derecesi de kullanılarak zengin motifler işlenmeye başladı... Fransa'da ise 4.Lui devrinin şatafatından sonra, işlemeli kumaşlar moda olmaya başladığından, işlemecilik giderek ilerledi... Ancak yukarıda da değindiğimiz gibi, işlemecilik sanatı en çok Türkler arasında gelişmişti...
Bütün dünyaya yayılan Türk işlemeleri, bu alandaki eserlerin hepsini etkilemişti.. Bir zamanlar çok kabul gören Macar işlemeleri dahi, aslında Türk işlemeciliğinin eseriydi...
Türkler'de işleme, aslında çok eskiden beri bilinmekteydi. .. Asya Türkleri'ne çadır uygarlığının gerektirdiği her çeşit eşya ve örtüde, hatta atların kolonlarında bile, yünlü, ipekli işlemeler görülürdü... Kısaca bu işin tekniğinde Türkler, bütün dünyaya örnek olmuşlardı...
İşlemelerde kullanılan "teknik ve motif"ler olmak üzere, Türk İşlemelerinin özelliği bu iki noktada öne çıkar... Padişahların, vezirlerin, zenginlerin, gelinlerin elbiselerinde olduğu kadar, günümüzde ev tekstiline giren mendil, peşkir, yağlık, sofra örtüsü, bohça, yorgan, yastık yüzleri her çeşit kumaşta, bu çeşit süsler ve işlemeler bulunurdu...
İşlemelerin yapımında keten, pamuk, yünlü iplikler, ipek, gümüş, altın sırma teller, inci ve boncuklar kullanılırdı... Türk İşlemelerinde kullanılan malzemeler çok değişik olmakla birlikte, daha çok yün iplik, ipek ve sırma rağbet görmüştür... Sırma yassı tel kumaşta, bu çeşit süsler halindeyse buna, ve "kırma", pamuk ipliği etrafına sıkıca sarılarak kullanılıyorsa buna "tahrirli" denirdi... Eğer sırma, pamuk ipliğine beyazı görünecek şekilde sarılmışsa, buna da "ebruli" adı verilirdi... Pamuk veya ipek, iğnenin batıp çıktığı kumaş mesafesindeki atkı üzerinde kendi etrafında sarılarak işleniyorsa, buna da "sarma" denirdi...
Türk işlemelerine, ipliğin kumaşa tatbik şekline göre değişik adlar da verilmişti... Bunlardan birkaç örnek verelim: Örme: Atkılar aynı noktaya dönecek şekilde kumaş üzerine yapılan işleme. Süzeni: Gergef üzerinde yapılan ince işleme.
Hesap İşi: Kumaşın ipliklerini sayarak ona göre motifleri işlemek. Sıçandişi: Kumaş kenarlarında kumaşın iplikleri çekilip yalnız bir tarafından bağlanarak yapılan işleme.
Kesme : İşlenmeyen kısımlardaki boşluklar kesilip çıkarılarak yapılan işleme.
Civan Kaşı: Enli sarma. Tel kırma : Daha çok Doğu Anadolu'da Palu'da işlenen gümüş sırma işi ki, yassı teller kumaşın bir yüzünden tırnakla kırılarak geri çevrilir, motifler böyle işlenir. Tel kırma işleri çok güç, çok emek isteyen bir işlemedir... Türk İşlemelerinde en çok kullanılmış olan motifler yaprak, çiçek ve hayvan şekilleri olarak göze çarpar...
Bu bağlamda, bir işleme usulü olan "gergef" de anlatmak istiyoruz: Gergef, üstüne nakış işlenecek olan kumaşların gerilmesi için kullanılan ve tahtadan yapılmış, dört köşe bir çerçevedir...
Bu çerçeve dört köşesinden aşağı doğru uzanan dört ayak üzerinde durur. Gergefin ayakları, çerçevesi, istenildiği zaman sökülüp takılabilecek şekilde yapılmıştır. Kullanılacağı zaman ayaklar çerçevenin köşelerindeki yuvalara geçirilir, gergef kurulur... İş bittiği zaman ayaklar ve çerçeve birbirinden ayrılır... Birkaç düz tahta pervaz şeklinde kalan gergef, fazla yer kaplamadığı için istenilen yere kaldırılabilir ve kolayca bir yerden diğerine taşınabilir... Gergef çerçevesinin üstünde sıra ile oldukça sık aralıklarla açılmış küçük delikler vardır... Bu deliklerden, gergef bezi denilen kenar bezlerinin ipleri geçirilmiştir. Gergefte nakış işleyebilmek için, önce üstüne işleme yapılacak kumaş, kenarlarından bu gergef bezlerine Sonra gergef bezinden, gergefin çerçevesindeki deliklere geçirilmiş olan ipler çekilerek gergef bezine tutturulmuş olan nakış kumaşı gerilir...
Gergefte nakış işleyenler daima sağ ellerini bu kumaşın üstünde, sol ellerini de altında tutarak ve iğneyi yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya batırmak suretiyle, önlerindeki örneği işlerler... Gergefte nakışlar, soylu danteller, şaheser oyalar derken, yazımızın sonuna geldik!.. İşlemelerin dünyası, bir anlamda aşkın, sabrın ve emeğin de dünyası!.. Yazımıza, bir türkünün dizeleri ile girmiştik... İşlemelere, geçmişe ve eski sevgililere bir türkü dizesi ile selam gönderip, artık kerevete çıkalım:
"Mendilimde gül oya, Gülmedim doya doya!.."

Yazar: EVSİAD

 

Türk oyasını dünyaya tanıtacak

 


Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan ve her geçen gün gelişen teknoloji karşısında unutulmaya yüz tutan iğne oyası ülke genelinde ve dünyada tanıtılmaya başlandı

Aydın’ın en maharetli iğne oyası ustalarından Gülcan Kılavuz Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen İSO 9001 Kalite Eğitimini başarı ile tamamlayarak ülke genelinde ve dünyanın değişik ülkelerinde unutulmaya yüz tutmuş iğne oyası geleneğini sürdürmek için çalışıyor.

Bir zamanlar genç kızların çeyiz sandıklarında hiç eksik olmayan ve her Türk kadının ustalıkla yaptığı el emeği göz nuru iğne oyaları, bugün neredeyse unutuldu. Eskiden kadınların duygu ve düşüncelerini kilim dokuyarak ya da iğneyi ipekle buluşturarak işledikleri oyalarla dile getirdiğini belirten Gülcan Kılavuz bu kültürün unutulmaması için gece gündüz çalışıyor.

2003 yılında, Türkiye’de kılavuz bölge olarak seçilen beş ilden biri olan Aydın’da İSO–9001 Kalite Eğitimini başarıyla tamamlayan Gülcan hanım en büyük arzusunun unutulmaya yüz tutmuş iğne oyacılığını tüm dünyayı tanıtarak bu kültürü yaşatmak olduğunu söyledi. Duygu ile iğnenin buluşması sonucu ortaya çıkan bu sanatın teknolojiye yenilmemesi için ölünceye kadar mücadele edeceğini ifade eden Kılavuz “Çocukluğumdan beri iğne oyası yaparım. Gençlerin bu sanatı bilmediğini görünce Kültür ve Turizm bakanlığı tarafından açılan kurslara katılıp başarı ile tamamladım. Şimdi Kültür Bakanlığı bünyesinde hizmet veren Döner Sermaye İşletmeleri (DÖSİM) desteğiyle yerel ve ulusal fuarlara katılarak, iğne oyasını yaşatmaya ve tanıtmaya çalışıyorum. Geçtiğimiz yıl Aydın’daki fuardan sonra Suudi Arabistan’ın Başkenti Riyad’da 7A14 Kasım 2006 tarihleri arasında yapılan El Sanatları Sergisi’ne katıldım. Türkiye’mizin tanıtımı açısından önemli olan bu çalışmalarla gönüllü olarak ilgileniyorum. Tanıtım broşürleri basarak, fuarlara katılıp geçmişimizi, geleneğimizi yaşatmak istiyorum” dedi. ymesaj