DİYARBAKIRDA MUSİKİ


 

 


Tarihte Diyarbakır Musikisi

 

Diyarbakır’da oyun olarak delilo,herrani,neni,çaçan ,tek ayak,iki ayak,çepik,koçeri oyunları görenlerin hayranlığını celbetmektedir.Oyunların yöresel kıyafetlerle yapılması daha da ilgi çekici olmaktadırDiyarbakır ve çevresinin geleneksel oyunları .çok çeşitli canlı ve renklidir. Yöreye özgü nitelikleri vardır. Bölgemizde devki ve el vuruşturma figürlü oyunlar yaygındır. Oyunların çoğu halay türündedir.Çepik, lorke, çaçan, esmer, gırani, halayları en yaygınlarıdır. Halaylarda bir fasıl sırası bulunur www.diyarbakir.com

 

Diyarbakır Musiki Folkloru 

 

1937 yılına ait bir kitapta
Şehir bandosu:
Diyarbekir Urayının bir şehir bandosu vardır.Bando her akşam Halkevi bahçesinde ve parkında çalar,ayrıca süle bando da vardır.Orduevi bahçesinde çalar.Usman Eti.Diyarbekir.Diyarbekir matb.1937.s.79

 



                                                                  Ergani’de bando(Resim Aykut yaşar))

 

1949 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden gazeteci Cahit Beğenç izlenimlerini Ulus gazetesinde yazmış ,Diyarbakır ve Raman isimli kitabında da bu izlenimlerini detaylandırmıştır
Diyarbakır’da bundan altmış sene evvel halk arasında terennüm vasıtası olarak 1)Santur 2)Saz 3)Bağlama 4)Çığırtma 5)Kaval kullanılırmış
Bu sazlar bütün eğlence meclislerinde olduğu gibi düğün ve nişan merasimlerinde zenginliğine göre her birinden ikişer,üçer de bulunuyordu.
Bir düğünün ihtişamını ifade etmek için(sazlı,santurlu,udlu,gülaplı) bir düğün diye söylenirdi
Eskiden saza iştirak eden tempo aleti ise zilli maşa,deften ibaret imiş.Darbuka,saz arasında yer almıştır.
Diyarbakır’ın kendine mahsus musiki icra tarzı:
Herhangi bir toplantıda aşağıdaki sırayı takip etmek bir kaide sayılır:
Diyarbakır’lı Celal Güzelses’in ifadesine göre:
1.Diyarbakır peşrevi  2)Divan 3)Muhalif  4)Kürdi  5)Maya  6)Hoyrat  7)Beşiri 8)Şirvani 9)Kesik

Cahit Beğenç:Diyarbakır ve Raman.Ulus Basımevi.Ankara.1949.s.

 

Diyarbakır mani ve hoyratları

Anadolu Dernekleri Birliği Başkanı Vedat Güldoğan, yaptığı açıklamada, sanatçıların Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinin yöresel türkülerinin aslını değiştirerek okuduklarını öne sürdü. İlk etapta Diyarbakır yöresinin 600 eserini derleme çalışması yürüttüklerini belirten Güldoğan, ‘’Öğretim görevlisi arkadaşlar notaları tamamlamak üzere. Bazı sanatçılar, bu eserlerden bazılarının sözlerini, makamlarını, usullerini ünlü olmak uğruna değiştirip, yozlaştırıyorlar. Biz şimdi, bu eserleri eski orijinal hallerine göre düzenliyoruz’’ diye konuştu. Diyarbakır yöresine ait 700’e yakın mani, 600’e yakın hoyratı derlediklerini ifade eden Güldoğan, türküleri tamamladıktan sonra mani ve hoyratları da bir kitapta toplayarak, kalıcı hale getireceklerini söyledi. Ymesaj.30.1.2007

 

DİYARBAKIR HALK OYUNLARINDA TAKILAR
Kadın Takıları

Baş Takıları


· Şırrık

Yörede çok yaygın olarak kullanılan, sadece gümüşten imal edilen, üzerinde damla, güneş, yaprak, yılan motifleri bulunan bir takı çeşididir. Takının orta kısmı alnın tam ortasına gelecek şekilde Kofi denilen başlığa tutturulur. Boyuna takılacak şekilde, kolye biçiminde olanları da mevcuttur.

· Eyyün

Bir parça kumaş üstüne düzenli bir şekilde altın paralar sıralanır. Yapılan bu takı Kofinin üstüne, yani kaşın tam üstüne gelecek şekilde yerleştirilir, başın arka kısmında düğüm atılır, bazı bölgelerde ekonomik güce göre altın yada gümüş paralar olarak değişebilir.


· Küpe

Kulağa süs olarak takılan ve hala eski canlılığıyla kullanılan bir takı çeşididir. Genelde yöreye özgü küpeler ;

· Kişnişli Küpe
. Habli Küpe
· Fiyonklu Küpe
· Tut Küpe
· Doktor Diş Küpe
· Hızma

Yörenin belli kesimlerinde kullanılan, bayanların sağ yada sol burun deliklerine takılan bir takıdır. Genelde altın yada gümüş olup, üzerinde mavi boncukta olabilir.



Boyun Takıları
· Hamayli

Yörede “Boylamada” denilen bir süs eşyasıdır. Hamayli bayanlarda kötü rüya, karanlıklardan ve nazardan korunmak amaçlı takılır. Genelde yörede bayanların yazın içlerine giydiği “Melankof” ve günlük zamandaki “Fistanın” arasında olup dışardan gözükmez. Diğer takılardan farklı özelliği dini inanışın etkisinde kalarak içinde “Kurandan Ayetler” vardır.



· Kolye

Yörede yaygın olan ve fazlaca çeşidi bulunan bir boyun takısıdır.
· Habli Kolye

· Kişnişli Kolye

· İncili Kolye

· Yapraklı Kolye

· Kozanlı Kolye

· Direkli Kolye

· Badem Yapraklı Kolye

· Beşibirlik

Beş altın lira değerindeki Osmanlı parasıdır. Yörede “Beşibiryerde” adı verilmektedir. En yüksek altın para sayılan takı, ip yada kumaş parçası üzerine beş adet takılır ve öylece boyuna asılır.

· Mercan

Mavi ve turuncu renklerden, üç sıralı boncuktan olup, genç kızların boynuna taktığı

bir takıdır. En temel özelliği tam boynu saracak şekilde olmasıdır. Hamayli (boylama) gibi sarkmaz.

· Süt Muskası

Yörede sütten kesilen bayanların taktığı ince, gümüş,üstünde ayetler bulunan ve ortasında taş olan bir boyun takısıdır.

· Kordon

Metalden olup kırsal kesimdeki bayanlarda ucuna kullandığı sandığının anahtarı,

şehir merkezinde yaşayan bayanların ise giydikleri elbisenin sol üst köşesindeki cebe koydukları cep saati kordonudur. Yani kırsal kesimdeki bayanlar için anahtar, şehir merkezindeki bayanlar için saat kordonu görevini gören bir boyun takısıdır.

· Kehribar

Yörede sarılık hastalığına yakalanan bayanların kullandığı, ceviz büyüklüğünde, ortasından ip geçen, sarı kehribar taşında olan bir boyun takısıdır.


Kol Takıları

· Bilezik

Dönemine göre çeşitli motiflerle süslenen, değişik işçiliği olan deri, ağaç, bakır, gümüş, altından yapılan, eski dönemlerde erkeklerinde kullandığı söylenen ve hala yaygın olarak kullanılan süs takısıdır.

· Hasır Bilezik

· Paralı Bilezik



Bel Takıları

· Gümüş Kemer

Gül, menekşe, lale, yonca yaprağı gibi motifleri bulunan gümüşten imal edilip ve bele takılan bir süs eşyasıdır.


Ayak Takıları

· Halhal

Yörede genç kızların ve çocukların ayaklarına taktıkları, pirinç yada gümüşten yapılan, hareket ettikçe ses çıkaran bir ayak takısıdır. Halhalın ses çıkarması çocuğa yaklaşan zararlı hayvanları korkutmak içindir.

Erkek Takıları

· Hamayli

Asıl amacı nazardan korunma olan, şekil olarak ta kare, üçgen, dikdörtgen veya silindir şeklinde olan boyun takısıdır. Boyuna koldan geçirilerek takılır. Genelde deriden ve sade bir biçimde yapılır.

· Pazubant

Dinsel inançlardan ilgili nazardan korunmak amaçlı doğan, üzerinde yılan, akrep, tabanca şekilleri bulunan, kare, üçgen ve dikdörtgen şekilleri olan, kolun dirsek ile omuz arsına takılan bir kol takısıdır.

· Köstek

Yörede iki değişik çeşidi bulunan, en eski erkek takılarından olan, bir takı çeşididir. iki şekli mevcuttur ;

· Boyundan asılan ve ucuna saat takılan.

· Yeleğin düğme iliğine kancasıyla tutturulan ve ucuna saat takılıp saatle beraber yeleğin cebine bırakılan.

· Zincir

Gri veya sarı renkte olup, yeleğin düğme iliğinden tutturulup, kuşağın iç kısmına konan bir takıdır.

· Mendil

Yörede genelde açık renklerden seçilen, kare şeklinde, işlemesiz olup katlanarak kuşakla yelek arsına sıkıştırılarak takılan bir aksesuar çeşididir. http://www.bisohbet.com/

 

Diyarbakır folkloründen bir kesit

 Beysanoğlu, Şevket; Salih Turhan, Kubilay Dökmetaş

Ankara: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi
 Kültür ve Sanat Yayınları, 1996, XIV + 205 s.


Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde notalarıyla birlikte 104 "türkü", ikinci bölümde 33 "Sözlü ve Sözsüz Oyun Havası", üçüncü bölümde ise yedisi ritmik olmak üzere toplam 42 "Uzun Hava" yer almaktadır. Kitabın sonundaki açıklamalar bölümünde eserlerle ilgili kaynak kişi, besteci, derleyici, notalayanların isimleri ile varyant vb. hususlarda açıklayıcı kısa bilgiler verilmiştir. Ayrıca anlaşılmayan kelime ve deyimlerle ilgili sözlük bölümü de ilave edilmiştir. Daha önce Diyarbakır Halk Musikîsi ile ilgili irili ufaklı özel çalışmaları ve TRT kurumunca tescil edilen eserleri değerlendirdiğimizde toplam (Kırık Hava, Uzun Hava) sayısı 75-80 civarında bir repertuara sahipti. İncelendiğinde görülecektir ki bu sayı 179'a Çıkarılmış; genelde bilinenlerin üzerine 100 civarında ilave yapılmıştır. Bu sayı bir ilin Halk Müziği külliyatı açısından oldukça önemli bir rakkamdır. Özellikle oyun havaları konusundaki eksikliğin idrakinde olduğumuzu ve bu konunun ilerideki genişletilmiş 2. baskısında telafi edileceğini bilgilerinize arz ederiz.

 

Diyarbakırlı müzisyenler

Ayşe Şan,Eşref Atay,Hüsnü İpekçi,Ramazan şenses,Cemil Değer,Celal Aycan,Recep Kaymak,İzzet Altınmeşe,Bedri Ayseli,Mustafa Canan,Celal Sevimli,Emin Turgay,Azize Gürses,Emin Taşın,Kadir İpek,Coşkun Sabah,Mahsun Kırmızıgül,Emrah İpek(Küçük Emrah)
İbrahim Macit ,Kenan Menekşe,Eşref Atay,Şeref Değer,Azize Gürses,Yaşar Özel,Güler Basuşen,Fatma Aktaş,

 Sami Hazinses’in de aktör olmadan önce Diyarbakır musiki cemiyetinde çalıştığını,klasik Türk sanata musikisi icra ettiğini  öğreniyoruz.Şehmus DikenDiyarbekir diyarım,yitirmişem yanarım İst.2003.s.186

 

Abdüssettar hayati Avşar ,yatsı namazından sonra konaklardaki musiki gecelerini şöyle anlatır
Muhammedi güllerinin,top reyhanların,ıtırların,katmer kadifelerin,menekşelerin,lalelerin,zanbakların,şebboyların,kılıflarının,nergizlerin,sümbüllerin,yaseminlerin,zerleylakların ve diğer bir çok çiçeklerin birbirine karışmış kokularını almak için havayı koklar,teneffüs eder,fıskiyelerden dökülen suların şırıltılarını dinler ve kandillerin ,avizelerin,fanusların etrafında daireler çizerek dönen çeşitli şekiller meydana getiren,aleve atılıp yanan pervaneleri seyrederdik.Şair,bestekar ve icrakarlar havuz başındaki tahtalara,sazendelenlerle yanlarındaki kanepe ve koltuklara eyvana karşı oturup yerlerini alıp eğlenceyi başlatırlatrdı.Kanunla;Kurdi,Aşiran,Beşiri,Şirvani,Uşşak,İbrahimi,Seba da bir taksim yapılır.Hicazda karar kılınırdı.Bu taksim 20-30 dakika sürer.Sonrada gazeller okunurdu.Ud,kanun,keman,tanbur,santur,kemençe,rebab,ney,kaval,zilli maşa,zilli def,darbuka,çarpara,zil bu eğlencelerde müzik aletlerinden bazılarıydı
Tuba Cengiz:Diyarbakır eski suriçi ve surdışı evlerinde çevresel etmenler..D.Ü.Mimarlık AD.Diyarbakır.1993.s.193

 

Diyarbakır musikisinde sazlar:
İki çubukla çalınan Kanunun benzeri Santur,Kanun(sonradan),ud,keman,cümbüş,darbuka,tef ve zillimaşadır.(Zillimaşa kadın gruplarında bulunurdu).Ud oda sazı,cümbüş açık hava sazı aynı zamanda bağlamanın yerine  ses frekansının yüksekliği nedeniyle bağlama klavyesine sahip olan metal tanbur ,(Mızraplı) manyetiğin yaygınlaşmasına kadar düğünlerde kullanıldı.Manyetik yaygınlaştıktan sonra tanburun yerini bağlama aldı.Hatta halk arasında bağlamaya da kısa bir süre tanbur denildi. O dönemde komşu iller ise şu sazlar ile biliniyorlardı,Şanlıurfa’da bağlama;Mardinde ud,keman,kanun,rebap(yaylı);Elazığda klarnet,Erzurumda mey,balaban;Bingölde davul zurna

Diyarbakır musikisinde Türküler
Genellikle klasik sazlarla icra edilen Diyarbakır türküleri 2/4,4/4 ve 10/8’lik usullerden oluşur.2/4 ve 4/4’lük usuller genellikle halaylarda 10/8’lik usuller ise kadın kına gecelerinde icra edilir.Bu usullerde türküler repertuvarda oldukça fazladır.6/8’lik olan ‘Çay içinde Kum çeker’,Bitlisin Yolları, 9/8’lik olarak ‘Sürme Beni Vech-i Arazbarı’,7/4’lük  olarak da ‘Vardım Yarin Bahçesine ‘dışında bu usullere pek rastlanmaz.
Hüseyni makamı repertuvarda sıkçadır,adeta Diyarbakırla özdeşleşmiştir diyebiliriz.Ninnilerimizden gelmiş olsa gerek bizi en duygulandıran makamdır,bir hüseyni maya veya türküde hemen akla Diyarbakır gelir.Bazı yöreler tavır veya ağızlarıyla bilinirler.Diyarbakır ağzının yanı sıra TSM-THM arası yoğrulmuş bir makamsal ağırlıklı musiki folkloruna sahiptir.Buna örnek olarak ‘Diyarbakır Esmer şarkısı’ve ‘Ateşi Ruhların Yaktı Şu Gönlümü’ eserlerini verebiliriz
Sözlü oyun havaları:
Diyarbakırın 2/4 ve 4/4’lük hareketli usulleri ise genellikle kadın kına gecelerinde okunur.’Saza Niye Gelmisen’ ve ‘Mubarek Mubarek’ gibi

    1. Uzun havalar(Ritmik ayaklı):

a)Giriş ve ara nağmesi bir olanlara:Yaş destanı,Daldalanım,Kar mı yağmış Diyarbakırın Dağına,Adil efendi,Ben de Yetim,Yar içerden’ gibi
b)Her hane için ayrı saz bölümü olanlar’Diyarbakır Divanı Buy-i Vahdet almışam,İbrahimi Divan,Sürme beni vech-i arazbarı’
c)Sözsüz olarak çalınanlar:’Diyarbakır Divan peşrevi (TSM’deki gibi eser öncesi çalınır)

    1.  Uzun havalar (Serbest ayaklı):

a)Coşkun sular,Karşıki dağlar dumanından bükülür,Evseli duman almış,Eminem oturmuş çorap örüyor)
b) Ağıtlar:’Abdonun mezarı,Evlerinin önü kavak,Oğul kalemi kaşta kodun,gözümü yaşta kodun’
Serbest ayaklarda makama uygun olarak gezinti yapılıp,makamı çok iyi işleyerek belirgin göstermek gerekir

Diyarbakır Musikisinde İcra Edilen makamlar

İbrahimi                          Şirvani                     Beşiri                   Muhalif
Uşşak-Hüseyni Beyati        Hicaz(Hicaz ailesi)     Mahur                Hüzzam
Muhayyer-Vech-i arazbar   Arazbar                    Rast                Segah

 

Kesik     Minare uşşağı             Kelenderi          Cembelli                  Nevruz
Nikriz       Uşşak                     Saba              Hüseyni                Karcığar
(Değişen seyirde)                  (Değişen seyirde)   (Değişen seyirde)   

(Hayri Yoldaş.celal Güzelses.Diyarbakır.2005.s.9-10)

Diyarbakır türkülerinde önemli özelliklerden biri nakaratın hemen hemen ayrı güftleredn meydana gelmiş olmasıdır.Bu husu Diyarbakır türkülerinin karekteristik noktasıdır.Ayrı bir nokta da esas melodiyi teşkil eden güftelerin nağmeleri ile nakaratı teşkil eden güftelerin nağmelerinin ayrı olmasıdır.
Diyarbakır’da umumi konuşma daima hançerinin tiz perdelerindedir.Yavaş konuşma burada mevcut değildir.Yüksek sesle konuşulur.Buna sebep evlerin inşa tarzındadır.Avlu sistemi bu memleketin esas inşasını teşkil eder.Avlular geniştir.Eyvan ve odalar avluya açılır.Bu mimari tarz yüksek sesle konuşmayı bir alışkanlık haline getirmiştir..Bu türkülerin dik sesle meydana gelmesini intac etmiştir.
(Şevket Beysanoğlu.Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları.San matb.Ankara.1997.s.219,212

 

Velme (Sıra-Eyvan) Geceleri
Diyarbakır’da haftanın belirli günlerinde evlerde toplanılarak musiki alemleri yapıldığını ;bu alemlere dönemin tanınmış şair bestekarlarının da katıldığını,hatta halk sanatkarlarının da bu toplantılara iştirak ettiklerini bazı kaynaklardan öğreniyoruz.Bu hususta rahmetli Ali Emiri efendi tezkiresinde bir musiki meclisini anlatmakta ve geniş bilgiler vermektedir.Bundan başka XVIII.yüzyıl şairlerinden Diyarbakırlı Ahmed raif şehrengizinde,Diyarbakır’da sosyal hayat,sanat faaliyetleri,musiki ve şiir alanında ün salmış şair,bestekar,hanende ve sazendelerden söz etmekte,örnek vermekte yapılan musiki alemlerini ,toplantıları geniş bir şekilde anlatmaktadır.
.(Şevket Beysanoğlu.Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları.San matb.Ankara.1997.s.204)
Diyarbakır

Yavuz Donat
Eyvan geceleri

Şanlıurfa'da "sıra gecesi" adeti var. Diyarbakır'da "eyvan gecesi." Gazi Köşkü'nün bahçesindeki "Şark evinde" eyvan gecesine gittik. Nargile isteyene nargile. Çay, kahve isteyene çay, kahve. Çevremiz kalabalık.
Gece uzun. .
Eyvan gecesinin "öteki müşterileri" de bizleri dinlemek için çevremizdeler.

 

Yakın zamana kadar Diyarbakır’da haftanın belli günlerinde bir evde toplanılarak musiki icra edilirdi.Bu dost meclislerine dönemin şair ve bestekarlarının da katıldığını hatta halk sanatkarlarının da bu toplantılara iştirak ettikleri bazı kaynaklarda açıklanmaktadır.Bu toplantılara Velme veya Harefene denilirdi
Vedat GüldoğanDünden Bugüne Diyarbakır Musiki Folkloru.1.Bütün yönleriyle Diyarbakır sempozyumu.27-28 Ekim 2000.Ankara.s.378

 

Göğe Merdiven
 Aybars Fırat  


Bu satırları, güzel bağlar diyarı Diyarbakır'dan yazıyorum. Geleli çok olmadı ama Diyarbekir'e aşık oldum. Belki dün katıldığım, binlerce yıllık bir gelenekten süzülen Eyvan Gecesi'nde dinlediğim yakıcı şarkılar, belki de bu diyarın güzel insanları beni altın bir zicirle bağlamıştır, bilmiyorum. Savaşın eşiğinde olduğumuz bu günlerde, böylesine duygular yaşattıkları için has Diyarbakır'lı gönül dostu Aziz Kadri Özyıldız'a, Bedri Ayseli, Kadri Göral, Seyithan ve Burhan Beylere ve diğer kıymetli sanatçilara ne kadar teşekkür etsem azdır.
Hele Kadri Göral Beyin o güzel şiirleri, -bir şiirinde, Diyarbekir'in on bin yıllık yurdumuz olduğunu ve hep öyle kalacağını söylüyordu- özellikle bir nenenin torununa nasihatını anlatan "İhsan" şiiri unutulmaz güzellikte idi. Eyvan, Velime Gecelerinin yapılması bağimsızlığımızın geleceğimizin teminatıdır. Doğu Türkistan'ın Türklerinin, binlerce yıllık geleneği olan ve Velime Gecelerinin bir benzeri denilebilecek Meşrep törenlerinin Çinlilerce tamamen yasaklandığını duymuş muydunuz? Sebebi şudur: Türk Kültürü, bu törenler yoluyla yaşatılmakta, nesilden nesile aktarılmaktadır. Bu yüzden Doğu Türkistan'da en büyük suç "Meşrep" düzenlemektir ve cezası ölümdür. Benim inancım da odur ki, geleneklerimiz yaşatıldıkça ve bu toprağın güzel insanları bunları yaşatma kararlılığını gösterdikçe, bu millet, burada oturmaya devam edecek ve sıkılmış bir yumruk gibi tek vücut olarak bu topraklar üzerindeki oyunları bozacaktır. Çünkü, çok şükür ki Diyarbakır'lılar da Anadolunun her yeri gibi, geleneğimize sahip durumdadır. Bir toprağın vatan yapılması için törelere, geleneklere, tabii güzelliklere, özetle bütün maddi ve manevi zenginliklere, kü sahip çıkılması gerektiğine inanıyorum. Bir İngiliz doktorun, Çin'de yaşadığı bir olayla ilgili bir hikaye okumuştum: İdam edilmeyi bekleyen bir Çinli gözünü ayırmadan kitap okuyormuş. Sıra kendisine geldiği halde kitap okumayı sürdürüyormuş. Hikayenin sonu o kadar da önemli değil. Türk Milleti her yönüyle kuşatılmış, bir çok kalesi içten fethedilmiş, limanlarına girilmiştir. Ama bu durumda dahi vazifemiz, kitap okumak, ağaç dikmek, "Eyvan Geceleri" düzenlemek olmalıdır.UfukÖtesi

Celal Güzelses

Esas ismi Mehmet Celalettin olan Celal Güzelses`in Babası Derviş hasanın vefatı ile Annesi Latife Hanım tarafından mahalle mektebine verilir. Birinci Dünya savaşı yıllarında Rüştiyenin lav edilmesi ile öğrenimini tamamlayamaz. Okula giderken 1913`ten 1921`e kadar Ulu Cami`deki müezinlik görevini devam ettirir.

1931 yılında Karındaş Mahmut`un Diyarbakır şivesini taklit ederek doldurduğu plak halktan oldukça tepki alır. Celal Güzelses bu plağı olan tepkisini dile getirerek İstanbul`a plak doldurmaya gider.

Celal Güzelses Bayandırlık bakanı Feyzi Pirinççioğlu`nun ısrarıyla 1917`de bir tesadüf sonucu tanıştığı Mustafa Kemal Paşadan "Şark Bülbülü" ünvanını alır. 1934 yılında soyadı kanunun kabulu ile soyadını sesinin güzel oluşundan alır.




Celal Güzelses 22 haziran 1943 tarihinde Diyarbakır halk musiki cemiyetini bir kaç arkadaşı ile birlikte kurar. 1950`de cemiyete yapılan resmi ödenekler ve belediye yardımlarının kesilmesi üzerine cemiyetten ayrılır. 1956 yılında kendisinden ayrılan arkadaşlarının yıldız kulubünde toplanmasıyla Celal Güzelses sarsılır. Ulu cami baş müezzinliği için vilayete başvuruda bulunur. Bu görevi 1956 yılından vefatına kadar (1 Şubat 1959) devam eder.

Vefatına Diyarbakır halkı çok üzülür. Naaşı Ulu Camii`den eller üzerinde ilahi ve tekbirlerle Şeyhi Zeki Efendi`nin metfun bulunduğu kabrinin alt kısmına vasiyeti üzerine defnedilir.

Celal Güzelses`den yaklaşık olarak 46 türkü derlenmiştir. Derlenen bazı türküler:
Ağlama Yar Ağlama, Bülbülün Kanadı Sarı, Dağlar Dağımdır Benim, Esmerin Ağı Gerek, Mardin Kapı Şen Olur, Nare Esvap Yıkıyor, Vallahi O Yardir...
http://www.turku-ilahi.com/ozanlarimiz/ozan.php?ozanlar=18

 

 

Celâl Güzelses kimdir....
Diyarbakır Halk kültürünün en önemli dallarından birini oluşturan halk musikisinin yayılmasında; Coşkun Sabah, Bedri Ayseli, Yusuf Tapan, Recep Kaymak gibi birçok sanatkârın yetişmesinde öncü olmuş büyük sanatkâr Celâl Güzelses, 1900 yılında Diyarbakır'da doğdu.
Emekli olunca, kendini tamamen folklor çalışmalarına verdi. Dürüst, çalışkan ve fedakâr bir zattı. Paraya değer vermezdi. Ankara ve istanbul üniversitelerinde okuyan Diyarbakırlı gençlerin her yıl düzenlemeyi gelenek haline getirdikleri "Diyarbakır Gecesi" toplantılarına katılır, verdiği konserlerde dinleyicileri coşturur, geceye neş'e ve renk katardı. Bu konserler için zorunlu masraflar dışında hiçbir para almazdı.
Her yılın yaz ve sonbahar aylarında Halkevi bahçesinde "Hafta Sonu Konserleri" verir, bahçede toplanan insanlara müzik zevk ve kültürünün aşılanmasına hizmet ederdi. Sohbetine doyum olmazdı. Çok sevdiği arkadaşları bile, birlikte çıktıkları piknik gezilerinde ona şarkı söylemeyi teklif etmekten çekinirlerdi. Çünkü böyle bir teklifi mutlaka red ve orayı terk edeceğini bilirlerdi. Ama o sohbet sırasında, kendiliğinden bir müzik ziyafetiyle arkadaşlarının isteyip açıklayamadıkları arzularını yerine getirirdi. ( Hazırlayan: İbrahim Evirgen - YENİ YURT )

Celal Güzelses ve derlediği türküler

 

Adil Efendi (U.H.)  
Derleyen: TRT
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Ağlama Yar Ağlama
Derleyen: Plaktan Yazıldı
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Arkadaşlar Benim Derdim Yeğindir  
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Arpa Orağa Geldi  
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Ayvanda Yatan Oğlan
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Az Kaldı Bayram Ola  
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Bahçada Yeşil Çınar
Derleyen: Muzaffer Sarısözen
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Muzaffer Sarısözen
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Biner Paytona Gider Seyrana
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Bir Güzel Ki On Yaşına Girince (U.H.)  
Derleyen: Plaktan Yazıldı
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Bu Dağın Ensesine (Hamaylı Boynundayım)  
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Bülbülün Kanadı Sarı-1
Derleyen: Plaktan Yazıldı
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Cahar Attım Şeş Oynadım  
Derleyen: Mehmet Özbek
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Dağdan Kestim Değenek
Derleyen: Plaktan Yazıldı
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Dağlar Dağımdır Benim-2
Derleyen: Plaktan Yazıldı
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Diyarbakır Dört Köşe
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Esti Baharın Nesimi
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Fincanın Etrafı Yeşil
Derleyen: Ahmet Yamacı
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Ahmet Yamacı
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Hele Yar Zalim Yar
Derleyen: İzzet Altınmeşe
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Kaladan Kalaya Ekerler Darı  
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Kalemi Kaşta Koydun (U.H.)  
Derleyen: TRT
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Yöresi: Diyarbakır


Kar Mı Yağmış Diyarbakır'ın Dağına (U.H.)  
Derleyen: TRT
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Karanfil Eken Bilir
Derleyen: Muzaffer Sarısözen
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Muzaffer Sarısözen
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Mardin Kapı Şen Olur
Derleyen: Plaktan Yazıldı
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Meclisinde Mail Oldum
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Muratgil'in Damından Hoplıyamadım
Derleyen: Plaktan Yazıldı
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Nare Esvab Yıhıyor
Derleyen: Plaktan Yazıldı
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Odasına Vardım Olur Mu Böyle
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Oğul Bugün Yar İçerden  
Derleyen: TRT
Kaynak Kişi: Celal Güzelses-Salih Dündar
Yöresi: Diyarbakır-Erzincan

 

 

Silmedin Göz Yaşını  
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Sürme Beni (Diyarbakır Arazbar Hoyratı)  
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Üç Kardeştik Gettik Geyik Avına
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Vallahi O Yardır
Derleyen: Muzaffer Sarısözen
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Notaya Alan: Muzaffer Sarısözen
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Vardım Yârin Bahçesine  
Derleyen: Plâktan Yazıldı
Kaynak Kişi: Celal Güzelses
Yöresi: Diyarbakır

 

 

Yeni Kapı Hançepek ı  
Derleyen: Celal Güzelses
Kaynak Kişi: Plâktan Yazıldı
Notaya Alan: Mehmet Özbek
Yöresi: Diyarbakır

http://www.turkuler.com/

 

Diyarbakır Türküleri
Makaram Sarı Bağlar

Makaram sarı bağlar lo
Kız söyler gelin ağlar
Niye ben ölmüş müyem lo
Asiyem karalar bağlar

O perde o perde
Zülfün yüzüne perde
Devriyeler sardı da bizi
Meğer kaderim böyle

Makarada ipliğim lo
Asiyem benim kekliğim
Hiç aklımdan gitmiyor lo
Tenhalarda gezdiğim

O perde o perde
Zülfün yüzüne perde
Devriyeler sardı da bizi
Meğer kaderim böyle

Sarı gülü derende lo
İnsaf senin nerende
Kabahat sende değil lo
Sana gönül verende

O perde o perde
Zülfün yüzüne perde
Devriyeler sardı da bizi
Meğer kaderim böyle


Selahaddin Mazlumoğlu

 

Dağlara Lale Düştü

Dağlara lale düştü
Güle velvele düştü
Yanarım ona gelin
Yar elden ele düştü
 
Ağdan attım ekini
Uçurttum eldekini
Soran gözümü sorar
Sormaz içindekini
celal güzelses
Bir Güzel ki On yaşına Girince

Bir güzel ki on yaşına girince
Gonca güldür henüz açılır
Onbirinde gonca diye koklarlar
Onikide elma deyip saklarlar
Onüçünde cevrü cefa çekerler
Ondördünde hamre şeker benzer
 
Onbeşinde güzelliğin çağıdır
Onaltıda gören aklın dağıdır
Onyedide göğsü cennet bağıdır
Uzanır kameti selviye benzer
 
Onsekizde hem artırır zarını
Ondokuzda terkeylemiş arını
Yirmisinde gözetir şikarını
Zincirinden kopmuş aslana benzer
 
Yirmibeşte bıyıkları burulur
Otuzunda akan sular durulur
Otuzbeşte hep günahlar sorulur
Yalana karışmış irfana benzer

Kırk yaşında gazel dökülür bağlar
Kırkbeşinde günahlarına ağlar
Ellisinde insanlara bel bağlar
Dağbaşına çökmüş dumana benzer
 
Ellibeşte sızı iner dizine
Altmışında duman çöker gözüne
Altmışbeşte hiç bakılmaz yüzüne
Ahireti görmüş Sübhan'a benzer
 
Altmışbeşten sonra beller bükülür
Bütün damarlardan kanlar çekilir
Gel gel diye toprak çağırır
Geldi geçti şimdi yalana benzer
Beni ağlatma ki sen de gülesin
Leyli leylim ha leylim
Hem muradan hem maksudan eresin
Yavru yavru yavru ha yavrum

CELAL GÜZELSES
Ak Çuha Kara Çuha

Ak çuha kara çuha
Çuha kenarı yuka
Kaç gündür görmemişem
Az kaldı canım çıka
 
(Bağlantı)
Oy deloy loy loy loy
Vay deloy loy loy loy
 
Altın yüzük var benim
Parmağıma dar benim
Şu karşıki evlerde
İnce belli yar benim
 
Bağlantı
 
Minare dolan dolan
Oğlan kurbanın olam
Beni sana verseler
Kapında kölen olam
 
Bağlantı
BEKİR KARAKAŞ
Ceylan ( Sararıp Morarmış)

Sararıp Morarmış Kuru Ellerim
 İsyan Edip Dinden Olmuş Dillerim
 Elim İle Beslediğim Güllerim
 Hep Senin Yüzünden Soluyor Ceylan
 
 Güneşler Doğmamış Günler Kararmış
 Göğüs Kafesimde Yürek Daralmış
 Kana Çalan Yapraklar İle Yemiş
 Hep Senin Yüzünden Olüyor Ceylan
 
 Yoksulun Başına Gelen Onca İş
 Mazlumlar Kervanın Vurmuş Zalim Kış
 Büyük Hak'ka Beslediğim Bu Seviş
 Hep Senin Yüzünden Ölüyor Ceylan
 
 Şeker Dillerinden Dökülen Zehir
 Gözümden Akan Yaş Olmaz Mı Zehir
 Kadir-İ Garib'i Yıkan Bu Devir
 Hep Senin Yüzünden Doluyor Ceylan
Kadir TANRIKULU
Diyarbakır Türküsü

Diyarbakır ortasında vurulmuş uzanırım
Ben bu kurşun sesini nerde olsa tanırım
Bu dağlarda gençliğim cayır cayır yanarken
Ay vurur gözyaşına ben gecede kalırım

Üzülme sen üzülme başını öne eğme
Gün olur kavuşuruz dert etme Diyarbakır
Aglama sen ağlama kanlı bezler bağlama
Bu yangın söner birgün ağlama Diyarbakır

Diyarbakır yolunda toz olmuş dağılırım
Bu hırçın depremlerle sarsılırım kanarım
Arkadaşların yüzü ağır ağır solarken
Gün dogar yaylalarda kahrımdan utanırım

Ey fırtınalı bayır ey mazlum Diyarbakır
Dağlarında kızıl ateş alnında kızıl bakır
Çigdemler solar gibi anneler yanar gibi
Dizlerine döküldüm ağlama Diyarbakır

Yusuf HAYALOĞLU
Ağzın Dilleri
Kırılır kalemler ferman kesilir
İnsanız diyenler diri yüzülür
Alnımıza kara yazı yazılır
Sürünerek gelir hakkın kulları

Maşuk olmayınca yıllar biter mi
Dostluk dergahında duman tüter mi
Kurtlar sofrasına çile katar mı
Uluyarak gelir itin dölleri

Bağlar talan olmuş bülbül görünmez
Dil dara çekilmiş sual sorulmaz
Ben neyim sen nesin gayrı bilinmez
Ağlayarak gelir firdevs gülleri

Kadir-i garib'im yolum bellidir
Yaşım onyedidir yolum bellidir
Kerbeladan uçan turnam tellidir
Kudurarak gelir ağzın dilleri
Kadir TANRIKULU
Asiyam (Çağırdım Ben Uy Ana )

Çağırdım ben uy ana
Yar uykudan uyana
Bir baktı bir bakmadı
Başın eğdi o yana

Diloy loy Asiyam
Ben kara yazıyam

Yara bak bu yar bak
İnsafsız bu yara bak
Ciğerim göz göz oldu
Her yanımda yara bak

Diloy loy Asiyam
Ben kara yazıyam

Akan sular olaydım
Yar testine dolaydım
Gelin olduğun gece
Ben yanında olaydım

Diloy loy Asiyam
Ben kara yazıyam
İZZET ALTINMEŞE
Ağlama Yar

Ağlama yar ağlama
Mavi yazma bağlama
Mavi yazma tez solar
Ciğerimi dağlama

Bugün ayın üçüdür
Girme bostan içidir
Dudakların bal kaymak
Dilin badem içidir

Elma al olanda gel
Ayva nar olanda gel
Hasta düştüm gelmedin
Bari can verende gel

Elmada al olaydın
Selvide dal olaydın
Bana göre yar mı yok
İstedim sen olaydın
CELAL GÜZELSES
www.diyarbakir.com

Ali Rıza Kılınç - Onur Erşahin
Mevlithan Mustafa’yı, tatlı, sevimli ihtiyar bir delikanlı olarak anlatmaya çalışırsak taşı yeterince gediğine koymuş sayılmayız. Çünkü onu sözlerle anlatmak kısır kalır. O bir kere Diyarbakırlı. Yani bir tarafından nezaketi, mütevazılığı ile bir Diyarbakır beyefendisi, ama öte yandan moda deyim ile “Diyarbakır çocuğuyam” diyenlerin kuşağından. Her adımda Dört Ayaklı Minare’nin sıcaklığını bilen Mıgırdiç Margosyan’dan, Ermeni Anton Amca’ya; Alipaşalı Qırıqlardan, Hançepekli ahaliye kadar bir yaşanmışlığı, sıcak dostluğu, alışverişi var. Çuha giyen fakiri, beyaz çarşaf üzerine kıl örtü, başlarına gümüş altın takkeler takan kadınları da bilir. Hevsel Bahçeleri’nde yetişen menekşelerin kokusunu elindeymiş; burnunun direğini kıracak kadar kendisinin içindeymiş gibi anlatır. Mevlithan Mustafa: “1946 yılında Diyarbekir’de Cami Sefa Mahalesi’nin Azizoğlu 2’no’lu çıkmazında dünyaya gelmişim.” Ekonomik sıkıntılara rağmen dönemin meşhur hafızından çok sıkı bir kuran eğitimi almış; “1958’den sonra 6 yıl boyunca Lale Bey Camii’nde minarede müzik eğitimi aldım. 5 yıl kadar da medrese eğitimi“
Musîki halkların ortak malıdır
Türk sanat müziği ile Diyarbakır halk müziğinin kökeni hakkında kimi yorumlarda bulunuyor. “Türk sanat müziğinin ana temeli tekkelerdir. Hacı Arif Efendi işte Dede Efendi, Ziya Paşa ve daha yüzlerce üstat bestekârların ana temeli tekkedir. Yani tasavvuf müziğidir. Avrupa musikisinin ana temelide kiliselerdir. Bütün klasik batı müziği buradan beslenir. Ondan esinlenerek dışarıya taşmıştır.” Ardından yine Diyarbakır’daki musiki ortamına dönüyor. “Eskiden Diyarbekir’de cuma akşamları minareler cıvıl cıvıldı; müezzinlerin sesleriyle bülbül gibi şakırdardı sanki. Müezzinler minareye çıkar beyitler okurlar, deyişler okurlar; en az her müezzin 10 makam bilirdi. Halk minarelerde musikiye çok aşina idi. Halkın yüzde 40’ı müzik bilirdi diyebilirim. En azından ne makam okunduğu bilinirdi. Çünkü Diyarbekir’de, beş vakit ezan beş ayrı makam üzerinden okunurdu. Mesela sabah ezanı Seba, öğle ezanı Hüseynî okunurdu, ikindi Rast veya Acem makamı okunurdu, akşam da Segah okunurdu. Billassa bütün imamlar akşamları ayrıca Hicaz okurdu. Onun için şehre gelen halkın hemen hemen yüzde 70-80’ni makama kulağı aşinaydı. Bir insan eğer şehirde oturuyorsa, okunan ezanın makamına göre vaktin ne olduğunu rahatlıkla kestirebilirdi. Birde makamlar belli bir okuyuş gelenegine de sahipti. Mesela Diyarbakır’da makamlar Divan’la başlar, Seba ile biter. Divan’dan sonra Hüseyni icra edilir. Ondan sonra Uşak icra edilir, ondan sonra da Rast, Newroz okunur. Bu makam Diyarbekir’e has bir makamdır. Bir diğer has makam; İbrahimidir, bir de minare Uşak’ı. Bu buranın standartlarına göre varlık gösterir. Şimdi nasıl Tunceli’nin deyişleri varsa, başka yörelerin kendisine göre bir söyleyiş biçimi varsa, buranın da kendine göre icra edilen makamlarının belli uslubu vardır.”
Mevlithan Mustafa, Diyarbakır halk musiki geleneğinin 4 bin yıl öncesine kadar gittiğini iddia ediyor. Türk sanat müziği ile de bir alakasının olmadığını belirtiyor. “Türkler Diyarbekir’e Selçuklular dönemide yerleşmeye başlamışlar. Diyarbakır’da daha evvel, Kürtler vardır. Ermeniler vardır, Süryaniler vardır.
Diyarbakır halk musikisi; Diyarbakır’ın gayri müslimlerinin yani Süryanilerin, Ermenilerin, Keldanilerin, Diyarbakır Kürtlerinin ortak malıdır. Bin yıllardan gelen kendi müzikleridir. Mesela, burda ‘Beşir’i okunur, İstanbul buna ‘Mahur’ der. Burda ‘Şirvanî’ okunur, biz burda ‘İbrahimî’ dediğimize, başkaları ‘Divan’ diyorlar. ‘Newvroz’ okunur mesela burada. Bu hiçbir Türk musikisinde geçmez. Ama bu Diyarbakır’da bin yıldır okunuyor işte. Mesela Celal Güzelses bunun örneklerini vermiş. Mesela, ‘ben şehidi ibadeyim’i okumuş.”

Mevlithan Mustafa’“Diyarbakır’ı yazanlar, Diyarbakır’ın dünyanın üç büyük metropolünde biri olarak tespit ediyorlar. Nüfusu 1700’lü yıllarda 100 binin üzerinde imiş. 1700’lü yıllara kadar Diyarbakır’da piyano çalınırmış. Daha evvel buranın musikisi Ermenilerden kalma. Yani Türk sanat müziği Selçuklularla gelmiş buraya. Osmanlı etkisinde buraya gelmiş. Fakat Türk halk müziği yıllar önce, buranın halkının malıdır. Buradaki her evde ud vardı. Ud buranın milli müzik aletidir. Diyarbakır’ın entellektüel evlerinde bayanlar da ud çalardı. Diyarbakır’da yoksulluk diye bir şey yoktu. Her mahalle birbirlerini tanırdı. Burda insanlar çok mutluydu. Efendim aç kaldım sussuz kaldım diye bir şey yoktu. Burası bin yıllarca halkların ortak mekânı olmuş. 10 bin 15 bin Türk yaşamış, 30 bin Ermeni yaşamış. Fransız, İngiliz, yaşamış. Binlerce Kürt yaşamış. Kimse kimseyi vurmamış.”


Kürdî makamını okuyanlar var
Her şeye rağmen bu makamların Kürtçe’nin içinde de yer bulduğunu belirtiyor Mevlithan Mustafa. “Şiwan, Aram Dîkran, Qerapetê Xaço Hesan Cezrawî, ekseriyetle Kürdî makamını okuyorlar. Şimdi ben dilerdim ki bir tane de seba Kürtçe okusunlar. Ya da Segah makamını okusunlar, ekseriyetle okudukları makam Beyatî. Mesela Irak Kürtleri Seba, Beyati, Kürdî makamlar okurlar, Uşak okurlar. Fakat bizim Türkiye’de bu tarzda okuyan ben daha görmedim. İşte Seba olarak ben yeni yeni okuyorum. Şu an Divan okumaya çalışıyorum.”
Biz, Mevlithan Mustafa’ya, 2. Edebiyat Günleri’nde “Velme Gecesi” adı altında yapılan etkinliği hatırlatarak önümüzdeki dönemde yapılacak festivale ilişkin kimi öneri ve eleştirilerini de dinledik. Mevlithan Mustafa sitem ile şu ifadelerini kullanıyor:
“Onlarca festival yaptılar hiçbir zaman bizi çağırmadılar. Biz Kürtçe de okuyoruz. Ben Silvan’da Kürtçe mevlit okudum Silvanlılar bayıldılar, gark oldular. Şimdi Kürtçe babamızın oyuncağı değil, gazete okur gibi okuyalım. Bunun bir uslubu adabı var. Ben Kürtçe Newroz makamını okudum, Sümbülü okudum. Seba’ya girdim içinde. Yani bizim Kürtçe’ye hakaret etmeye hakkımız yok arkadaş! Ben Kürtçe Fekîyê Teyran, Cîzîrî’nin, Batê’nin eserlerini okurum. Elime geçerse Cegerxwîn eserlerini de bu makamla okurum. Ama ben onu Hüzzam ile okurum. Hüseynî ile okurum. Seba ile okurum, Kürdü okurum. Bir tane Kürtçe eser okumuyorsunuz! Bilmem rock’mış... Ben Qarabetê Xaço’ya hayranım.
Kürtçe kavga dili değil ki sadece. Her festivale bilen kişilerin davet edilmesi gerekir. Diyelim Kürtlerin bir Ehmedê Xanî’si var. Cegerxwin’i var. Bir gece onlara ayrılması lazım. Bunun yanında Diyarbakır’ın Türkçe müziği var. Bunların da yer bulması gerekir.” (Evrensel)



Diyarbakır’da düzenlenen Kürt Müzik Konferansı’nda konu birçok açıdan ele alındı

Columbia Üniversitesi Etnomüzikoloji Merkezi yöneticilerinden Profesör Dieter Christensen, “Geleneksel Kürt müziğinin biçimsel karakteristikleri ve Kürtlerin müziği hakkında Kürdi olan nedir?” konularında sunumda bulundu. Kürt müziği konusunda Kürtlerin yaşadığı çeşitli yerlerde araştırma yaptığını dile getiren Christensen, Kürt müziğinin melodik ve ritmik özellikler taşıdığını belirtti. Yaptığı araştırmalarda Kürt bölgelerinin tamamında 2 grup insanın kısa melodileri karşılıklı sırayla söylediğini belirten Christensen, “Daha demokratik şarkı söyleme biçimi. Enstrüman olmadan, vokal kullanılarak söylenen bir tarz” diyerek dengbejliğin Kürtlerin yaşadığı her bölgede olduğunu söyledi. Bölgedeki bütün akımları izlediğini dile getiren Christensen, Kürt bölgelerinin sadece bir bölümünde ortaya çıkan fonlar olduğunu belirtti. Davul-Zurna’nın Kürt düğünlerinde kullanıldığını söyleyen Christensen, “Kürtlerin olduğu tüm parçalarda var. Ama sadece Kürtlere ait değil. Afganistan, Makedonya, Hindistan, Meksika gibi ülkelerde de davul-zurna kullanılıyor” dedi
Müzisyen Birhat, müziğin Kürt toplumsal yaşamındaki yeri konusunda sunumda bulundu. Birhat, müzik yapmanın bir amaca hizmet etmek olmadığını ancak toplum içerisinde zamanla amaç olarak şekillenebildiğine dikkat çekti. Kürtlerin bilinçli ya da bilinçsiz Kürt kültürünün taşıyıcısı olduğunu dile getiren Birhat, “Kürt müziğinde birçok müzik dalına rastlamak mümkün. Ağıt, düğün, lirik, epik, dini aşk şarkıları var” dedi. Ağıtları daha çok kadınların yaktığını dile getiren Birhat, yakılan ağıtlarda ölen kişilerin ölüm nedenlerinin anlatıldığını ifade etti. (Diyarbakır/DİHA)

 

Diyarbakır musikisinde kadınlar

 

Bilhassa erkeklerin dışarıda olduğu gündüz misafirliklerinde memleket insanının musikişinaslığından dolayı bilhassa kadim ailelerin kız veya hanımlarının bir çoğu ud ve tanbur çalardı
(Şefik Korkusuz.Eski Diyarbekir’de Gündelik Hayat.Kent yayİst.2007.s.28,32
Gündüz misafirliğinde ikramların yanı sıra müzik ziyafeti de olurdu
Kenan Aksu   Diyarbakırlı kadınların eskiden müzikle daha çok uğraştığını anlattı. Eskiden evlenen genç kadınların çeyizlerine müzik aletleri ve ud konulduğunu hatırlatan Aksu, bu geleneğin günümüzde kaybolduğunu söyledi. DİHA/
Şeref değer’ Benim ablam o günlerin Diyarbakır’ında ut çalardı.Karşı komşu evindeki kadınlar da ut çalardı’demektedir. .(Şehmus Diken.Diyarbekir diyarım,yitirmişem yanarım.İletişim  yay.İst.2003.s.246  )

Kadınlara ait olan türküler çok çeşitli ve daha orijinaldir.Diğer türkülerin bazılarında civar illerin etkisi görüldüğü halde kadın türküleri saflığını koruyabilmiştir.Kadınların söylediği türküler düğünlerde ve gelinin kınaya çıkarışlında söylenir.Mübareki,damada,annesine,görümcelerine ve diğer akrabalarına çalınan saz ve söylenen türkülerin gerek melodileri ve gerekse güftleleri değişiktir. .(Şevket Beysanoğlu.Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları.San matb.Ankara.1997.s.211)

 

Kına gecesi
Perşembeyi cumaya bağlayan gece kına gecesidir.Kız evinde toplanırlar.Bir tepside kına yoğrulur.Kına tepsisine mumlar yakılır.Gelninin eli,ayağı ve saçları kınalanır.Bu sırada kızlar,ellerini çırparak ve mumlu tepsiyi gelinin başında çevirerek,şu türküleri söylerler.
Gelin ağlar yaşın yaşın
Diyor gitmem sallar başın
Sağ olsun baban kardaşın
Ağlama gelin ağlama
El oğluna bel bağlama
Gelini bindirdik taya
Yüzünü çevirdik çaya
Gelin benzer bedir aya
Ağlama gelin ağlama
El oğluna bel bağlama
Gelin atladı eşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Büyük evin yakışığı
Ağlama gelin ağlama,
El oğluna bel bağlama

 

 

Sözlü oyun havaları:
Diyarbakırın 2/4 ve 4/4’lük hareketli usulleri ise genellikle kadın kına gecelerinde okunur.’Saza Niye Gelmisen’ ve ‘Mubarek Mubarek’ gibi(Hayri Yoldaş.celal Güzelses.Diyarbakır.2005.s.9-10)
Gelinin kına yakmaya getirilişi özetle şöyle olurdu:
Gelin giyinme ve süslenme odasından kolunda iki genç hanımla çıkar,önlerinde yürüyen  başka bir hanım,içinde dikilmiş mumların yandığı kına dolu bir kabı tutarak yürür,ilkin evdeki büyüklerin ellerini öper,sonra avlunun içinde bir tur yapılacak şekilde dolaştırılır.Çalgıcı kadınlar onları karşılayarak ‘Mübareki ‘denen şu türküyü söylemeye başlarlar
Alını alını
Giymiş süslü nalını
Asılzadenin gelini
Gelininiz mübarek olsun
Annesinden ayrılan
Babasından ayrılan
Müşkül hal olur
Evlenince yediği
Şeker,bal olur

Oğlan tarafından kadınlar gelinin başına para ve şeker serperlerken kızın anne ve yakın akrabaları bu türkünün söylenişi sırasında ağlaşırlar.Türkücü kadın devam eder.
Gitme,gitme dur ki sahan ne deyim
Ağzın,dilin,dudakların ben yeyim
El altından sahan bir çift söz deyim
Yürü dilber sağ selamet gelesen

Sen giderken benim halim nicolur
Altun yüzük parmağında tunç olur
Sevip sevip ayrılması güç olur
Yürü dilber sağ selamet gelesen.

Türküler söylene söylene gelin misafirlerin toplandığı salona getilir.Misafirleri selamladıktan sonra cemaat ortasında hazırlanmış özel yerine oturtulur.Devam eden çalgı ve türküler arasında eline kına yakılır.Kına yakıldıktan  birkaç saat sonra  gelin odasına çekilir.Eğlence sabaha kadar devam eder.Artık misafirler dağılmaya başlarlar.Perşembe günü düğün vardır. .(2000’e beş kala Diyarbakır.Diyarbakır valiliği.1995.s.52

Eskiden gelinler faytona konup Dağkapı semtinden Seyrantepeye kadar götürülür,gezdirilirdi.Seyrantepeye götürmeye seyran denirdi
Uşşak makamında
Biner paytona gider seyrana uy gelin
Gözleri benzer ahu ceylana ey gelin
(Şevket Beysanoğlu.Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları.San matb.Ankara.1997.s.216

 

Diyarbakırda Hz.Süleymana giden iç kale kapısına saraykapı denir.Zira burada artuklu sarayı vardı.Daha sonra beylerbeylerine aşt saraylar bulunmakta idi.İçkale adliye binasının ismi saraydı.İzzetpaşa caddesinin adı da Saray yolu idi.Buraya ithaf edilen türkü
Saray yolu düz gider
Bir edalı kız gider   şeklindedir.
.(Şevket Beysanoğlu.Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları.San matb.Ankara.1997.s.213)

 

 

Kırık havalar
a)Peşrev:Diyarbakır repertuarı içerisinde bir örneği olan bu eser için Diyarbakır’da

 ‘Divan peşrevi’ tabiri kullanılmıştır.Ancak Türkiye genelinde klasik ve halk musikisi repertuarının incelediğimizde ‘Divan peşrevi’ diye bir adlandırmaya tesadüf etmiyoruz.
Klasik musikimizde makam ismine göre Rast,Peşrev,Hüseyni peşrev vb.Bu sözsüz eserin doğru adı Diyarbakır Peşrevi’dir
b)Türküler:Her türlü aşk,sevda,tabiat,sevinç,hüzün temalarını işleyene türkülerin sayısı  Ş.Beysanoğlu ve ark :Diyarbakır Musiki Folkloru isimli kitapta 103 adettir.Tespit edilenler sadece bu kadar.Usul olarak 4/4,10/8,2/4 usuller oldukça fazladır.
c)Sözlü oyun havaları:Bu eserler tabii ortamında çeşitli kadın,erkek ya da kadın ve erkeklerin çeşitli vesilelerle birlikte icra ettikleri halk oyunu eşliği olarak okunmaktadır.
Oyun ve türküye icra anında duruma ve mekana göre ya davul,zurna ya da tef,darbuka,keman,kanun,ud,cümbüş eşlik etmektedir.
Söz,ritm ve ezgileri daha ziyade sevinç ve coşkuya yöneliktir.Tespit edilenlerin sayısı varyantları ile birlikte 25 adettir.
d)sözsüz oyun havaları.Mahallinde davul,zurna ile daha ziyade halk oyunu eşliği olarak icra edilen bu ezgiler çeşitli çalgılarla oyundan bağımsız olarak enstrümental icra şeklinde değerlendirilmektedir.4/4,2/4 ve 6/8’lik ritm kullanılmıştır.
Uzun havalar
a)Ritmik ayaklı uzun havalar:Usullü-ritmik ölçülü ezgiler eşliğinde okunan,ancak şan-ses bölümü serbest ölçülü havalardır.Buy-i vahdet almışam (Diyarbakır divanı),Silmedin göz yaşımı aşkın ile ağlıyanın (İbrahimi divanı),Kar mı yağmış Diyarbakır’ın dağına (Maya),Dedim ay efendim gel kıyma bana,Koşma-yaş destanı,Daldalanım (muhalif hoyrat-II) ,Yar içerden (Muhalif hoyrat-I) bu tasnif ve  tarife uygun havalardır
Söz konusu ritmik ayaklı uzun havalar,baş ve sonundaki usullü ezgiler herhangi bir şekilde çalınmadan da okunabilir.
Buradaki  usullü ezgiler isteğe bağlı olarak bir ya da birden fazla çalınır ,ağırlaştırma yaparak durulur.Ya kararda kalınır ya da bir enstrüman sıradaki mertebeyi serbest olarak çok kısa bir açış-taksimle işaret ederek okuyucuya teslim eder.Diyarbakır’da tespit edilenlerin sayısı 8 adettir
b)Serbest ayaklı uzun havalar.Bunlar gerek baş ve aralarında çalınan ezgileri,gerekse şan-ses bölümü serbest olarak icra edilen eserlerdir.Sayıları otuz adettir.Uygun ortam ve zeminlerde herhangi bir saz eşliği olmadan da okunabilir.sayıları varyantları ile otuz bir adettir.
Uzun havalar daha ziyade erkekler tarafından icra edilir.Ancak ağıt,maya ve ses alanı dar olan bir kısım uzun havalar hanımlar tarafından da okunmaktadır.
Ses aralığı olarak 6 sesten başlamak üzere 12 sese kadar genişleyen uzun havalar mevcuttur.
Güfte olarak halk edebiyatı ve ve divan edebiyatı nazım türleri ile birlikte kullanılmıştır.Bu güftelerde işlenen tema aşk,tabiat,sevda ,ölüm ve ayrılıktır
Makam konusuna gelince tüm Diyarbakır Türkülerinde olduğu gibi değişik makamlar kullanılmış,ancak ağırlık Hüseyni ve Uşak üzerinedir
Ş.Beysanoğlu ,S.Tarhan,K Dökmetaş :Diyarbakır Musiki FolkloruDiyarbakır Büyükşehir yay.1996.s.IX-XII

 

 

 

365 YILLIK
YAŞ DESTANI’NIN ÖYKÜSÜ
Mehmet TOPAL
Gazeteci-Yazar
Halkla İlişkiler Uzmanı

         Son çeyrek yüzyılda Türkiye Radyolarında ve Televizyonlarında Elazığlı ünlü Türk Halk Müziği sanatçısı Zülküf ALTAN’ın yorumuyla dinlediğimiz, önceki dönemde ise “Şark  Bülbülü” lakaplı Diyarbakırlı sanatçı merhum Celal GÜZELSES’in 45’lik ve sahibinin sesi markalı plaklarından anımsadığımız, dinleyenleri derin düşüncelere sevk eden “Yaş Destanı” nın da bir çok türkümüz gibi bir çıkış öyküsü vardır.
            Bu türkünün yöresinin neresi olduğunu soracak olduğunuzda, hemence Diyarbakır cevabını alırsınız. Türkünün kime ait olduğunu sorduğunuzda ise kimseden doğru cevabı alamazsınız. İlk akla gelen, onunla özdeşleştiği için Celal Güzelses olur. Ama “Yaş Destanı”nın sözleri ve makamı gerçekten Celal Güzelses’e ait değildir. Onun sözleri, Celal Güzelses’ten çok önceleri yaşamış olan bir başka halk ozanına aittir.
            Türkünün asıl sahibi, söz yazarı ve bestecisi Diyarbakırlı halk ozanı Hacı Efdal adındaki sanatçıdır. Hacı Efdal, 17.nci Osmanlı Padişahı  4.Murat döneminde Diyarbakır’da yaşamıştır.
            1612 yılında doğan, 1623’de 11 yaşında iken tahta çıkan 4.Murat dönemi içte entrikaların ve başkaldırmaların, dışta savaşların yoğun olduğu bir dönemdi. 4.Murat, aldığı kararları acımasızca uygulaması, içki ve tütün yasağı koymasıyla ünlüdür.
            4.Murat’ın bu sert kişiliğinin perde arkasında yumuşak bir yüz daha vardır. Bu onun sanatçı ruhundadır. Topkapı Sarayına Bağdat ve Revan köşklerini yaptırmıştır. Onun döneminde bilim, sanat ve edebiyatta ilerlemeler kaydedilmiştir. İçki alışkanlığından vefat eden 4.Murat, 28 yıllık kısa yaşamına çok değerli güzellikleri sığdırmayı başarmıştır. 4.Murat sefere gittiği yerlerde, yörenin bilim, sanat ve edebiyat adamlarıyla da yakından ilgilenir, onlarla birlikte olurdu.
4.Murat, sanatçılarla olan bu yakınlaşmalarından birinde 1638 Mayıs ayında çıktığı ve bir yıl süren Bağdat seferi sırasında Diyarbakır durağında verdi. Diyarbakır’da Hacı Efdal adlı sanatçının evinde bir meşke konuk olan 4.Murat, gecenin ilerleyen bir vaktinde Hacı Efdal’e:
 “Senden yeni bir eser istiyorum. Bu eser insan yaşamını başlangıçtan ölümüne kadar anlatsın. Hemen buracıkta söylemeni bekliyorum” der.
            Hacı Efdal, sazının çalarak, başlar “Yaş Destanı”nı oracıkta söylemeye. Bir damla su halindeki hücreden 100 yaşına kadar insan hayatını anlatmaya.
           
Bir güzel ki, on yaşına girince,
Açılmamış körpe fidana benzer.
Yıldan yıla ay yüzü, gün görünce,
Her yıl devri dönen, devrana benzer.

Onbirinde, gonca diye koklarlar;
Onikide, elma diye saklarlar;
Onüçünde, hatır gönül yoklarlar;
Ondördünde, şeker satana benzer.

Onbeşinde, güzelliğin çağıdır;
Onaltıda, gören aklın dağıtır;
Onyedide, göğsü cennet bağıdır;
Boyu uzar, servi revana benzer.

Onsekizde, hem artırır zarını,
Ondukuzda, hem terk eder arını.
Yirmisinde, gözedir şikârını,
Zincirlerden kopmuş arslana benzer.

Yirmibeşten sonra, bıyık burulur;
Otuzunda, akar sular durulur;
Otuzbeşte, ettikleri sorulur;
Sevap, günah neyse gümana benzer.

Kırk yalında, gazel döker, su çağlar;
Kırkbeşinde, har ömrüne zar ağlar;
Ellisinde, eloğluna bel bağlar;
Dağ başına çöken dumana benzer.

Ellibeşte, sızı iner dizine;
Altmışında, duman çöker gözüne;
Altmışbeşde, bakılmaz hiç yüzüne;
Ahrete yol soran seyrana benzer.

Altmışbeşten sonra, beli bükülür;
Damarında akan kanlar çekilir.
“Gel gel” diyen toprağa diz çökülür,
“Geldi geçti” denir yalana benzer.

Ağlatma ki beni, sen de gülesin.
Ben yaşıyam, reva mı sen ölesin?.
Önün sıra ben yolcuyum, bilesin,
Konan göçer, dünya bir hana benzer.

Yaş Destanı bitince padişah 4.Murat’ın gözleri dolar ve ağlar. Bu üzüntü dolu hali geçince Hacı Efdal’e teşekkür ederek yanındaki devlet yetkililerine şöyle emreder:
“Hacı Efdal’in evinden su akıtılsın.”
4.Murat’ın emri üzerine sanatçı Hacı Efdal’in evine su getirilir. Diyarbakır’da içinde su akan ilk ev, Hacı Efdal’in evidir.
            Yaş Destanı, 1638’den 2003’e kadar uzanan tam 365 yıllık dönemde söylene gelmiştir. Bundan sonrada çağlar boyunca sanatçılarımız tarafından söylenecektir.

KAYNAKLAR:

  • Zülküf ALTAN, Elazığlı TRT Halk Müziği Sanatçısı, 1952 doğumlu, Elazığ.
  • Gelişim Hachette, Alfabetik Genel Kültür Ansiklopedisi, 8.cilt, 2856. sayfa, İnterpres Basın ve Yayıncılık A.Ş. 1993-İstanbul
  • Yeni Fırat Aylık Sanat-Fikir Dergisi, Temmuz 1966, sayı 29,  Elazığ

(Başkan derg)

 

 

Evliya çelebi,erbabı zanaatın ne denli  musikişinas olduğunu bakın hangi sözlerle anlatır.’Ermeni demircilerin hepsi çekiç çalıp körüklerini çekerken musiki nağmeleri çıkarırlar.Ahenkli bir şekilde Kar ve nakş,zecel ve doğu şarkıları çalarken hem iş yaparlar hem de şarkı okurlar.Çekiç vuruken yirmi dört usul ile ‘tırlaka tırlak tırırlak’diyerek ‘çifte duyek’usulünde çekiç vururlar.Körüklerini yine sofyan usul ile çekerler.
Hallaçlar pamuğa tokmak vurduğunda yaylarının kirişinden segah makamı,kimilerinden ise Dügah ve yegah makamı duyulur.Ve usulü Yay çemberi veya Sakil usuludür.Kazancılar da örs üzerine kızıl renkli bakıra on kişi olarak ‘Tan tane tan tane’diye Sofyan usulüyle çekiç vurdukları zaman,Hüseyni sesini duyan ve usullerini gören maarif sahipleri hayran kalır. Şehmuz Diken:Gezginlerin güncelerinde Diyarbakır.Diyarbakır 1. Uluslar arası Suriçi sempozyumu.20-22 Nisan.2006.s.117
                  

 

 

Tarihte önemli bestekarlarımız
18.Yüzyıl başlarında Diyarbakır’da yetmişi aşkın divan şairi,elliyi aşan bestekar hanende vardı Enderun Tarihi ve Sicili Osmaniden Osmanlı saraylarında Diyarbakırlı şair ve hanendelerin önemli yer aldıklarını,hatta bunlatrdan bazılarının Müezzinbaşılığa kadar yükseldiğini,musiki meclisler inde eserlerinin okunduğunu,bizzat kendilerinin okuduğunu,musiki meclislerine bazen padişahın katılıp bu bestekarların esetrlerinden okuduğunu,bazen de bunların baş hanendelik ettiklerini öğrenmekteyiz.Bu arada Seyyid Nuh,Sabri,Şakir,Halil,Çakeri Müezzin başı İbrahim gibi Diyarbakırlı hanende ve bestekarları zikrediyorlar(Şevket Beysanoğlu.Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları.San matb.Ankara.1997.s.203,206

 

 


Şeyh Ahmed-i Nakşbendi:
IV.Sultan Mehmet (1648-1687) devrinin meşhur bestekarlarındandır.Şeyh İsmail Çelebi’nin oğludur.Şarkı mecmualarında Şeyhzade Ahmet Efendi olarak ismi geçer.Bir çok bestesi vardır
Seyyid Nuh.
Klasik Türk müziğinde mümtaz bir mevkii olan Diyarbakırlı bestekardır.1714 ‘de ölmüştür.Şeyhülislam Esad efendi’nin ‘Atrabül-asar fiz tezkire-i urefa-il edvar isimli  eserinde Seyyid Nuh’un 30 kadar bestesi olduğu ifade edilir.
Ahmed verdi Çelebi:
III.Sultan Ahmed devrinin şöhretli bestekarlarındandır.1717’de ölmüştür. Aynı zamanda şairdir.On kadar bestesi vardır
.(2000’e beş kala Diyarbakır.Diyarbakır valiliği.1995.s210

 

Ahu
XVII. yüzyıl saz şairidir.Kara Oğlu ünvaniyle tanınmıştır IV murad-IV.Mehmed devrine kadar yetişen musikişinaslar arasında mümtaz bir mevkii vardır.Bir şarkı mecmuası mevcuttur.Bizzat yazdığı ve bestelediği ilahiler ve nefesler vardır
Hicazi
Diyarbakırlıdır,asıl adı Ahmedir.Çok dokunaklı ilahiler ve murabbalar yazmıştır
Mahmud Çelebi
XVII yüzyıl sonları Diyarbakırlı bestekarlardandır.Uzzal ve Acem makamı besteleri dikkat çekicidir.
Şehla Mustafa Çelebi
III.Sultan Ahmed(1703-1730) devrinde Türk musikisine kıymetli eserler armağan etmiş Diyarbakırlı Şehla Mustafa Çelebi’nin on kadar bestesi vardır.Bunlar arasında Segah makamında
‘Adem bu bezmgah-ı dilaraya bir gelir’  ve
İsfehan makamında’Feryad ederim zülf-isiyehkarın’elinden besteleri kayda değer
Yahya Çelebi
XVII.yüzyılın sonlarında XVIII.yüzyıl başlarında yaşamış Diyarbakır’da doğup ve buraya yerleşen bestekarın 15 kadar bestesi vardır
Kürdi ve Aşiran makamlarından olna murabbalarından ikişer mısraları şunlardır:
‘Murg-i dilimin karını hep naleler etti
Bana o gül-i bağ-ı Melahat neler etti
ve
Yaşım ki gözde aksi arız-ı canana düşmüştür
O şebnemdir seher berk-i gül-i handane düşmüştür
Çermenzade Mehmed Çelebi
Aynı  zamanda yetişmiş bestekarlardandır.Uzzal makamında bestesi musiki üstadlarınca çok takdir edilmiştir
‘Ey gönül gayriye meyl eyleme canan bir olur’

Diyarbakır İl Yıllığı-1967.s..267,269,270

Ahmet GENİŞ:
Kocaköy’de Mahalli sazlarımızdan dilsiz kavalın yaşayan en büyük ustalarındandır. Ortopedik özürlü olup ilerlemiş yaşına rağmen geçimini rençperlikle sağlamaya çalışmaktadır
(Kocaköy kaymakamlığı)

 

Şerif Kayran

1970 Lice doğumludurSöz yazarı ve bestekardır.Yüzü aşkın esri ses sanatçıları tarafından icra edilmiştir.İstanbul Opera ve Güzel sanatlar akademisi Piyano ve Solpe bölüm mezunudur.
Eserlerine örnekler ve seslendiren sanatçılar
Ne Gezer:Seher Dilovan
Keje :İzzet Yıldızhan
Türkü :Alişan
Deli Fırat: Ceylan ve Yusuf Harputlu
Dağlara: Kader
Ben sana yandım:Ayhan Aşan ve Nur Ertürk
Yaralım:Ayhan Aşan ve Alişan
Nerdesin:Küçük Onur
Zeki Dilek.Lice.Diyarbakır.2002.s.242
Şarkı sözleri’ne örnekler

Çavreşamın
Deli Fırat
Derdo Derdo
Diyar Diyar
Doğru Mu
Firavun'un Zalım Kızı
Kaç Gece Uykusuz Kaldı Gözlerim
Sorgulamın
Vah Vala Mine Vah
Vakti Miydi
Yarası var
Yüzsüz
http://sarki.alternatifim.com

 

Klarnet ustası Erganili Nadırhan Gözler.
Önemli bir musiki ustasıydı.02.01.1930’da doğdu ve 02.01.1987’de vefat etti.Kendisi Kore savaşına gönderilen ve sağlam olarak dönen hemşerilerimizdendir. Müslüm Üzülmez:Çayönü’nden Ergani’ye Uzun Bir Yürüyüş.Ladin matb.İst.2005.s.728

TÜRK HALK OYUNLARI İÇİNDE
DİYARBAKIR HALK OYUNLARININ YERİ VE ÖNEMİ
 http://www.diyarbakir.gov.tr/images/halkoy1.jpg
 Diyarbakır yöresi halay türüne giren oyunları kendi bünyesinde barındırır. Yörede oyunlar genelde coşkuyu, sevgiyi, ahengi, hüznü, yiğitliği, mertliği ve günlük doğa olaylarını içerir. Oyunların çok eski kökeni olmasına rağmen bugünlere kadar gelmişlerdir. Bütün oyunlar yörenin yaşayış biçimi, sosyal ve kültürel ilişkilerinden etkilenmiştir. Yöre oyunlarda işler adım hemen hemen bütün oyunlarda sağa doğrudur. Aynı oyunlar farklı ilçe veya farklı köyde aynı biçimde veya küçük nüanslarla oynanmaktadır. Bununda en büyük nedeni ise aşiretlerin bölünüp değişik bölgelere yerleşmesidir.
Diyarbakır’da halk oyunları; kına geceleri, düğün, bayram ve özel zamanlarda oynanır. Bazen sohbet ve eğlenme amaçlı gidilen yerlerde halk oyunları da oynanır. Bazen de yöreye özgü eyvanlı evlerde eğlence amaçlı bir araya gelinir ve bu muhabbetlerin açılışı halk oyunlarıyla yapılır ve ardından müzik ile devam eder, hatta bu güzel sohbetler için özel davul zurna bile temin edilir. Yörede oyunlar genelde ağırdan başlayıp hızlanarak devam eder. Oyun formları genellikle;
 ·                    Düz çizgi,
·                    Karşılıklı iki düz çizgi,
·                    Yarım daire,
·                    Daire formundadır.
 Bazı kırsal kesimlerde ise çeşitli biçimde diziler oluşturulur ve sözlü sözsüz ezgiler eşliğinde oynanır. Oyunlar serçe parmaklar, kollar, omuz ve avuç içlerinin birleşmesiyle oynanmaktadır. Bazı oyunlarda kollar serbest bir halde seyir gösterir;
Örneğin Çepik oyunu gibi. Yörede bazı oyunlar belli araçlar eşliğinde oynanır. Bu araçlar genelde;
 ·                    Teşi,
·                    Bakraç,
·                    Tüfek,
·                    Sopa,
·                    Tırpan,
·                    Kepenek ‘tir. 
 Seyirlik oyunları geçmişte gerçekleşen olaylar, doğadan etkileşim, dini inançlar ve hikâyelerden derlenip belli bir formda ve uygun müzikle sahneleme olayıdır. Bu oyunlar yörede halen eski canlılığını koruyarak oynanmaktadır.
 YÖRE OYUNLARINDA EKİP BAŞININ YERİ VE ÖNEMİ 
Yörede ekibi yöneten, komut veren ve soloya çıkarak hem etraftakilere farklı bir halk
Oyunu zevki tattıran hem de kendi maharetini sergileyen oyuncudur ekip başı. Ekip başları bir
Çok düğüne, kına gecelerine ya da farklı yerlere özel bir şekilde, yani ev sahibinin kendisiyle
görüşüp davet etmesi üzere gelir. Halk oyunları icra edilirken kendine özgü yeteneğini
bulunanlar soloya çıkarlar, yörede soloya genelde ekip başları çıkar. Ekip başının en büyük
özelliği solodayken hem harika figürler sergileyerek izleyenlere zevkli dakikalar yaşatırken hem de ritimden çıkmayarak çalınan müziğe uyum sağlamasıdır.  
Halk oyunlarını icra eden ekibin en iyi şekilde kendini sergilemesi biraz da ekip
başının narası, mendili ve neşeli bir şekilde yaptığı soloya bağlıdır. Genel olarak soloya çıktıkları oyun Delile (Delilo), Govend (Halay), Çepik ve Şur-u Mertal (Kılıç Kalkan)
oyunlarıdır.
Her ekip başının kendine has figürleri bulunur ve bu figürler usta çırak ilişkisi
dediğimiz yani halk oyunları icra edilirken koltuktan öğrenme metoduyla öğrenilir. Yörede
genel olarak ekibin başındaki oyuncu mendili bırakmadığı sürece kolay kolay ekip başının
elinden mendil alınmaz, alınırsa bu ekip başına bir hakaret sayılır. Ancak ekibin başındakinden büyük biri mendili isterse bu da ekip başına ayrı bir onur ve gurur verir.  
Yörede yapılan düğün ve eğlencelerde ev sahibi, ekip başına ayrı bir yer, ilgi ve alaka
gösterir. Düğünün ya da özel yapılan gecenin sonunda ev sahibi ekip başına hediyeler vererek
bir nevi teşekkür eder. 
YÖREDEKİ HALK OYUNLARI İSİMLERİ 

  • Keşe-o
  • Delile (Delilo)
  • Govend (Halay)
  • Harrani (Esmerim)
  • Şuşane (Tek Ayak)
  • Du-nıg (Çift Ayak)
  • Çaçan
  • Çepik
  • Meryemo
  • Papure
  • Düzo
  • Kadın Delilosu
  • Kadın Halayı

·        Teşi

  • Beri
  • Teşi (Erkek)
  • Gur-u Pez (Kurt Kuzu)
  • Hasat
  • Kelek
  • Şur-u Mertal (Kılıç Kalkan)
  • Çömçe Gelin

OYUNLARIN ÇIKIŞ ÖYKÜLERİ VE OYNANIŞ BİÇİMLERİ 
KEŞE-O 
Bu oyunun en büyük özelliği Diyarbakır iline ve sadece erkeklere özgü olmasıdır. Çok eski dönemlerde yörede birçok dine mensup insanların yaşadığını gerek yazılı kaynaklardan gerekse büyüklerimizle yaptığımız sohbetlerden biliyoruz. İşte bu oyunumuzda yörede yaşayan ve bir başka dine ait bir din adamıyla ilgilidir. Bu oyun Delile (Delilo) oyununu oynayan sarhoş bir Hıristiyan din adamının taklit edilişidir. Zaten yörede Hıristiyan dinine mensup din adamlarına yani papazlara, keşe adı verilmektedir. Bu oyun çok eski dönemlerde kollar aşağıda olacak şekilde oynanmış olup, son dönemlerde ise bu oyunda kollar baş hizasında olacak şekilde icra edilmiştir. 
Çok ağır bir tempoda olup sağ ayakla önce yere topuk daha sonra sol dize vurup sağ ön vereve atılmasıyla başlanır. Eller serçe parmaklarda birleşik kollar baş seviyesindedir. Sağ ayak topuğu sol diz altına vurup sağ ön vereve atılmasından sonra, sol, sağ ve sol topuk öne vurulup adımlar bu defa geri atılır. Bu arada kollar ayakla uyumlu bir şekilde aşağı yukarı iniş-çıkışlar gösterir. Önden geriye gelirken ayaklar önce sol, sağ, sol geri atılacak şekildedir. Oyun tekrar sağ ayakla öne ve diz altına topuk vurulup icra edilir. 

DELİLE (DELİLO) 
Bu oyun kentte yaşam süren tüm uygarlıkların özelliklerini kendine özgü bir biçimde yansıtmıştır. Bu oyunda sevgi, saygı, hoşgörü, coşku ve birlik beraberliği görebilmekteyiz. Yörede insanlarına göre bu oyunun birkaç farklı içeriği mevcuttur. Bu oyun kimine göre tarlada bereketli olan bir dönem sonrası sevinç oyunu, kimine göre ise kına, düğün, bayramlarda karşılıklı maniler şeklinde atışılarak ortama neşe katma amaçlı bir oyun şeklidir. Çeşitli görüşler olması aslında ayrı varyantlardır çünkü sonuç olarak aynı noktaya varıyoruz.
Yani bu oyun oynandığı mekana göre sözlü ya da sözsüz olup, kentte yaşam süren tüm uygarlıkların izlerini yansıttığı gibi, bulunan ortama birlik, beraberlik ve mutluluk katar.        
Yörede bu oyuna Gırani, Aslanvari, Şervani ve Koçeri gibi isimlerde verilmektedir.            
Oyun sağ ayağın sağ ön vereve atılmasıyla başlar. Öne giderken sağ, sol, sağ ve sol ayağın topuğunun yere vurulup atılması, geriye dönüş sol, sağ, sol ve sağ ayağın taban vurulmasıyla devam eder.
Oyun esnasında ekip başındaki oyuncu soloya çıkarak kendi yeteneğini sergiler ama solo sırasında önemli olan oyuncunun hem müzik hem de ritimle uyumlu olmasıdır. Türkülü bir oyun olduğundan, grup sayısı fazla olursa karşılıklı türküler söylenerek de oyun icra edilebilir. 
GOVEND (HALAY) 
Bu oyunda yörede karşılıklı yaşanılan sevgiler anlatılmıştır, hatta bu sevgiler için oyuna birçok türkü yakıldığı söylenilmektedir. Yörede insanların birbirine karşı duydukları sevgileri hem oyunla hem de oyun içerisinde söylenen türküyle icra etmesi, çok yaygın olan halay oyununa ayrı bir güzellik katmıştır. Halayı ekibin başındaki oyuncu elindeki mendil ve ses komutuyla yönetir. Bu oyunda ekip başı soloya çıkarak, müzik ve ritm eşliğinde kendi maharetini sergiler. Halaylarda coşku, mutluluk ve canlılık ön plandadır.    
Erkek ve kadın halayı olmak üzere ikiye ayrılır. Erkek halayında, sağ ayağın tabanının yere vurulup, sol ayağın öne çıkması, sol taban vurup sağ ayağın öne çıkmasıyla oyuna giriş yapılır. Ardından dört diz kırıp, üç diz çekmeyle oyun seyir gösterir. Sağ ayağın tabanının yere vurulup, sol ayağın öne çıkması, sol taban vurup sağ ayağın öne çıkmasından sonra, sağ ayak topuğuyla yere üç defa vurulur.  
Daha sonra sol ayağın sağ tarafa savrulup öne atılmasıyla devam eder. Bu adım cümlesi ekip başının vereceği komuta kadar devam eder. Komut geldikten sonra aynı adım cümlesi üçüncü komuta kadar tekerrür eder. 
Üçüncü komuttan sonra geriye sol, sağ, sol ayak atılır ardından sağ taban basıp sol ayağın, sol taban basıp sağ ayağın öne çıkmasıyla icra edilir. Eller gözükmeyecek şekilde parmakların iç içe geçirilmesiyle oyuncuların arkasında tutulur.           
Yörenin en çok oynanan ve en çok sevilen oyunlarındandır. Kadın halayı ise ilerde Kadın Halayı adlı oyun kısmında anlatılmıştır. 
HARRANİ (ESMERİM) 
Yine bu oyunla ilgilide yöredeki mahalli kişiler tarafından ortaya çıkan esmer kızlara duyulan sevginin türkü eşliğinde anlatımıdır. Eski zamanlarda yörede bir erkek ve bayanın görüşmesi bugünkü kadar rahat değilmiş, yani birbirine sevgi besleyen insanlar bunu çok rahat dile getiremezmiş. Bu yüzden birbirlerine karşı duyulan bu sevgiyi nişan ve düğün gibi eğlence ortamlarında esmerim oyunu oynarken söylenen manilerle dile getirmişlerdir. Oyunun kendine ait türküsü ve bu türkünün birkaç değişik varyantı mevcuttur. Bazı mekanlarda türkü söyleyerek de oynanan bir oyundur. Yöre oyunları içerisinde farklı bir yeri bulunan Harrani oyununun bir başka adı ise Esmerimdir. 
Sol ayağın öne topuk vurup, geri çekilmesiyle başlar. Ardından sağ, sol, sağ ayak geriye çekilir ve sonra en son geriye çekilen sağ ayağın yerine gelmesiyle iki diz birden kırılır. Bu adım cümlesi oyunun yerinde olan adımıdır. Öne iki değişik çıkışı ve geri gelişleri mevcuttur. Birinci çıkış sol ayak topuğu öne vurulup öne atılır. Ardından sağ, sol adım atılıp durulur, yanına sağ gelince iki diz birden kırılır. İkinci çıkış ise sol topuk öne vurulup öne adım atılır, yanına gelen sağ ayak yerinde, topukla önce öne sonra yana vurulup yerine gelince de iki diz birden kırılır. Geri gelişler ikisinde de aynı olup sol topuk öne vurulur ve geriye sol, sağ, sol adım atılır, sağ ayak sol ayağın yanına gelince iki diz tekrar kırılır. Kol tutuşları Govend (Halay) oyunundaki gibidir.  

ŞUŞANE (TEK AYAK) 
Bu oyunumuz genelde kırsal kesimde gruplar tarafından karşılıklı atışma şeklinde oynanan bir oyundur. Halay oyunuyla benzerlik gösteren adım cümleleri olsa dahi, kendine ait figürler olup, bu figürlerde en büyük özellik ise figürlerin kesik kesik olmasıdır.
Bu oyunumuz tek bir ekip şeklinde oynanılabildiği gibi, bir gurubun öne çıkarken diğerinin geriye adım atması daha sonra bu işlemin tersi uygulanarak devam etmesi de yörede mevcuttur.
Sol topukla öne topuk vurulup geriye taban çekmesiyle başlayıp yerimizde sağ, sol ayak hareket ettirilir. Daha sonra sağ diz önden yerine çekilerek oyun seyir eder. Komutla sol topuk öne vurulur, sağ topukla ise yere iki defa yarım daire çizilecek şekilde vurulur ve halay savurması yapılıp öne çıkılır. İkinci bir komut gelene kadar hamle yapılır. Geri geliş sol topuk öne vurulur ve geri atılırken sağ,  sol, sağ diz çekilir. Kollar Govend (Halay) tutuşunun aynısıdır.  
DU-NIG (ÇİFT AYAK) 
Yörede bu oyun hakkında fazla teorik bilgi bulunmamakla beraber bu oyunumuz arada küçük nüanslar dışında hemen hemen tek ayak oyunuyla aynı seyri gösterir. Yine bu oyunumuzda tek bir ekip şeklinde oynanılabildiği gibi, bir gurubun öne çıkarken diğerinin geriye adım atması daha sonra bu işlemin tersi uygulanarak devam etmesi de yörede mevcuttur. 
Oyunda sol topukla öne iki defa topuk vurulup geriye taban çekmesiyle başlayıp yerimizde sağ, sol ayak hareket ettirilir. Daha sonra sağ diz önden yerine çekilerek oyun seyir eder. Öne Komutla sol topuk iki defa yere vurulur, yerinde sağ ayak üç topukla yarım daire çizer. Sol ayak sağa iki defa halay savurması yapar ve ikinci komuta kadar öne gidilir. Geri geliş ise sol ayak topuğu öne iki defa vurulup geri çekilir, ardından sağ, sol, sağ diz çekilir. Bu oyunda da kollar Govend (Halay) tutuşundaki gibidir. 
ÇAÇAN
Bu oyunda ise bir kıza aşık olan erkeğin sevgisini oyunla anlatması görülmektedir. Oyun, adını erkeğin aşık olduğu kızdan alır. Çaçan adındaki bayan köyde kuyuya gidip kuyudan su çekerken bir ara kuyuya düşer gibi oluyor ve bunu gören erkek koşarak Çaçanı kurtarmaya çalışmıştır. Oyun içerisinde yapılan hızlı çapraz adım cümleleri kuyuya düşmek üzere olan Çaçanı kurtarmaya doğru koşmayı anlatıyor.
Daha önceki zamanlarda oyunun çökme adım cümlesi var iken değişik sebeplerden bugün oyunda çökme adım cümlesi görülmemektedir. Yörede bu oyunun türküsü de mevcuttur, birçok yerde türkü eşliğinde oyun icra edilmektedir. Govend (Halay) oyununa benzerlik göstermekle beraber kendine özgü değişik adım cümleleri de göze çarpmaktadır.
 Halay oyunundaki gibi sağ ayağın tabanının yere vurulup, sol ayağın öne çıkması, sol taban vurup sağ ayağın öne çıkmasıyla oyuna giriş yapılır. Sonra yerimizde dört diz kırıp, dört diz çekme işlemi seyir gösterir, komutla sağ taban basılıp sol adımın, sol taban basılıp sağ adımın öne çıkmasıyla başlar. Sağ ayak yerinde üç defa topuk vurarak yarım daire yaptıktan sonra öne taban basar. Yerinde üç defa tabanla ayaklar yer değiştirecek şekilde çapraz adım yapılır. Sonra komut gelene kadar öne çıkılır. Geri geliş ve kol pozisyonları Govend (Halay) oyununun aynısıdır.           
ÇEPİK
Oyun adını iki elin birbirine vurmasından alır. Oyunda yöredeki kişiler ya da topluluklar arasında çıkan kavgaların taklit edilişi anlatılmıştır. Bu çıkan kavgalarda herkes kendisini ve ailesini korumak için var olan el ve bilek gücünü ortaya koyar. Oyunda birbirine yakın figürlerle üç ayrı adım cümlesi görülür. Birinci adım cümlesinde yürüyerek kavgaya davet etme, ikinci adım cümlesinde eşleşme, üçüncü adım cümlesinde ise eşlere arasında çarpışma seyir gösterir. Erkeklerin daha çok oynadığı tatlı-sert bir oyun olup bayanlar oynadığı takdirde bayan bayana eşleşme söz konusudur. Eski zamanlarda ise bayanlar çepik oyunu oynamaz, bu oyunu erkekler icra ederken erkeklerin arkasında bulunan bayanlar kavganın bitmesi için feryat eder, hatta kavganın bitmesi için yörede namus sayılan bayan tülbendini kavganın ortasına atar ve kavga sona erer. Yöre oyunları içerisinde eller serbest şekilde oynanan oyunlardan biridir. Erkeklerin ve bayanların tavırları birbirinden net bir şekilde farklılık göstermektedir.  
Oyunda eller serbest şekilde ayak ise öne önce sağ sonra, sol adım atılıp ardında sağ topuk sol parmak ucunun yanına sol topuk ise sağ parmak ucunun yanına topuk vurup ayak öne adım atar. Sağ topuk vurulduğunda bileklerde güç toplanır. Sol topuk vurulduğu anda ise alkış yapılır. Böyle oyun devam ederken kişiler eşleşir oyun karşılıklı el vurulup, dönülerek icra edilir. Eller serbest, oyun alanı geniştir.  
MERYEMO 
Bu oyun kimine göre insanlar arası ilişkiler, sevda, mutluluk ve coşkudan ortaya çıkmış, kimine göre isminden de anlaşılacağı gibi bir bayana olan sevgiden ortaya çıkmış bir oyundur. Meryem adındaki bir bayana duyulan sevgi anlatılmıştır. Yine sonuç olarak şu kanıya varıyoruz ki bu oyunumuzda yörede sevinç, mutluluk ve sevdalardan ortaya çıkıp bugünlerimize kadar gelmiştir.
Oyunda önce sağ ayağın sağ ön vereve atılması ardından sol ve sağ ayaklar sağ ön vereve atılır. Sağ ayak yere taban bastığında sol sağa doğru savrulur hemen ardından sol yerine taban bastığında ise sağ sola doğru savrulur. Oyun böyle devam eder. Eller avuç içlerinden tutulup yarım veya tam daire formunda oynanır.       
PAPURE 
Bu oyun insanlar arası ilişkiler, sevda, mutluluk ve coşkudan ortaya çıkmıştır. Bu oyun Meryemo oyununun bir başka varyantı olup içinde halay oyunun adımlarını da görmek mümkündür. Bu oyunda ciddi anlamda bir sürat ve sert adım figürler görmek mümkündür. Yine bu oyunumuzda geçmişten günümüze kadar gelmiştir. 
Oyunda önce sağ ayağın sağ ön vereve atılması ardından sol ve sağ ayaklar sağ ön vereve atılır. Sağ ayak yere taban bastığında sol sağa doğru savrulur hemen ardından  sol yerine taban bastığında ise sağ sola doğru savrulur. Oyun böyle devam seyir gösterirken daire içine önce sağ sonra sol adımla hamle yapılır,  yerinde dört diz kırma, dört diz çekme ile seyir gösterir. Komutla sol ayak öne çıkarılır, sol yerine çekilirken sağ ayakla öne çift düşülür. Yerinde çapraz adım cümlesi yapılarak sağ vereve önce sağ sonra sol ayak atılarak sağ ayak yere taban bastığında sol sağa doğru savrulur hemen ardından sol yerine taban bastığında ise sağ sola doğru savrulur oyun böyle devam eder.  
Eller omuz başlarından tutulur yarım ya da tam daire formunda oynanılır. 
DÜZO 
Bu oyun yörede insanlar arasındaki sevgiyi anlatmaktadır. Bir erkeğin bir bayana olan sevgisi ana tema olup, kendine ait başta ağır daha sonra hızlı olacak şekilde iki ayrı adım cümlesi görülmektedir. Yörede bu oyunun türküsü de mevcuttur, birçok yerde türkü eşliğinde oyun icra edilmektedir. Bölge civarında, halk oyunlarının sınır tanımamız’lığından ötürüdür ki yakın çevre ilerde bu oyun görülmüştür.  
Yerinde önce sağ sonra sol ayak şekilde sekme figürleri yapılarak başlanır. Daha sonra öne doğru önce sağ ayak ardından sol ayak atılacak şekilde oyun ekip başından gelecek komuta kadar devam eder. Ön tarafta ise oyun bir anda hem adım cümlesi hem müzik ve ritim olmak üzere hızlanır. Aynı adım cümlesinin hızlısı seyir gösterir, diğer komut geldikten sonra oyun ilk baştaki yavaş olan adım cümlesiyle geriye doğru devem eder. Bu oyunda yine eller Govend (Halay) oyunundaki tutuşla aynıdır.      
KADIN DELİLOSU 
 İsminden de anlaşılacağı gibi bu oyun sadece bayanlara özgü bir oyun olup, erkek Delilosuyla ciddi farklılıklar gösterir. Hem merkezde hem de birçok kırsal kesimde icra edilmektedir. Yine bu oyunumuzda yörede sevinç, mutluluk ve coşkulardan çıkmış olup, bugünlerimize kadar gelmiştir. Bu oyunda ciddi anlamda bayana yakışacak bir zariflik mevcuttur. Bu oyun erkek Delilosuna göre daha ağır oynanır.  
Bu oyun sağ ayağın sağ ön vereve atılmasıyla başlar. Ardından sol ayak atılır ve sağ ayak yere sürterek geri çekilir. Öne ise sol topuk vurup geriye atılır hemen ardından geriye sol, sağ, sol ayaklar atılır ve son olarak sağ taban vurup tekrar sağ ön vereve hamle yaparak oyun başa döner. Eller serçe parmaklardan tutulup, yarım daire formunda oynanır. 
KADIN HALAYI 
Bu oyunumuzda yörede sevinç, mutluluk ve coşkulardan çıkmış olup, bugünlerimize kadar gelmiştir. Kendine has tavırları, diz kırması, omuz sallamasıyla maharet gerektiren bir oyundur. Oyun içerisinde belirgin bir şekilde, sürat ve canlılık göze çarpmaktadır. Yine bu oyunumuzda sadece bayanlara özgü bir oyun olup, merkez ve kırsalda oynanmaktadır. 
Bu oyunda sağ ön vereve sağ ile adım atılır. Ardından sağ, sol sonra sağ basılıp sol diz, sol basılıp sağ diz çıkarılır. Komutla aynı şekilde öne ve geriye hamle yapılır. Eller bellerden saracak şekilde tutulup önce düz daha sonra sol ayak vuruşuyla yarım daire formunu alarak oynanır. Bu oyunumuzda yine kadınlara özgü olup erkekler tarafından da icra edilir.  
TEŞİ (KADIN) 
 Eski zamanlarda şimdiki kadar gelişmiş alet ve makineler olmadığından, teşi aleti ciddi anlamda iş gören bir aletmiş. Bu oyunda kırsal kesimdeki kadınların keçi ve koyun kıllarını teşi denilen aletle yün haline getirmesi anlatılmıştır. Bayan oyunu olup erkeklerde bayanları taklit etmişlerdir, erkeklerin de oynadığı bir teşi oyunu mevcuttur, ilerde anlatılmıştır.            
Bu oyun sağ ayağın yürüme adımı gibi öne atmasıyla başlar, arkasından sol, sağ, sol... Şeklinde yapılacak sahne çizgilerine göre devam eder.  
Ayaklar böyle hareket halindeyken elle ise sol el yukarda teşi ipini tutar sağ el ise teşi’yi çevirir, bu arda sağ el teşi’yi çevirdikten sonra sol elin altından keçi kıllarını yün haline getirmeye çalışır.
 Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir. 
BERİ 
Bu oyunumuzda kırsal kesimdeki bayanlarımızın süt sağması olayıdır. Oyunda süt sağmaya gidiş, süt sağma ve bu olaydan dönüş hareketlerle ifade edilmiştir. Tamamıyla bayanlara özgüdür. Oyun içerisinde oyuncunun kendine has tavır ve mimikleri mevcut olup, oyuncunun kendi mahareti ön plandadır.  
Oyun sağ ayağın yürüme adımı gibi öne atmasıyla başlar, arkasından sol, sağ, sol... Şeklinde yapılacak sahne çizgilerine göre devam eder. Bu arada sağ kolumuzda bakraç (süt ya da yoğurt koymak için yapılmış küçük kova) bulunmaktadır. Gidiş işleminden sonra sağ ayak geriye atılacak şekilde olduğumuz yere ister ayaküstüne isterse diz üstüne çökülür ardından süt sağma, el silme ve ter silme hareketleri yapılır. Daha sonra yine yürüme adımıyla oyuna son verilir.  
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir. 
TEŞİ (ERKEK)  
Aslında bayanların teşi oyununun kırsal kesimde erkekler tarafından taklit edilerek bir nevi eğlenceye dökmeleriyle oluşmuş bir oyundur. Adım cümlesi olarak Şur-u Mertal (Kılıç Kalkan) oyunundaki adım cümlesi örnek alınmış ve bayan hareketlerini erkekler yaparak bulundukları ortama neşe katmışlardır. 
İki ayrı gurup ve her grubun başında gurubu yönlendiren ekip başları bulunmaktadır. Oyuna giriş çepik oyunundaki ayak figürleriyle aynıdır. Kollar ise bir gurupta sol, diğerinde ise sağ kol serbesttir, öteki kol ise öndeki oyuncunun yeleğini arkadan tutacak şekildedir. Sahneye yerleşinceye kadar oyun böyle devam eder. Sonra isteğe bağlı olacak şekilde bir gurup yere diz üstüne çöktürülür, diğer  gurup ayakta kalacak şekilde oyun seyir eder. 
Sahneye yerleştikten sonra bir ekip başı bir bayanın süslenmesini diğer ekip başı ise bir bayanın kırsal kesimde mevcut aletlerle yağ yapmasını taklit ederken, ekibin diğer oyuncuları ise ekip başlarını el ve küçük tokatlarla rahatsız eder. Ekip başları ise bu el ve tokatlara sinirlenerek elindeki sopayla (Haziran Ağacı) diğer oyunculara sert olmayacak şekilde vurur oyun bu şekilde icra edilir. 
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir. 
GUR-U PEZ (KURT-KUZU)  
Yöre halkının büyük geçim kaynaklarından biride hiç şüphesiz hayvancılıktır. İşte bu seyirlik oyunumuzda yöre halkının yaptığı günlük işleriyle ilgilidir. Yöre halkından çoban günlük hayatta koyun, kuzu otlatmak ve bunları dışardan gelebilecek tehlikelere karşı korumakla yükümlüdür. Bu oyunda kırsal kesimde çobanın koyunları otlatmak üzere yaylaya götürmesi ve yaylada karşılaşılan tehlikeler anlatılmıştır. 
Oyunda oyuncular ayaklarının üzerine çökecek şekilde sahneye çoban tarafından getirilir. Çobanın hemen yanında sürüyü koruyacak köpekte bulunmaktadır. Çoban koyunlara yemlerini verir, kendiside bir köşeye çekilip yemeğini yer ve ardından sigarasını içerek uyur. Daha sonra sürüye kurt saldırır, kurt bir koyunu yer ve gider çoban uyandığında kurt kaçmıştır. Çoban kaybedilen koyun için köpeği suçlar ve köpeğini tekmeler. Daha sonra kurdun tekrar geleceğini düşünen çoban sürünün içine girerek kurdu beklemeye başlar, gelen kurdu tüfeğiyle yaralar ve hemen köpek kurdun üzerine atılarak kurtla boğuşur ve kurdu tamamen cansız hale getirir. Oyunun bitiminde yani kurdun vurulmasından sonra çoban kurdun ayağından tutup hem kurdu hem de ekibi dışarıya alır. 
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir. 
HASAT           
Bu oyunda insan, doğa ilişkileri ve kırsal kesimdeki günlük yaşantı anlatılmıştır. Oyun içerisinde oyuna dışardan tarla sahibinin gelmesi ve ürüne bakıp bereketli gelen ürün için sevinmesi ve bu arada tarlada çalışanlarla yemek yemesi oyuna ayrı bir güzellik katmıştır. 
Oyuncuların ellerinde tırpan bulunup, bir hasat olayı canlandırılmıştır. Sol elde tırpanın sapı, sağ elde ise bıçak bölümü tutulup ekin biçimi ifade edilmiştir. Önce sağ ön vereve sağ ayak atılması ardından sol ön vereve sol ayağın atılmasıyla seyir eder. Bu arada sağ kolla tırpan sağ tarafa açılır sol kolla ürün biçilir. Bu figürlerin bitiminde tarla sahibinin gelmesi ve birlikte yemek yenmesiyle oyun son bulur.  
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir. 
KELEK 
Kelek nehirde taşımacılık için kullanılan bir araç adıdır. Yöre halkı kırsal kesimde odun toplayarak hem kışın yakacağını temin etmiş, aynı zamanda odunları satarak bir iş imkanı sağlamıştır. Bu oyunda ciddi anlamda bir duygusallık mevcut olup oyun esnasında ışıkların kapalı olması, ekibin içeriye ellerde fanuslarla gelmesi, oyuna ayrı bir güzellik katmıştır. 
Bir aile toplanıp kelek ile nehrin karşı kıyısına odun toplamaya giderken aileden birinin azgın Dicle nehrinin sularına düşüp boğulması ve ardından yakılan ağıtlar ve bu afete karşı dile getirilen sitemler dile getirilmiştir. Eski zamanlarda yine odun kesmek için Dicle’nin karşı tarafına geçen halk, odunu keserken, o bölgede bulunan oduncular kelekçilere (odun kesmeye gelenlere) odun kestirmez ve bazen de karşı tarafa geçmelerine müsaade etmezlermiş. Hatta bu olay bazen uzun sürdüğünden merkezdeki halk belli bir süre odunsuz kalırmış. 
Ekip başı ve ekip sonunun elinde kelek küreklerini anımsatacak biçimde iki sopa diğer oyunculara ise etrafı aydınlatacak fanuslar bulunur. Ekip başı ekipten önde kürek çekmeyi canlandırarak önce sağ ön vereve sağ adım, sonra sol ön vereve sol adım atarak oyuna başlar. Arkasında oyuncular belden eğilerek herkes bir öndekinin sağ omzuna elini koyacak şekilde ekip başıyla aynı adımları atarak oyun seyir gösterir.
Daha sonra sahneye yerleşildiğinde ekip başı ve ekip sonu dışardan gelecek tehlikelere karşı etrafı gözlerler, oyuncular ise etrafı aydınlatacak fanusları yerlere bırakıp odun kırmaya başlarlar odunlar kırılıp toplanır. Sonra hep birlikte oyunu giriş şeklindeki gibi oyuna devam edilirken ekipten biri düşer ve bütün ekip düşen oyuncuyu arar, belli bir süre sonra oyuncunun cansız bedenini bulurlar. Bu sırada oyuncular tarafından feryatlar yakılıp, Dicle nehrinin azgın sularına sitem dile getirilir. Daha sonra oyuncular boğulan oyuncuyu alıp sahneden çıkarlar. 
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir. 
ŞUR-U MERTAL (KILIÇ-KALKAN)           
Bu oyunumuzda yörede aşiretler arasında çıkan kavgaları ve bu kavgalarda insanların kendilerini ve yakınlarını korumak istemesi anlatılmıştır. Yörede çıkan tartışmaları, kavgaları tatlı ve sert bir biçimde oyuna dökmüşlerdir. Yörede çok yaygın bir oyun olup ekip başlarının kendine özgü maharetiyle daha anlamlı ve güzel bir hal almıştır. Ciddi anlamda maharet gerektiren bir oyundur. 
İki grup oluşur, grup başlarının ellerinde sopalar diğer oyuncularda ise ayakkabıların sol teki ele giyilir. Ekip başlarından gelecek darbelere karşı ayakkabılar kalkan, sopalar (Haziran Ağacı) ise kılıç vazifesi görür. Genelde darbeler baş tarafadır. Oyun adımları çepik oyununun adımıyla aynıdır fakat el vuruşu yoktur. Oyuncular birbirinin arkasında tek sıra halinde dizilirler. Oyuna ekip başları önde olacak şekilde diğer oyuncular ise sırayla herkes önündekinin yeleğinden tutacak şekilde sıralanır. Ekip başlarıyla önce sol, sağ, sol ayak öne atılır daha sonra sağ topuk sol ayağın yanına sonra sol topuk sağ ayağın yanına gelip topuk vurulur ve öne atılır. Oyun gurup başlarının birbirine ve diğer oyunculara vurmasıyla seyir gösterir. Başlığı düşen mağlup sayılır ve diğer tarafa geçer aynı zamanda diğer gurup galip sayılır. 
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir. 
ÇÖMÇE GELİN 
Yörede kuraklık döneminde, yağmurun yağması için yapılmış bir oyundur. Bu oyun yörede genelde çocuklar tarafından icra edilir. Oyun içerisinde değişik ve yöresel maniler bulunur. Dini inançlar bu oyunda ağırlıklı olarak görülmüştür. 
MANİSİ 
Çömçe gelin ne ister
Allah’tan yağmur ister
Ekmek ister, su ister
Bulgur ister, yağ ister 
Yağmur yağması için büyük tahta çömçenin (Kepçe) iki yanına kollar yapılıp, üzerine kumaş elbise giydirilir ve başına bezler sarılarak bebek şekli verilir. Kollarından birer çocuk tutar ve kapı kapı dolaşıp mani okurlar. Ev sahibi kadınlar bir çömçe bulgur, bir kaşık yağ verip bebeğin başından bir kova su dökerler. Kapı önünde gelecek malzemeyi beklerken kadın halayı oynanır. Eller parmaklardan kenetlenecek şekilde iç içe geçirilir ve sağ ayakla beraber sağ ön vereve adım atılır arkasından sol ayak atılır. Sonra yerinde önce sol diz iki defa sonra sağ diz iki defa öne çıkarılır. 
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir. 

KAYNAK KİŞİ :AHMET ALINCA (9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanat Dalları Bölümü Öğretim Görevlisi(Diyarbakır çevre md)

Kenan Aksu   Diyarbakırlı kadınların eskiden müzikle daha çok uğraştığını anlattı. Eskiden evlenen genç kadınların çeyizlerine müzik aletleri ve ud konulduğunu hatırlatan Aksu, bu geleneğin günümüzde kaybolduğunu söyledi. DİHA/
Şeref değer’ Benim ablam o günlerin Diyarbakır’ında ut çalardı.Karşı komşu evindeki kadınlar da ut çalardı’demektedir. .(Şehmus Diken.Diyarbekir diyarım,yitirmişem yanarım.İletişim  yay.İst.2003.s.246  )

 

Bundan 60-70 Sene öncelerine kadar halk arasında çalgı aleti olarak santur, saz, bağlama, kaval, çağırtma, zil, maşa ve tef kullanılırdı. Darbuka ve zilli tel sonradan bunlara katılmıştır. Bir düğünün ihtişamını ifade ederken “sazlı, sunturlu, ödlü gülablı bir toy (düğün) “ diye anlatılırdı. Bugün, bu çalgılardan çoğu artık bilinmemektedir. Halk oyunları dün olduğu gibi bugün de davul zurna ile oynanır.

     Diyarbakır’ın kendine mahsus bir musiki tarzı vardır. Her hangi bir toplulukta musiki icra edilirken aşağıdaki sıra gözetilir.

Diyarbakır Peşveri,

Divan,

Muhalif,

Kürdi,

Maya,

Hoyrat,

Beşiri,

Şirvan,

Kesik,

www.diyarbekir.com

DİYARBAKIRLI SES SANATÇILARI

RECEP KAYMAK
Diyarbakır’da doğdum. İlkokul ve Erkek Sanat Enstitüsünü bitirinceye kadar Diyarbakır Halk Müziği Derneği’nde müzik eğitimi aldım. Okul bitince Devlet Su İşlerinde çalışmaya başladım. Askere gidiş geldikten sonra Ankara Radyosunda açılan sınavı kazanarak stajyer sanatçı olarak göreve başladım. TRT Radyo ve Televizyonda programlara devam etmenin yanında 45’lik plaklar ve LP’ler yaptım. Maksim gazinolarında başlayarak sırasıyla Türkiye’nin birçok Elit gazinolarda sahne aldım. İzmir Fuarlarında Avrupa’nın birçok ülkelerinde turneye çıktım. Türk Sinemasında birçok filmde başrolde oynadım. Halen T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda Türk Halk Müziği Solist Sanatçı olarak çalışmaktayım.

BEDRİ AYSELİ
1946 yılında Diyarbakır’da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi aynı şehirde tamamladıktan sonra İstanbul’a göç ettik. Müziğe olan ilgim küçük yaşlarda başlamıştı. Lise yıllarında İstanbul’da rahmetli Sadi Yaver Ataman’dan nota, usul ve makam dersler almaya başladım. Daha sonra İstanbul Belediye Konservatuarına iki yıl müddetle devam ettim. Bu sayede müzik bilgimi daha da kuvvetlendirdim. 1970 yılında İstanbul Radyo evi imtihanını kazanarak sanatçı olarak girdim. Aynı tarihlerde İstanbul Diş Hekimliği Fakültesine devam ediyordum. Üniversite yıllarımda ilk plak çalışmamı yaptım. 1975 yılında Diş Hekimliği Fakültesini başarı ile bitirdim. Daha sonra vatani görevimi Kıbrıs Girne Askeri Hastanesinde diş hekimi olarak yaptım. Askerliğim bittikten sonra İstanbul’a döndüm. Diş Hekimliği muayenemi İstanbul’da açtım. Doktorluk, radyoevi ve müzik çalışmalarımı birlikte sürdürdüm. Radyoevinde rahmetli Nida Tüfekçi, Tuncer İnan ve Yücel Paşmakçı gibi hocalarla çalıştım ve onlardan çok büyük destek gördüm. 17 adet 45’lik plak, 4 adet long play (uzun çalar) ve 8 adet kaset çalışmam oldu. Evliyim Uğur ve Ceylan isminde iki çocuğum var. Halen müzik çalışmalarımı Kültür Bakanlığı sanatçısı olarak sürdürmekteyim.

www.turizm.gov.tr/

 

İzzet Altınmeşe
1945 yılında Çüngüş’ün Arpadere köyünde doğdu. Birkaç aylıkken ailesi Adana’ya göçtü. Küçük yaşlarda türkü söylemeye başladı. Bir süre berberlik yaptıktan sonra yaklaşık 18 yaşındayken Adana Halk Eğitim Merkezi bünyesinde ilk müzik eğitimini aldı. Yine ilk kez Adana’da sahneye çıktı. İlk plağını 1965 yılında doldurdu.

Askerlik dönüşü 2 yıl daha Adana’da kalan Altınmeşe, 1970’te Ankara’ya yerleşerek müzik çalışmalarını orada sürdürdü. Sonraki yıllarda Ankara Radyosunda programlara katıldı.

1975 yılında kendi yöresinden derlediği »Maden Dağı« adlı türküyle adını duyurdu. Uzun yıllar İhsan Öztürk’le birlikte çalıştıktan sonra İstanbul’a yerleşti. Kendi adına bir televizyon programı hazırladı.

Doğu ve Güneydoğu olduğu kadar Kerkük ve Azeri ağzı ya da deyişleri de yorumlamasıyla bilinen Altınmeşe, 100 kadar türküyü halk müziği arşivine kazandırdı.

Bugüne dek yaklaşık 25 albüm hazırlayan Altınmeşe ayrıca 7 sinema filminde oynadı.www.bkses.com/

 

Coşkun Sabah

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara


Coşkun Sabah

 

 

Doğum

16 Ekim 1954

Doğum Yeri

Diyarbakır, Türkiye

Ölüm

 

Etnik Köken

Türk

Müzik Türü

Klasik Türk Müziği, Pop müzik

Etkin Olduğu Yıllar

1989 - Günümüz

Albümler

Metne bakınız

Web

www.coskunsabah.com.tr

 

Coşkun Sabah (d. 16 Ekim 1954, Diyarbakır), Süryani asıllı müzisyen.
Annesinin adı Roza, babasının adı Marsello'dur. Evli ve bir kız babasıdır, kızına annesinin adını koymuştur. Çok sayıda hit olmuş bestesi vardır ve 1980'li yılların sonu 1990'lı yılların başında büyük bir çıkış yakalamış olup tsm-pop ve fantezi müzik arasında, kendisinin "Coşkun Sabah tarzı" olarak adlandırdığı bir formatta müzik yapmıştır. Son yılların en önemli ud virtüözlerindendir.
"Hatıram Olsun", "Anılar", "Aşığım Sana", "Aşk Kitabı", "Baharı Bekleyen Kumrular Gibi", "Sen Bambaşkasın", "Benimsin", "Gel Gelebilirsen", "İsyanlardayım", "Var Mı Böyle Bir Sevda", "Son Buluşmamız" "Bir Pazar Günü", "İşte Bizim Hikayemiz" adlı şarkıları Türk Müziğinde ün yapmış şarkılar arasındadır. 1990 yılında piyasaya çıkan "Beni Unutma-Aşığım Sana" adlı kasedi Türkiye'de tüm zamanların en çok satan kasedidir.(3 milyon adet) Altın çağlarını yaşadığı dönemlerde işletmeciliğini de kendisinin yaptığı "sies" isimli mekanda çıkmaktaydı. Önce "özel konser" isimli kaseti yüzünden, 3 kaset yaptığı oscar plakçılıkla, daha sonra "gel gelebilirsen" isimli kasetini şarkıların üzerine şiirler ekleterek tekrar piyasaya süren .... plakçılıkla ve en son olarak da 1992'de bitmeden ve izinsiz olarak piyasaya sürülen "isyanlardayım" isimli kaseti nedeniyle 3 kaset yaptığı emre plakçılıkla davalık oldu.
Kütahya'da yapılan konserinde şimdiye kadar yaptığı en iyi bestenin "Anılar" olduğunu ifade etmiştir.
Kışın İstanbul'da sahne almakta, yazın ise yeni besteler yapmak için Bodrum Türkbükü'ndeki evine kapanmaktadır. Gülben Ergen'in de aranjörlüğünü yapan Taşkın Sabah kardeşi, keman ve ud sanatçısı olan ve Avustralya'da yaşayan Bülent Sabah ağabeyidir.
"http://tr.wikipedia.org/wiki/Co%C5%9Fkun_Sabah"'dan alındı
Azize GÜRSES, CELAL GÜZELSES TOPRAĞININ KIZI

Azize Gürses, Celâl Güzelses toprağında, buram buram Selçuklu kokan Diyarbakır’ımızın Ergani’sinde boy atmış. Diyarbakır, Diyarbakır… Dolmuşçuların, "Dağkapi! Tekkapi! Saraykapi! Urfakapi! Mardin Kapi!.." bağırışlarıyla yolcu çağırmaları, Melik Ahmet’ten surların içlerine doğru bir uzun hava gibi güvercinlerin kanat çırpışının, tabanca seslerinin birbirine karıştığı yiğitlik, Türklük ve dahası Azeri havasının estiği rüzgârlarla esrük eder insanı.

Şimdilerde artık güçlü ressamlarımızdan, kendisini Ziya Gökâlp’in torunu olarak kabul eden   Mehmet Başbuğ’u henüz ortaokul öğrencisi iken tanıdığım yıllar.. Kaşla göz arasında kayalara, köşelere destani çizgiler attığı o yıllar yıllar ortaokullu bir körpe genç... Benim farkında olmadan “ Kapılar kapılar çar çur edilmiş.. ”dizelerimden habersiz; Mehmet’in dilinde Kapılar   nakarattı

"Diyarbakır dört kapi,
Gel bah o yâr ne yapi?
O yar meni görende"
Başka küçeye sapi…

"Beni o havalar mahvetti…" diyen şairi hatırlarsınız. Rahatlık, kendini uçsuz bucaksız kırlara veya mavi hayallere teslim etmek. Karşılaştığımızda Azize bu rahatlık içerisinde,biraz kınalamış parmaklarını, ellerini...

 Yine, muzipliği üzerinde bir bir adam: M.Yılmaz Uluğtekin Ağabey  o gün biraz daha şair ve bizleri tanıştırmada Ankara Radyosu ev sahibidir.
Yola çıkmadan yanımızda Kerkük ağzıyla söylenmiş kasetlerimiz olsa arzumuz, bizlere bir yerde yazı da çıkaracakmış.. Azize ile kısa sohbetimizden notlar size:

 Bu Türkmen kızı, kimya mühendisi değil de çapadan evine  yeni dönmüş Anadolu kızının ürkekliğinde. Belikli diyeceğim, belki bir Kerkük türküsünce sevdalı yürekte, hüzün, toprakları sıyrılmış tohumda ümit sanatı için.

Azize’yi, annesinin "Azeri deyişleri" türkü söylemeye yöneltmiş. Ziya Gökâlp Lisesi öğrencisi iken öğretmenleri de teşvik etmiş; kadife rengi, güzel, coşkulu sesini fark ettiklerimde. En mühimi Şark Bülbülü Celal Güzelses ailesiyle içiçelikleri olmuş ailelerinin.

- Soyadım Gürses. Takma değil; atadan gelen bir ad. Babamızın da dedemizin de öyledir... Dedem, özellikle Celal Güzelses’le hep beraber olmuş. Yine beraberiz ailesiyle Rahmetlinin. Ankara’ya geldikten sonra iki defa program yaptım radyoda Güzelses için.

-Daha sonra TV’de "Bizim Sazımız Bizim Sözümüz" programında yâd ettik" diyor, soyadı ile merakımızı sorduğumuzda Azize. Sanatçının türkü coğrafyası Diyarbakır, Şanlıurfa’dan Kerkük’e, Bakü’ye… coğrafyamızın ötelerine açılmış. Ege türkülerimizi en güzel yorumlayanlardan birisi yine.

Kerküklü büyük usta Kuzeçioğlu’yu, Azerbaycan’dan Hanlarova ve diğerlerini tanımaya çalışmış. Memleketimin büyük değeri Mehmet Özbek’ten yararlanma şansı olmuş Azize’nin. Türkülerimizi elden geldiğince arşivlemiş. Arşiv konusu – ne yazık ki – yürekler acısıdır bizde. Toprağımızın kokusu, sesi, rengi, çizgileridir türkülerimiz. Bunlar yapılmadan genç kuşakların köklerimize ulaşması bölük pörçük olmaktan öteye gitmez. Azize, Ankara günleriyle duyuş ve kavrayışta geniş, değişik bir ufku yakalayabilmiştir. –Meğer toprağımızı bilmemişiz… Çekimler dolayısıyla Diyarbakır’a, Şanlıurfa’ya veya İzmir’e, Karadeniz’e gittiğimizde anladım. Urfa’da, "Sıra Geceleri" programı içindi. Yöre sanatçıları, esnaftan insanlar bir anda kaynaştık. Orada çok güzel bir sıra gecesi yapıldı. Herhalde Urfa’ya mahsus müthiş bir şey… Hani kimi çevirseniz o güzellikte çığırıyor. Bunu programda da belirttik, ki doğuştan gelen bir kültür; öyle doğmuşlar âdeta. Doğumdan ölüme kadar çığırma, müzik orada.

"İzninizle" deyip belirttik bir durumu. Şanlıurfa kültüründeki "Sıla Gecesi"nin bilinen, yaygın  adı; "Sıra  Gecesi"dir. Yine "Urfa Divanı" olarak bilinen havanın bir başka adı "Urfa Cezayiri"dir. Şahsi zannım o ki, Osmanlı günlerinden kalmadır bu ad. Yola koyulma, ayrılık, hüzün, coşku, kahramanlık halini mızrap tele vurdukça yüreğimizde yaşar mekânımızı yitiririz bir an.

Arşiv bahsi açıldığında sanatçımıza müziğimizdeki –zorlamayla –  farklı adlandırılışı sorduk. Özbek Bey, "Türk Sanat Müziği, Halk Müziği" ayrımını yapma buluyor, "Farklı şeyler değildir" diyor. (Biraz da ideoloji ve yabancılaşma koktuğunu düşünüyorum.) Sanat, halk ayrımına (!) katılıyor musunuz? diye sorduğumuzda Gürses, genel dertlerin içerisinde bir noktanın yakasına sarılıyor:

- Devletimiz bu olaya maalesef ağırlıklı eğilmemiş. Radyomuzda öyle bağırmışlar hep. Türk müziği bir bütündür. TSM, THM ayrımı bir şanssızlıktır. Sayın Özbek konunun uzmanıdır. Ve görüşleri doğrudur.

- Oyunlarımıza bakın. TV’de bir şey fark ettirilmeye çalışıldı Özbek’in önceki programlarında oyunlarımızda, türkülü türküsüz oyunlarımızda Güneydoğu, Karadeniz, Ege ve ötekilerden parçalar alınıp bütünleştirildi farklı gibi gelen hareket ve ezgilere rağmen nasıl bir bütün oluşturuyordu. Bizim Urfa’da, Diyarbakır, Kerkük’te klasik musiki tabanda yaşıyor. Kasidesi, ilahisi, ağıtı, destanı… çalgıların hemen her türüyle çalınıp söylenmiyor mu? Önümüze gelen THM eserlerini okuyoruz, ki sanat müziği formlarını  aratmayacak derecede sanat değeri taşıyor. Zaten TSM sanatçıları da bizden halk müziği parçaları istiyor programlarında sunmak üzere. Biz sanatçılar olarak da ayrılmaz bir bütünüz.

Azize    ifadelerinde ne kadar haklı. TSM sanatçıları da hani neredeyse gelenekleşmiş bir tutumla, hareketli bir türkü ile bitirmiyorlar mı programlarını?

 

MACAR HOCALAR, YEDİ YILDIR TÜRK HALK MÜZİĞİNİ ARAŞTIRIYORLAR...

"Ay’lı gecem.. sensizlik yokluk;
Alıcı kuşlara bela gözlerin.
Can tükensin; koyver çatlasın toprak.
Kahır gülden ırağa.
Dün’ler, gün’den ırağa.
Tek senet gülüşündür,
Donmuş yürekler buharı
Buyruğun cana pusattır…"

Öyle demiştik, boz bulanık çağımızda: "Çığırtmacı çığırtmacı, yüklen ıstırapları/Kelimelerin çalınmış…"Küçük bir kâğıt parçasına coğrafyamızı zannedip, öğrencilere öyle tanıtan öğretmen ne zavallıdır. Yaşamadan çığıran, söyleyen sanatçı da öyle. “Türkülerimizin yaşadığı yöreleri gezmek, o insanlarla birlikte yaşamayı ne isterdim, dedi Azize. Öyle bir imkânım olsa sevinirim. Elbette yaşayarak hissetmek… Kültürümüzü evvela bizim tanımamız lâzımdır. Bizim iki Macar Hocamız vardı. Çukurova Üniversitesi’ndeler şimdi. Yedi yıldır THM araştırmaları yapıyorlar. Bir sözlerine şahit oldum:
"BANA BİR ÇADIR VERİN, BİR KURU EKMEĞİM OLSUN BİR TAS ÇORBAM, BİR ÇARIĞIM OLSUN… BENİM BU GAYEYE BİR HİZMETİM OLSUN. TÜRK HALK MÜZİĞİNİ ARAŞTIRMAK İÇİN KATLANMAYACAĞIM BİR FEDAKÂRLIK YOKTUR" demişti. Çok duygulandım, içlendim. Vaziyet karşısında insan üzüntüye kapılıyor…"

THM ve sözlü kültürümüzün yaşantımızda yer bulması için şahsi çabaların yetmeyeceği inancındaki A. Gürses, ODTÜ’nin yaptığı bir çalışmayı anlatıyor. Bu üniversitemiz yörelerimizi ayrı ayrı işleyerek, inceleyerek yöre çalgılarını, kıyafetlerini, ezgileri cilt cilt yayınlamış. Sanat insanın bilgisinden, istifadesinden öteye gitmemiş. İnsan ümit vardır en zor şartlarda. Azize de öyle. "Yeni gençler araştırma heveslisi. Üniversite gençliği bu konuya da yönlendirilmeli" temennisini ekliyor. Bir yandan çaylarımız daha fazla soğumasın diye yudumluyoruz bu müzikli sohbette.

"Kitab’ın kapalı durması günahtır" inancımızı, geçmişin diri çağlarında yaşantımızda yer bulan her varlığımız için anlamış ve hele konar göçer durumumuzla yerleşik duruma geçmemizin arasında uzamalar, kopukluklar olması bile kültürümüzü nesilden nesile aktarmayı engellememiş aksine daha derinleştirmiş, yaygınlaştırmış oysa. Genç kuşağın elinden tutulması şarttır. Kalanı kurtarmak hiç değilse.

"Biliyorsunuz teknik ilerliyor, diyor sanatçı. Teknik ilerledikçe maalesef kültürümüz biraz daha koyboluyor. Kültürümüzün ortaya çıkması elimizde. Fakat teknik bunu kösteklesin değil desteklesin istiyoruz. Çok geç kalındı. Yine yıllarca başka bir enstrümanımız yokmuş gibi türkülerimiz beş on sazla icra edildi. Oysa bizim öz musikimize ait pek çok  “çalgı”  vardır. Ankara’da bir Devlet Konservatuarı yoktur. Amerikalısı, Japon’u gidip araştırıyor. Kültürümüzün evvelini Orta Asya’da bulabiliriz. Geçirdiği safhalar bakımından da ilginç olacaktır bu tespit…"

Hızırbek Gayrettulah Bey’in, "Altaylarda Kanlı Günler" kitabı, araştırma – hatırat türünün güzel örneklerindendir. Şu an piyasada yok sanıyorum. Kazakistan’ın başşehri Alma–Ata’da bir "Müzik Evi"ne girer Gayretullah; esaret günleridir. Yüzlerce Türk estronomanını gördüğünü, bazılarının resmini, fotoğrafını da koyarak anlatır kitabında... Türkülerimiz: dilimizin, yüreğimizin en diri çağlayanıdır. Bu varlıkta, sevgide herkes payına düşeni yapmalıdır. Saz çaldığı için okuluyla ilişkileri kesilen "Eğitim Enstitülerinin Müzik Bölümü öğrencileri de" bıraksın küskünlüğü. Muzip müzikçinin aptallık devriydi o yıllar. Daha gecikmeden. Her karışı türkülerle, destanlarla yoğrulan Saraybosna’nın batısından Alma Ata’lara, Japon sahillerine uzanan uçsuz bucaksız kültür coğrafyamızın yıldızları gençler. Hanlarova’lar, dünya gözünde görmek isterim; Kerküklü Ekrem Tuzlu’lar.. (yaşıyor, yaşatıyorlarsa inşallah )  Ve, Azize’ler… Türk asrı;  türkülerimizin, müziğimizin de asrı olmadıkça Kaf Dağının ardında acısını hatırdan kovarak, devletiyle, üniversiteleriyle…
Sahiplenmek;  " anamın ak südü türkülerimize..."

Azize, bir gün kültürümüzün, türkülerimizin en ilk köklerine gitmek hasretini, imkânsızlığını hatırlayıp boyun bükerek ifade etmişti. Şimdi mümkün mümkün… Bir temenniyle bitirmek istiyorum yazımızı: "Haydi Azize. Azizelere sesleniyorum. Binlerce yıl evvelini yaşamak nasıl mümkün olurmuş? Binlerce yıl sonrasında dirilmek karşımızda. Bakü’nün, Taşkent’in, Alma Ata’nın, Tuna kıyılarının yolları mendil sallıyor. Hasretimizi dindirin. Şimdi kendisi de "gurbetli" olmuş bendenizden de selâmlar götürün kardeş illerin kardaş insanlarına, türkülerimize…

Közüme dokunu ver yavru çiçek
Bağımın ekicisi
Bir el eyle bizim êl’den bizim êl’e
Dağlar ayağa kalksın
Kınını kırsın niyetler
Türkmen diyarım,
Deki o yâre "–Ruhsattır."
Kür Şâd’lar Çin’i kuşatır.

Muhittin ARAR
http://www.yusufiye.net/

Mahsun Kırmızıgül

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Mahsun Kırmızıgül

Doğum tarihi

1969

Doğum yeri

Türkiye

Eğitimi

İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı

Mesleği

Ses Sanatçısı,Oyuncu

 

Mahsun Kırmızıgül (d. 26 Mart 1969, Diyarbakır) Türk Halk Müziği ve Arabesk-Popüler Müzik ses sanatçısı. Asıl adı Mahsun Bazencir'dir.
Mahsun Kırmızıgül 26 Mart 1969 yılında Diyarbakır'da doğdu. İlk ve Orta dereceli okulları bu şehirde tamamladı. 22 çocuklu bir ailenin ferdi olan Mahsun Kırmızıgül İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'nda müzik öğrenimi gördü. 1980 yılında müzik çalışmalarına başlayan sanatçı amatörce 8 albüm yaptı. Profesyonel anlamda ilk albümü "Alem Buysa Kral Sensin" le 1993'te müzik dünyasına bomba gibi düştü ve listelerin zirvesine oturdu. Daha sonraki "Bebeğim", "İnsan Hakları" ve "Sevdalıyım Hemşerim" adlı çalışmalarında da aynı başarıyı tekrarladı. 1994'ün ikinci yarısında Prestij Müzik şirketine Hilmi Topaloğlu ve Burhan Aydemir'den sonra üçüncü ortak olarak giren Kırmızıgül, sanatçı kişiliğinin yanı sıra yapımcı olarak ta müzik sektörü içindeki yerini aldı. Prestij Müzik, Mahsun Kırmızıgül'le birlikte yüzde 600'lere varan büyük bir atılım göstererek 5 yıl içinde müzik sektöründe zirveye taşındı. Mahsun Kırmızıgül atılımcı, yenilikçi ve çağdaş bir anlayışla Prestij Müzik'i dünya normlarında ülkemiz adına iyi bir noktaya getirdi. Özcan Deniz "Yalan mı", Seda Sayan "Ah Geceler", Ceylan "Ben Anayım", Alişan "Var ya", Ayhan Aşan "Sende mi", Ertuğrul Polat "Gittiğin O Gün", Kibariye "Bir Duygudur Kibariye", Onur "İlk Defa-Babam" gibi çalışmalarda gerek besteleri gerekse müzik yönetmenliği ile bu albümlere imzasını attı. Şirketin bir çok sanatçısına da müzikal anlamda bestelerini verdi. 1998 yılında çıkardığı "Yıkılmadım" adlı albümü ile o zamanlar müzikal anlamda imzasını atan Mahsun Kırmızıgül, bu albümü için şimdiye kadar üç klip (Belalım, Herşeyim Sensin , Yıkılmadım) çekti. Bu albüm şimdiye kadar 2.200.000 adet sattı. Bu rakam yasadışı yollardan yapılan korsan kasetlerle 6 milyonu aşıyor. Basit bir hesapla her albümün beş kişi tarafından dinlendiği gerçeğinden yola çıkılırsa Mahsun Kırmızıgül'ün 30 milyon gibi ciddi bir dinleyici kitlesine ulaştığını görürüz. Sanatçının çıktığı Anadolu turnesinde meydanlara topladığı yüz binler bunun somut bir göstergesidir. Gittiği bütün şehirlerde 7'den 70'e yaşlısı genci herkes onun şarkılarını ezbere biliyor.
1998 Kral TV Video Müzik Ödüllerinde halkýn verdiği oylarla üç ayrı dalda aldığı ödüllerle yıldız olduğunu kanıtladı. Fantezi Müzik dalında "Yılın Sanatçısı" seçilirken milyonlara mal olan "Yıkılmadım" adlı parçası da "Yılın Şarkısı" seçildi. 1998'in en çok satan albümü ise yine sanatçının 2 milyona varan "Yıkılmadım" adlı albümü idi. Mahsun Kırmızıgül üç ayrı dalda ödül alarak 1998-1999 yılına damgasını vurdu. Sanatçı ayrıca aynı yıl içinde Türk Halk Müziği dalında Altın Kelebek ödülünü alarak "Yılın Sanatçısı" seçildi. Magazin Gazeteciler Derneği'nin geleneksel ödülünde ise yine "Yılın Sanatçısı" seçilerek bir başka rekora daha imzasını attı. Mahsun Kırmızıgül'ün ortağı ve aynı zamanda sanatçısı olduğu Prestij Müzik etiketi ile çıkan albümleri için çekilip gösterime giren klipler ise,"Alem Buysa Kral Sensin","Bebeğim,Allah'ını Seveyim","Ağlama Sen","Maço Erkek","Bende Sizdenim","Kardeşlik Türküsü","İnsan Hakları","Sevdalıyım","Bu Sevda Bitmez","Taşra Delikanlısı","Kızlar","Hemşerim","Belalım","Herşeyim Sensin","Yıkılmadım","Yoruldum","Kardeşe Ağıt","Kahpe Felek","Göçmen Kızı".1 Müzik etiketi ile;"Vefasız","Sarı Sarı","Daye","Düş de Gör-Nemrud'un Kızı","Saygımdan","Hayat Ne Garip","Ay Aman","Bizden Değildir","Azar Azar","Dinle", "Gül Senin Tenin". Ayrıca ünlü sanatçının Acılar İçinde,Terkedildim,Sarışınım, Paylaşamam,Bu da Yeter,Neyim Kaldı Ki?Türkçe,Kürtçe karışık, gibi amatörlük döneminde çıkarttığı albümlerden.Beyaz camda gösterimde bulunmuş dizileri ise;

Dizileri [

  • Alem Buysa... (1993)
  • Bu Sevda Bitmez (1996)
  • Hemşerim (1996)
  • Yıkılmadım (1999)
  • Zalim (2003)
  • Aşka Sürgün (2005).

2007'de vizyona giren Beyaz Melek adlı Türk filminin senaristi,yönetmeni,müzik editörü ve oyuncusu.

Diskografi

(Profesyonel Etkinlik)

  • Nilüfer (1991) Prestij Müzik
  • 12'den Vuracağım (1992) Prestij Müzik
  • Alem Buysa Kral Sensin (1993) Nokta Müzik
  • İnsan Hakları (Double Single)-(1995) Kral Müzik
  • Sevdalıyım Hemşerim (1996) Prestij Müzik
  • Yıkılmadım (1998) Prestij Müzik
  • Yoruldum (2000) Prestij Müzik
  • Ülkem Ağlar (Maxi Single)-(2001) Prestij Müzik
  • Yüzyılın Türküleri (2002) Popüler Müzik
  • Sarı Sarı - Başroldeyim (2004) 1 Müzik
  • Dinle (2006) 1 Müzik

Emrah İpek

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Emrah ERDOĞAN(Ipek) şarkıcı, besteci ve aktör'dür. 01 Ocak 1971 yılında Diyarbakır'nın Ergani ilçesinde doğan sanatçı, babasını 1.5 yaşında kaybetmiş. Annesinin işi nedeniyle Elazığ'ın Gülaman ilçesinde ilkokula başladı. Okulda müzik hocası tarafından müziğe olan ilgisi, kendine öğretileni çabuk kavrayışı ve özellikle sesinin güzelliği ile dikkat çekti.
Emrah ortaokula Diyarbakır'da devam ederken, 1984 yılında ilk profesyonel albümü "Ağam Ağam"'ı çıkardı ve "Küçük Emrah" olarak müzik dünyasına adım attı. Aynı yılda "Gülom" alübümü piyasaya çıktı ve "Zavallılar" filminde başrol aldı. 1985'de "Yaralı" albümü büyük ilgi duydu. 1986'da "Boynu Bükükler" albümünü çıkardı ve bu albümü resmi rakamlara göre 1.950.000 adet sattı.1987'de büyük yankı getiren "Ayrılamam" albümünü piyasaya sürdü ve yine resmi rakamlara göre bu albümü de 2.640.000 adet sattı. Böylece arabesk'in prensi oldu. Müziğiyle ve filmleriyle 1980'li yılların unutulmaz isimi oldu "Küçük Emrah".
1990'lı yıllardan itibaren albümlerinde kendi bestelerine yer veren Emrah, kariyerine aynı hızla devam etti. "Neşeliyim", "Hoşgeldin Gülüm" ve "Sen Gülünce" albümleriyle çok başarılı oldu. 1993'ten sonra adındaki "küçük" ekini kaldır ve pop dünyasına adım attı. Ayrıca "Haydi Şimdi Gel" ile şu ana kadar en başarılı albümümüne sahip oldu.2.795.000 adet sattı 1994 yılında Emrah bir rekor daha kırdı: Inönü Stadyumun'da verdiği konserle ilk defa bir türk sanatçı 50.000(!) kişilik bir kapasite doldurdu. Müzikte gösterdiği başarıyı ilk kez 1996'da bir dizide gördü Emrah. "Unutabilsem" ile Türkiye'nin en başarılı dizisinden birinde başrolü oynadı. Tabiki dizinin müziğide Emrah'tan geliyordu. "Unutabilsem" şarkısı aynı yılda çıkan "Narin Yarim" albümünde bulunur. Iki yıl sonra "Dura Dura" isimli albümü ile müzik dünyasında yine başarılı oldu.ve bu albümü de 1.300.000 adet sattı.Özellikle "Belalım Benim" şarkısı ile büyük ilgi duydu. Ardından "Ya Hey" ve "Ar+ı" albümleri ile başarılı olan sanatçı, 2002 yılında yeni bir dizi ile televizyon ekranlarına geri döndü. Kınalı Kar isimli dizi'de başrolünü oynadı ve büyük beğenti topladı. Bundan iki yıl sonra "Kusursuzsun" albümünü çıkardı ve "Büyük Yalan" dizisi ile reyting rekorları kırdı. 2006 yılında "Adın Ne Senın?" ile ilk defa bir Maxi Single çıkardı ve aynı yılda "Adak" dizi'sinde başrolünü oynadı. 2007'de kariyerin ilk "Best Of" albümünü piyasa'ya sundu Emrah.

Albümleri

  • 1984 Ağam Ağam
  • 1984 Gülom
  • 1985 Yaralı
  • 1986 Boynu Bükükler
  • 1987 Ayrılamam
  • 1988 Selam Sevdiklerime
  • 1989 Sevdim
  • 1990 Neşeliyim
  • 1991 Hoşgeldin Gülüm
  • 1992 Sen Gülünce
  • 1992 Bahar Konseri
  • 1993 Haydi Şimdi Gel - Emrah '93
  • 1994 Sevdimmi Tam Severim
  • 1996 Narin Yarim
  • 1998 Dura Dura
  • 2000 Ya Hey
  • 2002 Ar+ı
  • 2004 Kusursuzsun
  • 2005 Dön
  • 2006 Adın Ne Senin
  • 2007 Best Of...

Filmleri

  • 1984 Zavallılar
  • 1984 Yaralı
  • 1985 Acıların Çocuğu
  • 1986 Ökzüzler
  • 1986 Acı Lokma
  • 1986 Merhamet
  • 1986 Ayrılamam
  • 1987 Sefiller
  • 1987 Vurmayın
  • 1988 Es Deli Rüzgâr
  • 1988 Acı
  • 1988 Seninle Ilk Defa
  • 1989 Sevdim
  • 1990 Can Evimden Vurdular
  • 1991 Hoşgeldin Gülüm
  • 1991 Ibret
  • 1993 Yasak Sokaklar
  • 2000 Yalnız Güneş Şahitti
  • 2000 Sensiz Olmaz

Dizileri

  • 1992 Gündüzün Karanlığı
  • 1996 Unutabilsem
  • 2000 Belalım Benim
  • 2002 Kınalı Kar
  • 2004 Büyük Yalan
  • 2006 Adak
  • 2007 Oğlum için

Ödülleri

Başlık yazısı

  • 1986 Tercüman Gazetesi Yılın Erkek Sanatçısı Ödülü
  • 1987 Müzik Magazin Dergisi Yılın Arabesk Yılın Erkek Sanatçısı Ödülü
  • 1988 Hürriyet Altın Kelebek Ödülü
  • 1988 Müzik Magazin Dergisi Arabesk Yılın Şarkısı Ödülü
  • 1988 MGD Altın Objektif Ödülleri
  • 1989 Hürriyet Altın Kelebek Ödülü
  • 1989 En Başarılı Arabesk Erkek Sanatçı Ödülü
  • 1989 Tan Gazetesi Arabesk Müzik Yılın En Başarılı Sanatçısı Ödülü
  • 1990 Tan Gazetesi Yılın Arabesk Müzik Erkek Sanatçısı Ödülü
  • 1991 Oya Dergisi Yılın Arabesk Müzik Erkek Sanatçısı Ödülü
  • 1992 Alo Bilgi 1. Altın Telefon Ödülü
  • 1992 MGD Altın Objektif Ödülü
  • 1993 MGD Altın Objektif Ödülü
  • 1993 Haydi Şimdi Albümü Altın Kaset Ödülü
  • 1994 Radyo Jest 1. Altın Frekans Yılın En Iyileri Ödülü
  • 1996 Altın Objektif Arabesk - Fantazi Yılın Sanatçısı Ödülü
  • 1997 Televizyon Yıldızları En Iyileri Ödülü
  • 1997 Arabesk'in Prensi Ödülü
  • 1997 Hürriyet Televizyon Yıldızları En Iyi Fantezi Müzik Ödülü
  • 1998 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Yılın En Başarılı Sanatçısı Ödülü
  • 1998 Yakın Doğu Üniversitesi Arabesk/Fantazi Erkek Sanatçısı Ödülü
  • 1998 Istanbul F.M. Geleneksel 5. IFA Yılın Sanatçısı Ödülü
  • 1998 - 2000 Istabnul F.M. Geleneksel 6. IFA Altın Ödülü
  • 1998 Müzik Magazin Yılın Müzik Yıldızlı Oskarları Ödülü
  • 1998 Altın Kelebek En Iyi Fantazi Müzik Erkek Solist Ödülü
  • 2002 Zemin Yıldızları (Usbekistan) Yılın Sanatçısı Ödülü
  • 2002 Yakın Doğu Üniversitesi Arabesk/Fantazi Erkek Sanatçısı Ödülü
  • 2002 Doğan Koleji Yılın Sanatçısı Ödülü [Künstler des Jahres]
  • 2003 Türkiye Müzik Endustirisi (MÜYAP) Albüm satış Başarısı Ödülü
  • 2004 Istanbul F.M. Yılın Sanatçısı Ödülü
  • 2004 MGD Yılın En Iyi Fantazi Müzik Ödülü
  • 2004 Tan Okulları Yılın Iyi Erkek Oyuncusu Ödülü

Ramazan Şenses
1928 Çermik doğumludur.
Hangi Bağın Bağbanısan
Hangi Bağın Bağbanısan Gülüsen... Gülüsen,
Aldın Aklım Ettin Beni Deli Sen Aman.
Yüz Yıl Geçse Gene Benim Malımsan...
Malımsan,
İsterem Ki Bir Gün Evvel Gelesen Aman.
 Öldüm Bittim Eridim Kül Oldum Aman,
O Senin Aşkın Elinden Eridim Aman,
Sesin Aldım Yüzün Gördüm Ayıldım Aman.
 

Diyarbakır Etrafında Bağlar Var... Bağlar Var,
Fitil İşler Yüreğimde Yara Var Aman.
Sen Gidersen Benim Başka Kimim Var...
Kimim Var,
İsterem Ki Bir Gün Evvel Gelesen Aman.
 
Öldüm Bittim Eridim Kül Oldum Aman,
O Senin Aşkın Elinden Eridim Aman,
Sesin Aldım Yüzün Gördüm Ayıldım Aman.

www.turkulerle.net/

Cahar Attım Dubara" Türkü Sözü

Cahar attım dubara (ayle Nure)
El vurmayın o yare (hanım Nure)
Aşkından yanıyorum (ayle Nure)
Sen düşme ki bu nara (hanım Nure)

Deniz altı Horasan (ayle Nure)
Seni nerde arasam (hanım Nure)
Şaşırmışam yolumu (ayle Nure)
Acep kimlere sorsam (hanım Nure

"Çıktım Saray Köşküne" Türkü Sözü

Çıktım saray köşküne
Yanarım yar aşkına (vay)
İstedim vermediler
Allah lillah aşkına (vay)

Yara beni yara beni
Öldürür yara beni (vay)
Ben yar için ağlarım
Götürün yara beni (vay)

Oda senin oda senin
Döşenmiş oda senin (vay)
Ne istersin sevdalım
Bir canım var o da senin (vay)

Eydim Kavak Dalını" Türkü Sözü

Eydim kavak dalını
Saydım yapraklarını
Nazlı yare ayırdım
Gönül konaklarını

Hanım kızlar kızlar
Canım kızlar kızlar
Bezenmiş düğüne gider
Elma yanaklı kızlar

Mavi giyme uymuyor
Gönlüm senden doymuyor
İsterem yanan gelim
Arkadaşlar koymuyor

Hanım kızlar kızlar
Canım kızlar kızlar
Bezenmiş düğüne gider
Elma yanaklı kızlar

Mavi giyme tanırlar
Seni aşık sanırlar
Zaten talihim yoktur
Seni benden alırlar

Hanım kızlar kızlar
Canım kızlar kızlar
Bezenmiş düğüne gider
Elma yanaklı kızlar

Karpuz Kestim Yiyeyim" Türkü Sözü

Karpuz kestim yiyeyim
Aç koynunu gireyim
Uyan uyan sar beni
Yar olduğun bileyim

Karpuzlar yenmez oldu
Sıcaktan benzim soldu
Bir yar sevdim o dahi
Gitti de gelmez oldu

Karpuzun al dilimi
N'ettin benim gülümü
Gülümü koklayanlar
Göze alsın ölümü

Karşıda elmalıklar
Suda oynar balıklar
Ne böyle sevda ola
Ne böyle ayrılıklar

Karşıda görünürüsün
Çarşafa bürünürsün
İpek çarşaf içinde
Ne güzel görünürsün

Karpuz kestim sulandı
Yedim başım dolandı
Kırılası kollarım
İnce bele dayandı

http://www.turkuyurdu.com/
Fuad Edip Baksı(1912-1974):

Sanat müziği alanında bestelenmiş birçok güftenin sahibi Baksı ,şiirlerinde hüzne ,yalnızlığa oldukça yer veriri. Şiirlerinde sade bir anlatım ,akıcı bir üslup vardır. Bestelenen şiirlerinden birkaçı : Bir Bahar Akşamı, Rüzgar Kırdı Dalımı, Yüzünü Görmeyen Gözü Ne Eyleyim, Uzun Yıllar

Bir Bahar Akşamı

Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telaş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz

İçimde uyanan eski bir arzu
Dedi ki yıllardır aradığın bu!
Şimdi soruyorum büküp boynumu
Daha önceleri nerelerdeydiniz

http://site.mynet.com/ssiray/

 

Diyarbakır ezan kültürü
Birkaç hafta üst üste Diyarbakır, Gökalp ve Kürtler üzerine yazdım ama beldenin etnik tablonun ötesinde Türk/İslam kültür halesi içindeki yerini yeterince vurgulamadım ki tepkiler geldi. O nedenle ve ramazan vesilesiyle kimi anılardan yola çıkarak Diyarbakır'ın 'ezan kültürü' üzerine bazı notları aktarmak istiyorum.
Eski 'Diyarbekir'de minareye çıkıp ezan okumak her babayiğidin harcı olmayan iddialı bir işti. Minareye çıkmak için sadece dini konularda iyi bilgilenmişlik yetmez kişide hem teorik musiki bilgisinin sağlam olması hem de Allah vergisi bir ses güzelliğinin bulunması gerekmekteydi.
Kente has minare makamları
Kentin bu vasfını maruf bir Diyarbakırlıdan, ünlü mevlidhan ve gazelhanlardan Mustafa Baybur'dan nakletmek istiyorum:
"Hiçbir ilde Diyarbakır'ın 'minare uşşağı' gibi bir makam yoktur. Mesela minarede ezana 'saba' makamı ile başlar, 'hüseyni' ile bitirirdik. Yarabbi bize hayırlı bir kapı aç diye 'saba' ile başlardık. Sonra 'sultani nevruzu'na veya 'uşşak'a geçerdik. Uşşak makamı her minarede istisnasız 20 dakika hatta saat 'minare uşşağı' olarak okunurdu... Beş sene musiki eğitimi aldık. Tahir Müjde, Recep Kaymak ve ben, Karacadağ Kulübü'nün orda musiki cemiyetine devam ettik. Öyle bir hale gelmiştik ki, Hafız Mustafa'nın eşi benimle hocamız olan kocasının sesini ayırt edemezdi. Kadıncağız hocanın vefatından sonra ben çıkıp okuduğumda bayılmış! Minarede geceleri okuyordum. Samo adında Hıristiyan bir kuyumcu, Anton Usta diye bir terzi, Aziz Usta diye bir başka terzi vardı. Sabahları karşılaştığımızda, 'Kirve Allah senden razı olsun dün gece bizi ihya ettin' derlerdi. O zaman hoparlör falan yoktu, bu yüzden surlara doğru okurduk. Sesimiz Urfa Kapı'daki sura çarıp aksetsin diye. Hıristiyanlar da beni dinlermiş meğer."
AVNİ ÖZGÜREL.Radikal. 09/10/2005

 

YAŞAR ÖZEL

        Ankara ve İstanbul Radyosu'nun usta sanatçısı Yaşar Özel, sanat müziği sevenlerle Teşvikiye'de bulunan tarihi Eski Kapı Restoran'da her cuma ve cumartesi akşamları sahne alarak hayranlarıyla ‘‘Klasik Türk Müziği geceleri’’nde buluşuyor. Ergani doğumlu ve Erganili Yaşar Özel nazik ve kibar yapısı ile tam bir beyefendi. /www.ergani.gen.tr

 

Yaşar özel Şarkı sözleri

Bu kadar yürekten çağırma beni,
Bir gece ansızın gelebilirim,
Beni bekliyorsan uyumamışsan,
Sevinçten kapında ölebilirim,
 
Bir gece ansızın gelebilirim.
Bir gece ansızın gelebilirim.
 
Belki de hayata yeni başlarım,
İçimde küllene kor alevlenir,
Bakarsın hiç gitmem kölen olurum,
Belki de seversin beni kim bilir,
 
Bir gece ansızın gelebilirim.
Bir gece ansızın gelebilirim.
 
Kal dersen dağlarca severim seni,
Bir deniz olurum ayaklarında,
Aşk bu özleyiş bu hiç belli olmaz,
Kalbim duruverir dudaklarında.
 
Bir gece ansızın gelebilirim.
Bir gece ansızın gelebilirim.
 
--------------------------------
Kalp kalbe karşı derler,
Onun için sormadım,
O dalgın bakışları,
Ben mi yanlış anladım.
 
Söyle nedir, nasıldır,
Gönlüme akışların,
Bir sır gibi içimde,
Simsiyah bakışların.
 
Neler geçti gönlünden,
Anlat azıcık bana,
En içten duygularla,
Bağlıyım şimdi sana.
 
Dalıp gitti gözlerim,
Gözünde uzaklara,
Fırsat bilip gönlümü,
Düşürdün tuzaklara.
 

Gündüzüm seninle
Gündüzüm seninle gecem seninle
Beyhude geçti bu ömrüm derdinle

Hoyratlar

Dört dizelik serbest tarzda halk edebiyatı nazım türü. Söz ve ezgisinde yiğitlik havası hakimdir. Irak’ta Türkler’in yoğun olduğu Kerkük ve Erbil ile Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Kars yörelerimizde yaygındır. (VikiKaynak )

Hoyrat; Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Erzurum, Erzincan, özellikle; Diyarbakır, Elâzığ, Şanlıurfa ve Irak Türklerinin yaşadığı Kerkük'te çok yaygın olan bir uzun hava türüdür.

Halk arasında en yaygın adı Hoyrat olmasına karşılık bazı yörelerde Hoyrat, Koyrat ve koryat da denen bu türe verilen adın sözcük anlamı Türk Dil Kurumu'nun Türkçe sözlüğünde; kaba ve hırpalayıcı. Yeni Tarama Sözlüğü'nde ise bu kelimenin hepsi de olumsuz anlam taşıyan; yakışıksız, çirkin, dikkatsiz, savruk, tutumsuz v.b. çeşitli anlamlarda kullanıldığı belirtilmiş, bu arada Kerkük, Urfa ve Erzurum'da ise bu sözcük için "Bir çeşit ezgi ve türkü" dendiği kaydedilmiştir.

Bu türe verilen adın nerden geldiği kesin olarak saptanamamakla birlikte, özellikle en yaygın olduğu yer olan Kerkük'te konuya ilişkin olarak ileri sürülen çeşitli düşünceler vardır. Bunlardan birine göre bu kelimenin aslı kuruyad sözünden gelme olan koryad'dır. Bir başka görüşe göre cömert anlamına gelen hovarda sözcüğünden değişerek geldiği, bir diğerine göre horu (serseri, avare) ve yad (hatıra, anı) sözcüklerinden geldiği yani; avarenin anısı anlamına geldiğidir. Bu konudaki diğer bir görüş ise; adın Kerkük Şehri'nin bir semti olan Konya'dan geldiğidir.

Hoyrat; yiğitlik ve mertlik duygusu veren, klasik öğelerle bezenmiş, sözlerinde; sevgi, sevgili, gurbet, keder, yas, umut, özlem, doğa, nasihat, gibi konuların işlendiği Türk Halk Edebiyatı ve Türk Halk Müziğinin bir türünün birlikte adıdır. Uzun havalarımızın özellikli ve ilginç örneklerinden olan halkın günlük yaşamı ile bütünleşen ve yayıldığı yöre halkı tarafından öteki türlere göre daha çok sevilen hoyratlar, çoğunlukla erkekler tarafından seslendirilir.

Hoyratların sözleri 4+3, 3+4, 5+2 veya 2+5 iç yapılanmalı 7'li hece ölçüsünde yazılmıştır. Dört diziden oluşan hoyratların ilk dizileri eksik hecelidir. İlk dizideki söz ya da söz grubu sonraki dizilere ayak verir. Ayaklar söylenişi aynı veya birbirine yakın ancak, anlamlan farklı olan sözcüklerden seçilir. Dört diziden oluşan hoyratlarda; birinci, ikinci ve dördüncü dizeler kafiyeli, üçüncü dizeler serbesttir. Hoyrat sözlerinin en belirgin özelliği kafiyelerinin genellikle cinaslı olmasıdır. Cinas sanatının yanı sıra; teşbih, mecaz, istiare, telmih, tevriye, tenasüp, intak ve teşhis sanatları hoyratlarda ustalıkla kullanılmıştır. Cinaslı uyaklardan oluşması türü belirleyen en önemli öğedir.

Hoyrat dizilerinin sayısı dörtten fazla olduğunda ayak dışındaki tek sayılı dizeler serbest, çift sayılı dizeler ise ayakla kafiyelidir.

Cinaslı olmayan sözlerden oluşan hoyrat varsa da bunlar makbul sayılmazlar.

  Duygu Dolu Gönül Sesi Türkülerimiz
Figan Karahasan – Temel Hakkı Karahasan
/www.birturkusoyle.com/

 

 

 

Bir hoyrat örneği

 

Dağ dayandi
Yaradan var,Yare getmah istedim
Aç sinemi seyreyle
Ögüme dağ dayandi
Her türlü yaradan var
Bu nasl aşk ü sevda Zalım bahan rahmeyle
Ben yandım dağ da yandi
Beni yaratan var

 

Dr.Münir Erten:İlimiz Diyarbakır.Kare yay.İst.2001.s.73

Diyarbakır manileri

 

Edebiyat Dilinde Mani:
Başta aşk olmak üzere hemen her konuda yazılabilen bir halk edebiyatı nazım türüdür. Çoğunlukla 7 heceli dört dezilek bir bendden meydana gelir. Ama dizeleri 4-5-8-10-14 heceli kalıplarla söylenmiş maniler de vardır. Birinci, ikinci dördüncü dizeler birbirleriyle kafiyeli, üçüncü dize serbesttir. Yani kafiye dizilişi aaxa'dır. aaaxa düzeninde maniler de var. İlk iki dize hazırlık dizeleridir. Son iki dize ile anlam bağlantısı yoktur. Asıl anlatılmak istenen son iki dizede verilir. Bir çok mani çeşidi vardır. En çok kullanılanlar düz ya da tam mani, kesik mani, cinaslı mani, yedekli mani, artık mani'dir.
Düz Mani: Yedişer heceli dört dizeden oluşur. Kafiyeleri çokluk cinassızdır.
Kesik mani: Birinci dizesi 7 heceden az, anlamlı ya da anlamsız bir sözcük grubu olan maniler. Bu kesik dize sadece kafiyeyi hazırlar. Eğer meydan ve kahvehanelerde söylenen ve ilk dizeleri "aman aman" ünlemi ile doldurulan manilerse bunlara İstanbul manileri denir.
Cinaslı mani: Kesik manilerde eğer kafiye cinaslı ise bunlara cinaslı mani denir.
Yedekli mani: Düz maninin sonuna aynı kafiyede iki dize daha eklenerek söylenen maniler. Cinaslı kafiye kullanılmaz, birinci dizeleri anlamlıdır. Yedekli maniye artık mani de denir.
Deyiş: İki kişinin karşılıklı söylediği manilerdir. Soru yanıt şeklinde düzenlenir. Bir başka kişinin ağzındanmış gibi aktarıldığı şekilleri de vardır. http://www.turkulerle.net/maniler.asp
 Ahşam oldi vaht oldi
Dicle hibi ah güzel
Sinem yare taht oldi
Gül menekşe taht güzel

Çevirin sitarayi
Ben küçeden geçende
Yar gelecek vaht oldi
Pencereden bah güzel

Şu dağlar bizim ola
Minarede ezan var
Meyvasi üzüm ola
Has bahçada gezen var

Yar yatmiş yuhudadır
Diyarbekir içinde
yastıği  yüzüm ola
Üregimi ezen var

Dr.Münir Erten:İlimiz Diyarbakır.Kare yay.İst.2001.s.73

----------------------------------

Diyarbakır diyarım
Yar yitirdim ararım
Gelip geçen yolcudan
Her gün onu sorarım

Diyarbakır sarayım
Seni kimden sorayım
Mektuban hayran oldum
Gül cemalin göreyim

Diyarbekir elini
Saram ince belini
Küstünse gel barışak
Naz etme ver elini

Diyarbakir şehrini
Sevdim bütün yerini
Bildim bana yar olmaz

Boşa çektim kahrini

--------------------------------

Yemenimin yeşili
Bulamadım eşimi
Al mendili elimden
Sil gözünün yaşini

Mendilim sende kalsın
Katla koynunda kalsın
Ben murat almamışam
Mendilim murad alsın

Mendilimde kare var
Ciğerimde yare var
Ne ben öldüm kurtuldum
Ne bu derde çare var

El attım dalda kaldi
Sevdiğim yolda kaldi
İki gözüm yol oldi
Gözlerim yolda kaldi

--------------------------------

Tabakasi karadan
Ne bakisan oradan
Yusuf Züleyha gibi
Kavuştursun yaradan

Gökte yıldız bir sıra
Yar gidiyor mısıra
Kul olam uşak olam
Gideyim ardı sıra

Bu dağlar kavuşturur
Yel vurur savuşturur
Yusuf Züleyha gibi
Hak bizi kavuşturur

--------------------------------

Kalenin bedenleri
Çağırın gidenleri
Acep nere koyarlar
Sevdadan ölenleri

Kaleden inenleri
Çevirin gidenleri
Kıyma,kıyma çekerler
Sevip terk edenleri

Kaleden inerem ben
Çağırsan dönerim ben
Derdinden çöpe döndüm
Dokunsan yanarım ben

Kaleden atın beni
Kumlara katın beni
Ağam bezirgan olmuş
Götürün satın beni

--------------------------------

Evine sermiş üzüm
Dinle bir iki sözüm
Kalbimde ataşım var
Cihanı görmi gözüm

Çağırdım bağ içinde
Kavruldum yağ içinde
Eller seyrana çıkmış
Benimki yok içinde

Bağa yendim üzüme
Diken battı gözüme
Ne dedim niye küstün
Eğri baktın yüzüme

Bağa gel küçük hanım
Sahan kaynadi kanim
Mah cemalin görende
Sağ olur haste canim

--------------------------------

Ocakta duman olur
Gün olur zaman olur
Diyarbakır karpuzu
Her yerde yaman olur

Karpuzlar biter oldu
Bostanı tutar oldu
Gel artık ey sevdiğim
Hasretlik yeter oldu

Çay önünde karpuzlar
Uruldum yaram sızlar
Ben bu dertten ölürsem
Mezarım kazsın kızla

Karpuz getir yiyeyim
Aç yorganı gireyim
Uyan uyan sar beni
Yar olduğun bileyim

--------------------------------

Dağda geçirdim yazı
Kaybettim kırık sazı
Ben senin hayranınım
Etme artık bu nazı

Şu dağı aşam dedim
Aşam dolaşam dedim
Bir vefasız yar için
Herkese paşam dedim

Şu dağın yoluna bak
Çiçeğin moruna bak
Üzülme deli gönül
Sen bu işin sonuna bak

Duman basti dağlara
Yayildi ovalara
Kara gözlüm güzelim
Geldi mi buralara

--------------------------------

Gül demedi
Elinde gül demedi
Ya ben nasıl güleyim
Yar bana gül demedi

Gülmenem
Bülbül menem gülmenem
Gönlü şad olan gülsün
Ber dertliyim gülmenem

Senin yeren
Gül sevdim senin yeren
Sen ölme canan yazık
Ben ölem senin yeren

Güle naz
Bülbül eyler güle naz
Girdim dost bahçesine
Ağlayan çok gülen az.

--------------------------------

Karşıdan görünürsün
Al yazma bürünürsün
Al yazmanın altında
Ne güzel görünürsün

O Güzel sözlerine
Bayıldım gözlerine
Dünya güzel kesilse
Bakamam yüzlerine

Taş üstüne taş koydum
Bir yastığa baş koydum
Yarim gelecek diye
Sağ yanimi boş koydum

Ben güzel
Yarim güzel ben güzel
Görenler böyle deyi
Yanaktaki ben güzel

--------------------------------

Felek beni dul eyledi
Her kapıya kul eyledi
Yaktı canım kül eyledi
Uyu öksüz yavrum uyu
Kimse artık açmaz kapuyu

Diyarbekir kara taştan
Yüreğim Kan ağlar baştan
Öksüz kaldım küçük yaştan

Ecel aldi bey babani
Keder kapladi her yani
Hani aslan baban hani

Götürdüler gelmez geri
Toprak oldu artık yeri
Yılan akrep yemen bari

--------------------------------

Akşam olur karalar
Çekilir sitaralar
Yarsız yatağa girmem
Yatağ beni paralar

Köşkün önünde çınar
Dalına bülbül konar
Geç buldum tez yitirdim
Yüreğim ona yanar

Karanfil bedrenk olur
Aşka düşen denk olur
Bir gün başan gelirse
Görürsen ne renk olur

--------------------------------

Köşkün köşküme karşı
Atma köşküme taşi
Sevip sevip ayrılmak
Ne çetindir ataşi

Çıkardın tahta beni
Bıraktın bahta beni
Can verdim emek verdim
Koydun sokakta beni

Alma attım nar geldi
Dar sokaktan yar geldi
Bir öptüm bir dişledim
Ona bana Ar geldi

--------------------------------

Mendilim dalda kaldı
Zülüfüm yarda kaldi
Benim o garip gönlüm
Daima onda kaldı

Mendilimin uçları
Çıkamam yokuşları
Yardan selam getirin
Yeddi dağın kuşları

Mendilim yele yele
Düşmüşem gurbet ele
Onbeş yıl can çürüttüm
Gözlerim sile sile

--------------------------------

Arpalar hasıl oldu
Muratlar vasıl oldu
Herkesin yarı oldu
Ya benim nasıl oldu

Arpa ektim bittimi
Yara haber gittimi
İşittim yar evlenmiş
Başı göge erdimi

Arpa biçtim az kaldı
Kamış biçtim saz kaldı
Merak etme sevdiğim
Kavuşmamız az kaldı.

--------------------------------

Ter sinemi
Bürümüş ter sinemi
Felek çarkın kırıla
Her işin tersinemi

Yüz yerde
Yüz yaram var yüz yerde
Felek kervanım vurdu
Beni koydu yüz yerde

Güne düştüm
Gölgeden güne düştüm
Felek gözün kör olsun
Dediğin güne düştüm

Bir ah çeksem derinden
Dağlar oynar yerinden
Felek bir yara vurdu
Fitil işler derinden

--------------------------------

Giden beni yandırır
Söz verir inandırır
İçerden aşk ateşi
Dışardan el yandırır

Yeleği basma yarim
Kendisi yosma yarim
Eller bizi ayırdı
Selamı kesme yarim

Zindan cihan gözüme
Ah inanmi sözüme
Öldüğüme yanmazdım
Bir baksaydı yüzüme

Sararmişam solmişam
Sor ki neden ölmişam
Vefasız bir yar için
Bin derd ile dolmişam

--------------------------------

Karenfilem desteyem
Bülbülem kafesteyem
O yare selam söyle
Ölmemişem hasteyem

Armut dalın egende
Dali yere degende
Üç gün oruç tutarım
Elim elen degende

Yemenim turalıdır
Sevdiğim buralıdır
Geçme kapım önünden
Yüreğim yaralıdır

Ben bir küçük kafesim
Ağlarım çıkmaz sesim
İsterim yar koynunda
Vereyim son nefesim

--------------------------------

Benusen'e gideyim
Yarimi ben göreyim
O yar değil misk amber
Kokusunu alayım

Benusen'de bahçalar
Nazlı yarim tef çalar
O yarin kaşı gözü
Cigerimi parçalar

Bahçalarda gül açar
Etrafa koku saçar
Yara nerde rastlasam
Kaş çatıp benden kaçar

Bahçeye gelde görim
El uzat bir gül verim
Aramız dağlar aldı
Ben seni nasıl görim

 

Felek beni dul eyledi
Her kapıya kul eyledi
Yaktı canım kül eyledi
Uyu öksüz yavrum uyu
Kimse artık açmaz kapuyu

Diyarbekir kara taştan
Yüreğim Kan ağlar baştan
Öksüz kaldım küçük yaştan

Ecel aldi bey babani
Keder kapladi her yani
Hani aslan baban hani

Götürdüler gelmez geri
Toprak oldu artık yeri
Yılan akrep yemen bari

http://www.yeniklasor.com

 

 

Mayalar

 

Maya, kelime anlamı olarak; Bir şeyin özü, bir şeyin oluşması için asıl ve gerekli madde demektir. Ancak GHM'de kullanılan "Maya" sözcüğü ile ilişkisi ne derecededir açıklanamamıştır. Bu nedenle bu türe verilen adın nereden geldiği henüz saptanamamıştır. Mayalar Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaygın olan bir uzun hava türüdür. Özellikle Erzurum, Harput, Eğin, Sivas, Diyarbakır, Erzincan'da birbirinden güzel mayalara rastlanmaktadır.

Mayalar çoğunlukla erkekler tarafından söylenmesine karşın az da olsa kadınlar tarafından da söylenir.

Mayaların konuları genellikle aşk, sevgi, sevgili, ayrılık, gurbet ve benzeri konular üzerinedir. Sözleri çoğunlukla anonim olmasına karşın az şairlerine ait olanları da vardır.

Genellikle 4+7 duraklı 11 'li hece ölçüsünde olan mayalann sözlerinde "oh", "Yavri yavri", "oğul", "of, "Ağam" gibi katma sözler de kullanılmıştır. Mayalarda türü belirleyen temel öge Hüseynî makamında olmalarıdır.

Duygu Dolu Gönül Sesi Türkülerimiz
Figan Karahasan – Temel Hakkı Karahasan

ALKIM YAYINEVİ - 2003

 Diyarbakır Maya örneği

Yere töhtim göz yaşımın selini
Bir ah çektim yıhtım gurbet elini
Herkes sarmış sevdiğinin belini
Reva mıdır boyni bükük kalım ben

Aşkınam uzah atma taşıni
Ahıtıram gözde olan yaşımi
Ko kessinler sinen üzre başımi
He demişem,yoh diyemem nazli yar

Dr.Münir Erten:İlimiz Diyarbakır.Kare yay.İst.2001.s.73
Diyarbakır diyarımdır ilimdir
Böyle yapan benim dilimdir
Alem bilir o yar benim gülümdür
Ölsem gene senden vazgeçemem  yar.

Diyarbakırın yılan ile akrebi
Meşhur olmuş acaba nedir sebebi
Sende budur benim ricam yarabbi
Ben ölmeden bir yerde yar göreyim
DİYARBAKIR TÜRKÜLERİ


DİYARBEKİR DÜZDEDİR

 
Diyarbekir düzdedir le can le can le canım
Tire çorap dizdedir le canım
Güzellerin içinde le can le can le canım
Benim yarim yüzdedir le canım
Le can le can le can le can le canım le le canım
Ben de sana hayranım le canım
* * * * * *      *      *       *      *     *
Mantin çarşaf başında le can le can le canım
Kalem oynar kaşında le canım
Onaltıdan bir eksik le can le can le canım
Ondöt onbeş yaşında le canım
Le can le can le can le can le canım le le canım
Ben de sana kurbanım le canım
* * * * * *
Diyarbekir bedendir le can le can le canım
Suyu akmaz nedendir le canım
Hergün akşam gelen yar le can le can le canım
Bugün gelmez nedendir le canım
Le can le can le can le can le canım le le canım
Ben de sana kurbanım le canım

 

DİYARBEKİR GÜZEL BAĞLAR-LORKE

 
Diyarbekir güzel bağlar delale lorke
Suları buz gibi çağlar hatune lorke
Ali paşa mehlesinde delale lorke
Lorke oynar güzel kızlar hatune lorke
Lorke lorke lorke lorke delale lorke
Lorke lorke lorke lorke hatune lorke
* * * * *
Urfa Diyarbekir Mardin delale lorke
Akar sular derin-derin hatune lorke
Canım oynamak istiyor delale lorke
Bana da bir mendil verin hatune lorke
Lorke lorke lorke lorke delale lorke
Lorke lorke lorke lorke hatune lorke

MARDİNKAPI ŞEN OLUR

 

 
Mardin kapı şen olur
Dibi değirman olur
Buralarda yar seven
Mutlaka verem olur
* * *
Dağ kapısı daşlıdır
Yarim kara kaşlıdır
Ben yarimi tanıram
Kıvır kıvır saçlıdır
* * *
Urfa kapı bağlıdır
Yarim kara dağlıdır
Ben yarıma kıyamam
Yarim küçük çağlıdır
* * *
Yeni kapı bahçalar
Yar orda keman çalar
O yar bana bakanda
Yüreğimi parçalar

BENDE GİDEM PAYTAHTA

 

 
Bende gidem Paytahta le
Le lele lelele lelele lelele hanım
Ben de gidem Paytahta
Bilmem ki hangi vahtta
Paşa'ya derdim diyem
Belki derdime baha le
Le lele lelele lelele lelele hanım
Le hanım han hanıme
Sormisan heç halımı
Göksüme vura-vura
Çürüttüm her yanımı le
Lelele lelele lelele (le hanım)
* * * * *
Aslım Karaç dağlıyam le
Le lele lelele lelele lelele hanım
Aslım Karaç dağlıyam
Yar yitirdim ağlıyam
Yüz yerde yüz yaram var
Her yanımdan dağlıyam le
Le lele lelele lelele lelele hanım
Le hanım han hanıme
Sormisan heç halımı
Göksüme vura-vura
Çürüttüm her yanımı le
Lelele lelele lelele (le hanım)
* * * * *
Yüz benden yar yüz benden le
Le lele lelele lelele lelele hanım
Yüz benden yar yüz benden
Yar çevirmiş yüz benden
Gam yardan vefalıdır
Hep çevirmiş yüz benden le
Le lele lelele lelele lelele hanım
Le hanım han hanıme
Sormisan heç halımı
Göksüme vura-vura
Çürüttüm her yanımı le
Lelele lelele lelele (le hanım)

 

HANİ DAVULUNUZ

 
Hani davulunuz lo hani ya davulunuz
Hani düğününüz lo hani ya düğününüz
Bir mumdur, iki mumdur, üç mumdur
Dör mumdur, on dört mumdur
Bahan bir bade doldur
Bu ne güzel dügündür ha ninna
Ha ninna heyran ninna
Ha ninna kurban ninna
Ha ninna
* * * * *
Hani gelininiz lo hani ya gelininiz
Hani kaşmeriniz lo hani ya kaşmeriniz
Bir mumdur, iki mumdur, üç mumdur
Dör mumdur, on dört mumdur
Bahan bir bade doldur
Bu ne güzel dügündür ha ninna
Ha ninna heyran ninna
Ha ninna kurban ninna
Ha ninna
* * * * *
Kalenin bedeninde halay çekah dibinde
Evselin uşakları çifte liver belinde
Hani düğününüz lo hani ya düğününüz
Bir mumdur, iki mumdur, üç mumdur
Dört mumdur, on dört mumdur
Bahan bir bade doldur
Bu ne güzel dügündür ha ninna
Ha ninna heyran ninna
Ha ninna kurban ninna
Ha ninna
* * * * *
Acem kuşak beline heyran şirin diline
Mumlar yakın çevirin kına yakah eline
Hani düğününüz lo hani ya düğününüz
Bir mumdur, iki mumdur, üç mumdur
Dör mumdur, on dört mumdur
Bahan bir bade doldur
Bu ne güzel dügündür ha ninna
Ha ninna heyran ninna
Ha ninna kurban ninna
Ha ninna

 

BAŞINDA PUŞU MUDUR

 
Başındaki puşu mudur........(Lo Lo)
Diyarbekir işi midir.... .......(Lo Lo)
Bugün yarim bize gelmiş....(Lo Lo)
Bu da devlet kuşu mudur....(Lo Lo)
Lo lo sana hayran olsun......(Lo Lo)
Lo lo sana gurban olsun......(Lo Lo)
* * * * *
Sandığımı açamadım............(Lo Lo)
Çeyizimi saçamadım............(Lo Lo)
Yazık oldu genç ömrüme.....(Lo Lo)
Güzel yare düşemedim.........(Lo Lo)
Lo lo sana hayran olsun........(Lo Lo)
Lo lo sana gurban olsun........(Lo Lo)

(Mehmet bars)

Aşkımı bir sır gibi
Senelerdir sakladım
Geceleri rüyamda
Hep seni sayıkladım

Sevgilim saçların zannetme solmaz
Dünyada sevenler bahtiyar olmaz


Yusuf tapan
Diyarbakır halk kültürünün önemli bir dalını oluşturan türkülerimizin derlenip tanıtılmasında önemli katkıları bulunan Yusuf Tapan 1927’de doğdu.Diyarbakır Halk Musiki cemiyetinde çalışmış,nota,şan ve usul derslerini burada alarak bilgisini artırmıştır.On kadar Diyarbakır türküsünün gün ışığına çıkarılmasına katkıda bulundu.1985’te vefat etti.

Ramazan Şenses
1928’de Çermikte doğdu.1954’de İstanbul radyosuna geçti,İstanbul belediye konservatuvarından mezun oldu.Sanatçının okuduğu Diyarbakır türkülerinden bazıları:
Su içemem destiden,Hangi bağın bağbanısan,Kundurama kum doldu,Kar etmez ahım,Şeftaliyi şitil eyledim,Buradan bir atlı geçti.

Şevket beysanoğlu. Diyarbakır’lı Fikir ve sanat adamları.san mat.Ank.1997c.3..s.223,309
 Diyarbakır’da musikinin geleceği çocuklarımız
 

TASAVVUF (TEKKE) MUSİKİSİ
Tasavvuf musikisinin temeli dindir. Gayrimüslimler kiliselerde, sina­goglarda ayinlerini müzik eşliğinde yaparlar. Müslüman kesim ise tekke­lerde, mensup olduklan tarikatların usullerine göre dini ayinlerini genel­likle arabana eşliğinde yaparlar. Mevlütier ve bilhassa minarelerde okunan ezanlar, methiye ve mersiyeler tasavvuf musikisinin makam ve usul basamakları olmuşlardır.
Diyarbakır'da 1965 yılına kadar her Cuma akşamı bütün minarelerde sabah ezanına bir saat kala başlamak kaydiyie Na't-i Şerifler, koro beyitler, saiat ve selamlar okunur idi. Bu na'ti şerifler Uşak makamı ile başlar Nevruz makamı ile devam eder sonu Saba makamıyla bağlanırdı.
Ayrıca Diyarbakır' da beş vakit ezan beş ayrı makamda okunur idi. Saati olmayan bir Diyarbakırlı ezan vaktinden saatin ne zaman olduğunu anlar ve ona göre hareket ederdi.
Diyarbakır'da beş vakit ezan muhakkak surette şu makamlarda okunur idi:
Sabah ezanı : Saba makamıyla
Öğle ezanı : Hüseyni makamıyla
İkindi ezanı : Acem Aşiran makamıyla
Akşam ezanı : Segah makamıyla
Yatsı ezanı : Haftada altı gece Bayati makamında, Cuma geceleri ise Hicaz makamında okunur idi.
Diyarbakır tasavvuf musikisinde icra edilen eserlerin besteleri ve güftekârlarının çoğunluğu Diyarbakırlı olmakla beraber Diyarbakırlı olmayan sair zevatın da eserleri Diyarbakır tasavvuf musikisinde icra edilir idi. Bunlardan YUNUS EMRE, PİR SULTAN ABDAL, ZİYA PAŞA, NABİ gibi Diyarbakırlı olmayanların eserleri ile Diyarbakırlı SAMİ, ALAEDDİN, İsk­ender Paşazade AHMET PAŞA, NİGAHİ BABA vs. gibi şairlerin dini sahadaki şürlerinin bestelerini örnek gösterebiliriz. Tekkeler de bilhassa KADİRİ ve RUFAİ tarikatı mensupları arasında tasavvuf musikisi yaygınlık kazanmıştır. Bilhassa mahalli eserlerin öne çıkması bu tarikat mensu­plarının seslerinin güzel olması ve Diyarbakır'ın kendine has makamlarını çok iyi bilerek icra etmelerindendir. Tekke musikisinde Divan, Gazel, Hoyrat, Deyiş ve Koşmalar icra edilirdi. Bu eserlerin icrasında musiki aleti

olarak Arabana, Kudüm ve Zil kullanılmıştır. Köylerde gezen dervişler sadece yanlanrmda bulundurdukları arabana ile dini musikiyi icra etmişlerdir.
19. yy. ortalarına kadar Diyarbakır'da sürekli olarak dini ayinlerini icra eden Mevleviler tekkelerinde Kadiri, Rufai, Gülşeni tarikatı mensupların­dan ayrı olarak ney, nekkere, sine, tanbur ve rubab kullanmışlardır. Tasavvuf musikisinde okunan naat ve nati şerifler de vardır. XVI. asrın ilk yarısında şöhret sahibi olan Diyarbakırlı ŞERİFİ'nin Süleymaniye kütüphanesinde 3398 numarada kayıtlı Divan'ı vardır. Ayrıca birçok gazeller de yazmıştır.
Diyarbakır musiki folkloruna büyük hizmetlerde bulunan CELAL GÜZELSES de RUFAİ tarikatında arabana çalarak musikiye başlamıştır. Diyarbakır'da tasavvuf musikisinin makam ve usullerinin bugünlere kadar gelmesine vesile olanlardan tespit edip haklarında kısaca da olsa bilgi toplayabildiğim ve bugün hemen hemen çoğunun rahmetli olduğu şahıslar şunlardır:
ŞEYH ZEKİ BABA : Dağ kapısında eski itfaiye binasının bitişiğinde evi vardı. Bu ev aynı zamanda Rufai tarikatının merkez tekkesi idi. Buraya Şeyh Zeki Baba Türbesi denir. Celal Güzelses de bu şeyhin önde gelen müritlerindendir.
ŞEYH ŞÜKRÜ EFENDİ: Bayrampaşa Camii hatibi Ali Efendi'nin babasıdır. Cami-i kebirin de Ser müezzini (Baş müezzini) idi. Rufai tarikatının zikirleri ise Şemsi Efendi Camiinde yapılırdı. Tekkeler kap-atılıncaya kadar Şeyh Şükrü Efendi bu tekkenin Şeyhliğini yapmıştır. Şeyh Şükrü Efendi'nin lakabı "Kubbe Patlatan" idi. İhlas okuduğiı zaman sesi çok gür çıktığından kendisine bu ad takılmıştır.
HAFIZ MUSTAFA EFENDİ : Camii kebirin imamıydı. Sesinin çok güzel olduğunu dinleyenler söylemektedirler.
HAFIZ MELİK EFENDİ : Diyarbakır'ın yetiştirdiği makam ve usul usta­larının önde gelenlerindendir. İstanbul'da bulunduğu dönemde dost meclislerinde kendisinden sürekli Diyarbakır gazelleri okumasının isten­mesi de makam ve usulleri çok iyi bildiğinin bir göstergesidir.Hafız Melik Efendi İstanbul'da Sultan Ahmet Camii'nde önce müezzinlik sonra imam­lık yapmıştır. Hafiz Sadettin Kaynak'm da makam ve usul hocasıdır. Sesinin ince olmasından dolayı arkadaşları kendisine "Sivrisinek" lakabım takmışlardır.
CELAL GÜZELSES : Diyarbakır musikisinin tanıtılmasında ve bu gün­lere gelmesinde büyük emekleri olan bu değerli insan Rufai tarikatına mensup olup Şeyh Zeki Baba'nın mürididir. Musikiye burada arabana çalarak başlamıştır. Arkadaşlan kendisine "Çatlak Zurna" lakabını tak­mışlardır.
ABDURRAHMAN YEŞİLBAŞ : Diyarbakır baş müezzinliği görevini yap­mıştır. Çok güzel sesi olduğunu ve 90 yaşında iken dahi gayet güzel okuduğu eserleri icra ettiğini arkadaşları anlatmaktadır.
ŞABAN KAMİ : İki Mevlid yazmıştır. Biri Sultan Abdulmecid zamanın­da diğeri de Sultan Abdulaziz zamanında.
HACI RECEP PEKER : Ulu Camii baş müezzinliği yapmışür.
BERBER MUSTAFA : Parli Camii müezzinliği yapmış ve çok iyi makam ustasıydı.
SAİT ŞENSES : Lalebey Camii müezzini olup makam ve usul bakımın­dan çok bilgili olduğu söylenmektedir.
Bu gün Diyarbakır tasavvuf musikisini ayakta tutan ve icralarıyla yaşatan ŞABAN PEKER (çok güzel arabana çalar) ile MEVLÜTHAN ABDULLAH MUSTAFA BEYBUR ve arkadaşlan Diyarbakır tasavvuf musik­isinin derlenip toparlanması ile ilgili çalışmalar yapmaktadırlar
Vedat Güldoğan:Dünden Bugüne Diyarbakır Musiki Folkloru.1.Bütün Yönleriyle Diyarbakır sempozyumu.2000.s378
KLASİK TÜRK MUSİKİSİ
Klasik musiki bestekarlarının eserleri mahallileşme akımının etkisi alünda kalarak şarkı tarzında bestelenen eserler Diyarbakır'da 1908'e kadar ud, keman ve santur eşliğinde icra edilirdi. Folklor malı olan türkülerde aynı enstrümanların eşliğinde icra edilirdi. Daha sonraları bu enstrümanlara Kanun, Def, Cumbuş da dahil edilmiştir.
Yakın zamana kadar Diyarbakır'da haftanın belli günlerinde bir evde toplanılarak musiki icra edilirdi. Bu dost meclislerine dönemin tanınmış şair ve bestekarlarının da katıldığını hatta halk sanatkarlarının da bu toplantılara iştirak ettikleri bazı kaynaklarda açıklanmaktadır. Bu toplan­tılara "VELME" veya " HAREFENE" denilirdi.
Ali Emiri, Tezkiresinde bu musiki meclislerini anlatmakta ve geniş bil­giler vermektedir. XVIII yy. şairlerinden AHMET RAİF' EFENDİ Şehrengizinde, Diyarbakır'da sanatta, musikide ve şiir alanında ün salmış şair, bestekar, hanendelerden söz etmekte ve örnekler verilmektedir.
Sosyal hayatın yaşam gereği olarak, aydın ile halkın iç içe olmaları klasik musiki bestekarlarını halk türküleri tarzında şarkılar bestelenmesi hususunda tesir altında bırakmıştır.
Vedat Güldoğan:Dünden Bugüne Diyarbakır Musiki Folkloru.1.Bütün Yönleriyle Diyarbakır sempozyumu.2000.s378

REPERTUARLA İLGİLİ AÇIKLAMALAR
I . Diyarbakır Peşrevi: Bu sözsüz eseri İsmail Beydemir, Tarık Çıkıntaş'tan derleyip notaya almıştır.

  1. Bülbülün kanadı sarı: Celal Güzelses'in icrasından Mehmet Özbek tesbit edip notalamıştır. Elazığ-Maden repertuarında usûl farklılığı ile yakın varyantı mevcuttur.
  2. Kerpiç-kerpiç üstüne kurdum binayı: Yusuf Tapan'ın okuduğu eseri Ahmet Yamacı derleyip notaya almıştır.
  3. Üç kardeştik gittik geyik avına: Anadolu'nun muhtelif vilayetlerinde daha ziyade tema-söz varyantları mevcut olan bu türküyü Mehmet Özbek, Celal Güzelses'in icrasından notaya almıştır. Bkz. TRT Rep. no: 866.
  4. Mübâreki-(Kına kutlama türküsü): Diyarbakır'lı mahalli sanatçı Bedri Ayseli'nin Şakire Kalaycı'dan derlediği bu Türküyü Nida Tüfekçi notaya almıştır.
  5. Bir ceket isterem kolu dar ola: Muzaffer Sarısözen, Selahattin Mazlumoğlu'ndan derleyip notaya almıştır.
  6. Aşk kalbimde yer alınış: Yaşar Tapan'ın, babası Yusuf Tapan'dan derlediği türküyü Salih Turhan notaya almıştır. Şanlıurfa'lı mahalli sanatçı Seyfettin Sucu'nun icrası ile yaygınlık kazanmıştır.
  7. Az kaldı bayram ola (Deniz altı Horasan): Celal Güzelses'in okuduğu eseri Mehmet Özbek notalamıştır. Bu türkünün Şanlıurfa ve Elazığ repertuarında yakın varyantları mevcuttur. Bkz. TRT. Rep no:227.

9 . Heyriyem: Mahalli sanatçılardan Ayşe Şan ve İzzet Altınmeşe'nin okudukları bu türküyü Salih Turhan notaya almıştır.

  1. Mizacın telini saçmışsan: Şevket Beysanöğlu'nun Esma Ocak'tan derlediği türküyü Mehmet Özbek notaya almıştır.
  2. Güzellerin sultanısın Leyla (Şu gönlümün muradısın Leyla): İzzet Altınmeşe ve Bedri Ayseli'nin farklı güfte ile okudukları türküyü Salih Turhan notalamıştır.
  3. Karşıda kuzu gördüm: Saadettin Gürhan yöre ekibinin icrasından tesbitle notaya almıştır.
  4. Kurbanım-kurbanım: Diyarbakır'lı mahalli sanatçı Yusuf Tapan'ın okuduğu bu türküyü oğlu Yaşar Tapan derlemiş, Salih Turhan tarafından notaya alınmıştır.
  5. Bir seher uğradım göl kenanna: Cemil Demirsipahi, Nurettin Çamlıdağ'ın icrasından notaya almıştır.
  6. Değirmen sala benzer (I. varyant): Esma Ocak'tan Şevket Beysanoğlu derlemiş, Mehmet Özbek notalamıştır. Eserin sadece söz itibari ile Diyarbakır repertuarında bir varyantı daha vardır. Yine bu eserin söz, ezgi, makam ve usûl yönünden çok yakın varyantı Elazığ repertuarında mevcuttur. Bkz. TRT Rep. no: 2709.
  7. Değirmen sala benzer (II. varyant): Şevket Beysanöğlu'nun Esma Ocak'tan derlediği türküyü Mehmet Özbek notalamıştır.
  8. Güzellerden üç güzel var sevilir (Leylo): Esma Ocak'tan Şevket Beysanoğlu derlemiş, Mehmet Özbek notaya almıştır. Şanlıurfa repertuarındaki "Kurban olam gözlerinin mestine" adlı türkü ile söz hariç aynıdır. Bkz. TRT Rep. no: 2629.
  9. Çaldığım saza mı yanım (I. varyant): İzzet Altınmeşe'nin Lâmiye Benek'ten derleyip kasetine okuduğu bu türküyü Salih Turhan notalamıştır.
  10. Saza niye gelmedin (11. varyant): Ahmet Kaya, yukarıdaki türkünün usûl, makam, ezgi ve güftesini esas alarak, yakın yöre ezgi motiflerinden istifade ile bir ara sazı düzenlemesi yapıp, kendi özgün icrası ile 1994 yılında kasete okuyup yaygınlık kazandırmıştır. Bu varyantı da Salih Turhan tarafından notalanmıştır.
  11. Yola çıkmış bir güzel: Kenan Temiz'in sesinden Salih Turhan tesbit ederek notalamıştır.

2 1 . Yenikapı da atlılar: Zülküf Altan'ın Yusuf Tapan'ın sesinden tesbit ettiği türküyü Salih
Turhan notalamıştır. İzzet Altınmeşe ve Zülküf Altan tarafından okunarak yaygınlık kazandırılmıştır.

  1. Bu derede sardı bizi harami: Mehmet Özbek'in notaladığı bu eseri Şevket Beysanoğlu Esma Ocak'tan derlemiştir.
  2. Yüksek minarede kandiller yanar: Celal Güzelses'in icrasından Kubilay Dökmetaş notaya almıştır. Elazığ repertuarında çok yakın varyantı mevcuttur. Bkz. TRT Rep no: 2425.
  3. Ergani'nin taşları: Emin Turgay'm icrasından Salih Turhan tesbit ederek notalamıştır.
  4. Kaladan kalaya ekerler darı: Celal Güzelses'in icrasından Mehmet Özbek notalamıştır. Şanlıurfa ve Kerkük repertuarında yakın varyantları mevcuttur. Bkz. TRT Rep no: 96, 3010.  .
  5. Çermik'in bahçaları: İzzet Altınmeşe tarafından derlenip notaya alınmıştır.
  6. Kiraz aldım çarşıdan: Murat Karabulut tarafından derlenip notaya alınmıştır.
  7. Mavi bağlar başına: Osman Özdenkçi, Cemil Değer'den derleyip notalamıştır.    ,
  8. Aydıl-aydıl dilim yar: İzzet Altınmeşe'nin Ayşe Şan'dan derlediği türküyü Salih Turhan notaya almıştır.
  9. Esti baharın nesimi-(Esti nesim-i nevbahar): Celal Güzelses'in icrasından Mehmet Özbek notalamıştır. 2. Güfte Salih Turhan tarafından ilave edilmiştir.
  10. Dağda harman olur mu: Celal Güzelses'in icrasından Zülküf Altan notaya almıştır. Türkünün Erzurum repertuarında "Liverimin kaytanı", Elazığ'da "Al almayı daldan al", Bitlis'te "Gök meydan baş aşağı", Kerkük'te "Çiğ sütten kaymak olmaz" adlı varyantları mevcuttur. Bkz. TRT Rep no: 1178, 1348.
  11. Cinali bahçasında: Salih Turhan'ın notaladığlı türküyü Yaşar Tapan, babası Yusuf Tapan'dan derlemiştir.

3 3. Ak çuha-kara çuha: Emin Turgay'm okuduğu türküyü Salih Turhan notalamıştır.

  1. Kar yağar kar üstüne (Amman ey): İzzet Altınmeşe'nin sesinden Salih Turhan notaya almıştır. İzzet Altınmeşe'nin okuyuşu ile yaygınlık kazanmıştır.
  2. Diyarbekir küçeleri: Soner Özbilen, Gıyas Coşkun'dan derleyip notaya almıştır.
  3. Endim kuyu dibine: Mustafa Geceyatmaz'ın Fethullah Erkan'dan derlediği türküyü Altan Demirel notaya almıştır.
  4. Elinde maşrabası (Kibarım): Yöre melodileri esas alınarak, İzzet Altınmeşe tarafından

bestelenmiş olup; sözleri ise anonimdir. Salih Turhan tarafından notalanmıştır. Yine İzzet Altınmeşe'nin ve başka sanatçıların icrası ile yaygınlık kazanmıştır.
38. Dağlara lâle düştü: Mehmet Özbek, Celal Güzelses'in sesinden tesbit ederek notaya
almıştır.
3 9. Eyvana gel eyvana: TRT-THM. Repertuar Kurulunca tesbit edilerek notaya alınmıştır. 40. Arkadaşlar benim derdim yeğindir: Celal Güzelses'in icrasından Mehmet Özbek
notalamıştır. Şanlıurfa repertuarında "iki dağın arasında kalmışam" adlı varyantı mevcuttur.

  1. Yayık yaydım kolum şişti: Bedri Ayseli'nin icrasından Mehmet Özbek notaya alınıştır. Bedri Ayseli'nin icrası ile yaygınlık kazanmıştır.
  2. Çıktım saray köşküne: Ramazan Şenses'ten Ahmet Yamacı derleyip notaya almıştır.
  3. Karanfil ekermisin (I. varyant): Celal Güzelses'in okuduğu türküyü Muzaffer Sarısözen derleyip notaya almıştır.
  4. Yenikapı, Hançepek (II. varyant): Yukarıdaki türkünün aynısı olup; sadece güftesi farklıdır. Bu güfteyi ise Mehmet Özbek tesbit etmiştir.
  5. Cahar attım şeş oynadım: Mehmet Özbek, Celal Güzelses'in icrasından notaya almıştır.
  6. Odasına vardım olur mu böyle: Mehmet Özbek, Celal Güzelses'in icrasından notaya almıştır. Elazığ repertuarında da aynısı mevcuttur.
  7. Arpa orağa geldi: Celal Güzelses'in sesinden Mehmet Özbek tesbit ederek notaya almıştır.
  8. Biner paytona gider seyrana: Mehmet Özbek, Celal Güzelses'in sesinden tesbitle notalamıştır. Elazığ repertuarında "Hafo'mun evi kaya başında" adlı yakın varyantı mevcuttur. Bkz. TRT Rep no: 2426.
  9. Haramsu'dan atladım: Recep Kaymak'ın Cemil Değer'den derlediği türküyü Mehmet Özbek notaya almıştır. Yine sanatçı Recep Kaymak tarafından meşhur edilmiştir.
  10. Siverek yaş üzümü: Ateş Köy oğlu, Selahattin Erkan'ın sesinden notaya alınmıştır.
  11. Ağlama yar ağlama: Mehmet Özbek, Celal Güzelses'in sesinden tesbit ederek notalamıştır.
  12. Kırklar dağının düzü (Suzan-Suzi): Bedri Ayseli'nin Hafız Celal Sevimli'den derlediği bu eseri Emin Aldemir notaya almıştır. Bedri Ayseli tarafından meşhur edilmiştir.
  13. Sen gideli üç gün kaldı bayrama: Mehmet Özbek, Celal Güzelses'in sesinden tesbitle notaya alınmıştır.
  14. Bu dağın ensesine (Hamaylı boynundayım): Mehmet Özbek, Celal Güzelses'in sesinden tesbitle notalamıştır. Sanatçı Bedri Ayseli tarafından yaygınlaştırılmıştır.
  15. Vallahi o yardır: Muzaffer Sarısözen, Celal Güzelses'ten derleyip notaya almıştır.
  16. Başında altın para (Tıfıl yaşlım): İzzet Altınmeşe'nin derlediği bu türküyü Mehmet Özbek notalamıştır.
  17. Dağlar dağımdır benim: Celal Güzelses'in sesinden Mehmet Özbek notaya almıştır. Elazığ repertuarında güfte ve usûl yönünden "Dağlar dağımdır benim", yine usul, makam ve ezgi yönünden "Harput dört dağ içinde" adlı türkülerle varyant teşkil etmektedir. Bkz. TRT Rep no: 554.
  18. Bahçada yeşil hıyar (I. varyant): Muzaffer Sarısözen, Celal Güzelses'ten derleyip notalamıştır. "Çay içinde döğme taş" ile varyant teşkil etmektedir.
  19. Çay içinde döğme taş (II. varyant): "Bahçada yeşil hıyar" adlı türkünün bu varyantını Neriman Tüfekçi Tank Çıkıntaş'tan derleyip notaya almıştır. Güfte hariç usûl, makam ve ezgi yönünden benzerlik arzeder.
  20. Bilmeden kapını çaldım (III. varyant): "Bahçada yeşil hıyar" ve "Çay içinde döğme taş" ile varyant teşkil eden bu eseri Sivas'lı sanatçı Selehattin Erorhan Celal Güzelses'ten derlemiş, Ali Canlı notalamıştır.
  21. Yola düşmüş gidiyor: Mehmet Özbek'in notaladığı bu türküyü İzzet Altınmeşe derlemiştir.
  22. O yarimin damından hoplıyamadım: Celal Güzelses'in icrasından Mehmet Özbek notalamıştır.

 

  1. Bir çift bilbil geldi kondu kamışa: Mustafa Geceyatmazın Fethullah Erkan'dan derlediği bu türküyü Alian Demirel notalamıştır.
  2. Beden ayrıldı candan (Zalime): Salih Turhan, Bedri Ayseli'nin icrasından tesbitle notalamıştır.

6*5. Derdini yar derdini: İzzet Altınmeşe'nin derleyip okuduğu bu türkü Salih Turhan tarafından notalanmıştır.

  1. Haydi gedah toyuna (I. varyant): Cemil Değer'in icrasından Muzaffer Sarısözen notaya alınıştır.
  2. Haydi gidah toyuna (II. varyant): Sadece usûl ve metronom-tempo farklılığı ile icra edilen bu varyantı Diyarbakırlı sanatçı Recep Kaymak'ın icrasından Salih Turhan notaya almıştır. Sözkonusu eser 1970'li yılların başında Recep Kaymak tarafından meşhur edilmiştir.
  3. Şu giden nerelidir: Ramazan Şenses'in icrasından Ahmet Yamacı tesbitle notalamıştır.
  4. Güle çıkmış eyvana: Recep Kaymak'ın icrasından Salih Turhan notaya almıştır.

70. Yardan bir nağme gelmiş: Bedri Ayseli'nin icrasından Salih Turhan notaya almıştır.
71.El-ele  ver  gidek Puruthana'ya:   Salih Turhan,  Celal  Güzelses'in   icrasından
notalamıştır.

  1. Meyremmo: Mizahi karakterli bu türküyü, Ercan Erol, Recep Kaymak'ın sesinden tesbitle notalamıştır.
  2. Çarşıda bal var: Muzaffer Sarısözen, Selehattin Mazlumoğlu'ndan derleyip notalamıştır.
  3. Hangi bağın bağbanısan gülüşen: Ramazan Şenses'in icrasından Ahmet-Yamacı notaya almıştır. Bu türkünün 1. güftesi ile Celal Güzelses ayrıca bir uzun hava da okumuştur. Bkz. Uz. Hav. Blm.

7 5. Bağa girdim dağ oldu (Vah başıma gelenler): Bedri Ayseli'nin sesinden Salih
Turhan notaya almıştır. 7 6. Bu dere baştan-başa elmalı bağ: Celal Güzelses'in icrasından Salih Turhan tesbitle
notaya almıştır. Güfte, usûl, makam ve ezgi itibari ile çok yakın varyantı Kerkük, sadece
güfte ve usûl benzerliği ile ayrı bir varyantı ise Elazığ repertuarında mevcuttur. Bkz. TRT
Rep no: 2635,594.

  1. Emo kaşların kara: Emin Turgay'ın Ekrem Kural'dan derlediği türküyü Altan Demirel notalamıştır.
  2. Hançepek'te sıra-sıra paytonlar (Diyarbakır övmesi): Aynı zamanda Diyarbakır övmesi olan bu eseri Bedri Ayseli'nin icrasından Salih Turhan tesbit ederek notaya almıştır.Adıyaman repertuanndaki "Eyvanına vardım ayvanı çamur" adlı eserle güfte hariç, varyant teşkil eder. Bkz. TRT Rep no: 3269.
  3. Evleri kayalıkta: Emin Aldemir'in yöre ekibinden derlediği türküyü Saadettin Gürhan notalamıştır.
  4. Seyrantepe bağlıktır: Soner Özbilen, Gıyas Coşkun'dan derleyip notalamıştır.
  5. Bahçalarda biberim: Soner Özbilen, Gıyas Coşkun'dan derleyip notalamıştır.
  6. Meclisinde mayii oldum ben bir kaşı karaya: Celal Güzelses'in icrası ile Mehmet Özbek notaya almıştır. Elazığ repertuarında "İndim yarin bahçesine", Şanlıurfa repertuarında "İstanbul'un Beyoğlu'nda", Kerkük'te "Şu vetende garip kaldım" adlı varyantları mevcuttur. Bkz. TRT Rep no: 361.
  7. Yeni de kapının yokuşu: Muzaffer Sarısözen, Selehattin Mazlumoğlu'ndan derleyip notaya almıştır.

8 4. Gurban olam ben o gaşı garaya: İzzet Altınmeşe'nin sesinden Mehmet Özbek notaya almıştır.

  1. Derelerde kum savrulur: Muzaffer Sansözen, Celal Aycan'dan derleyip notaya almıştır. Elazığ repertuanndaki "Yel eser kum savrulur", Van repertuarında "Çorabı çektim dizime" adlı eserlerle, varyant hüviyetindedir. Bkz. TRT Rep no: 2556, 526.
  2. Su içemem testiden: Nida Tüfekçi, Diyarbakır'lı sanatçı Ramazan Şenses'ten derleyip nolalamıştır. Erzurum repertuanndaki bir serhat türküsü olan "Su içerim testiden" ile güfte benzerliği vardır.
  3. Benüsen'e gideyim: Muzaffer Sansözen, Cemil Değer'den derleyip notaya almıştır.
  4. Dumanlı yayla başı (yaylalar): İzzet Altınmeşe'nin icrasından Mehmet Özbek notalamıştır.
  5. Kız geldiler seni gelin etmeye (Kadın kına türküsü): Diyarbakır'lı sanatçı Kenan Temiz'in icrasından Salih Turhan notaya almıştır.
  6. Gökmeydanı'nın tozu olaydım: Şevket Beysanoğlu'nun Esma Ocak'tan derlediği bu türküyü Mehmet Özbek notaya almıştır. Aynı türkünün çok yakın varyantı yine aynı güfte ile Elazığ repertuannda mevcuttur.
  7. Bırak be zalim bırak: Muzaffer Sansözen, Selehattin Erkan'dan derleyip notalamıştır.
  8. Maden dağı dumandı: İzzet Altınmeşe'nin derlediği türküyü Mehmet Özbek notaya almıştır.
  9. Fincanın etrafı yeşil: Ahmet Yamacı, Celal Güzelses'in icrasından tesbitle notalamıştır.
  10. Başında pusan gurban: Muzaffer Sansözen, Türk Klasik müziği sanatçılarından Nevzat Güyer'den derleyip notaya almıştır.
  11. Hele yar zalim yar: Celal Güzelses ve İzzet Altınmeşe'nin farklı biçimde okudukları bu eseri Mehmet Özbek notalamıştır. Kitapta notası verilen eser İzzet Altınmeşe'nin yorumudur.
  12. Sinen beni yandırır: Adnan Ataman, Bedri Ayseli'hin sesinden tesbit ederek notaya alınmıştır.
  13. Gülüm gider bostana: Şevket Beysanoğlu'nun derlediği türküyü Ahmet Borçaklı notaya almıştır.
  14. Bu dere buz bağladı: Salih Turhan, Celal Güzelses'in ses kaydından notaya almıştır.
  15. Evlerinin direği: Celal Güzelses'in okuduğu plaktan Kubilay Dökmetaş notalımıştır. Sivas repertuanndaki "Tevekte üzüm kara" adlı eserle varyant teşkil eder. Bkz. TRT Rep no: 314. Yine aynı türkünün çok yakın varyantı Ferruh Arsunar tarafından 1937 yılında Elazığ'da derlenmiş ve notasıyla yayınlanmıştır.
  1. Güzellikte üç şey vardır nişane: Ramazan Şenses'in okuduğu türküyü Salih Turhan notalamıştır.
  2. Vardım yarin bahçesine bir nar aldım yemeye: Celal Güzelses'in plağından Salih Turhan notalamıştır.
  3. Ateşi ruhların yaktı şu gönlümü: Salih Turhan Celal Güzelses'in plak kaydından notaya almıştır. Elazığ repertuanndaki "Görmedim âlemde bir benzerin ey güzel" adlı eserle yakın varyant teşkil eder. Bkz. TRT Rep no: 3231. TSM Repertuannda da aynı güfte ile okunan bir şarkı mevcuttur.
  4. Kırmızılar giyinirsin: Emin Aldemir, Burhan Sungu'dan derleyip notaya almıştır.
  5. indim gittim Diyarbekir düzüne: Türk sanat musikîsi repertuarında yer alan bu eser Saadettin Kaynak tarafından bestelenip notaya alınmıştır.
  6. Hani davulunuz (Bir mumdur iki mumdur): Bu oyun türküsünü Soner Özbilen, Gıyas Coşkun'un icrasından notaya almıştır. 1970'li yılların sonunda Şanhurfa'lı sanatçı İbrahim Tatlıses tarafından meşhur edilmiştir.
  7. İnciyem üzülmüşem: İzzet Altınmeşe'nin okuduğu türküyü, Işık Başel derleyip notaya almıştır.
  8. Yemenim allı idi (Yarim yar ise gelsin): Bedri Ayseli'nin okuduğu bu eser Salih Turhan tarafından notalanmıştır.
  9. Esmerin ağı gerek (I. varyant): Türkünün bu varyantını Celal Güzelses'in icrasından Mehmet Özbek notalamıştır.
  10. Esmerim biçim-biçim (II. varyant): İzzet Altınmeşe'nin bu farklı icrası Salih Turhan tarafından notalanmıştır. 1970'li yılların sonunda yine izzet Altınmeşe tarafından kaset, Radyo, TV aracılığı ile meşhur edilmiştir. Aynı ezgi ile Bingöl'de de halay oynanmaktadır.
  11. Diyarbekir şad akar: Muzaffer Sarısözen Şanlıurfalı sanatçı Cemil Cankattan derleyip notaya alınmıştır.
  12. Başındaki tellere: Ahmet Yamacı Malatya'lı hanım sanatçı Zehra Bilir (Türkü ana)nın sesinden tesbitle notaya almıştır. Sözkonusu türkü 1960'h yıllarda Zehra Bilir tarafından meşhurluk kazanmıştır.
  13. Dama çıkmış bir güzel: Salih Turhan, Bedri Ayseli'nin icrasından tespitle notaya almıştır.
  14. Mardin kapı şen olur (I. varyant): Celal güzelses'in icrasından Mehmet Özbek notalamıştır.
  15. Bende gidem Paytaht'a (II. varyant): "Mardin kapı şen olur" adlı türkünün bu II. varyantını Salih Turhan, İzzet Altınmeşe'nin icrasından tesbitle notalamıştır. Aynı sanatçının icrası ile 1970'li yılların sonunda meşhurluk kazanmıştır.
  16. Makaram sarı bağlar: Muzaffer Sarısözen, Salahattin Mazlumoğlu'ndan derleyip notaya almıştır. Kerkük repertuarındaki "Berde berdeni berde" adlı eserle varyant teşkil etmektedir.
  17. Diyarbekir güzel bağlar-Lorke (I. varyant): Salih Turhan tarafından tesbitle notaya alınmıştır.
  18. Diyarbekir güzel bağlar-Lorke (II. varyant): Tüm Türkiye genelinde yaygın olan bu oyun havası Salih Turhan tarafından notalanmıştır.
  19. Nâre esvap yıkıyor: Mehmet Özbek, Celal Güzelses'in icrasından notaya almıştır.
  20. Diyarbakır dört köşe: Celal Güzelses'in icrasından Mehmet Özbek notaya almıştır.
  21. Halaybaşı kızları: Salih Turhan, Bedri Ayseli'nin icrasından notaya almıştır.
  22. Diyarbekir bedende (Naze): İzzet Altınmeşe'nin icrasından Salih Turhan notaya almıştır.
  23. Diyarbekir düzdedir: Saadettin Coşkun'un derleyip okuduğu eseri Erkan Sürmen notaya almıştır.
  24. Ay doğar sini-sini: Muzaffer Sarısözen, Tarık Çıkmtaş'tan derleyip notaya almıştır.
  25. Başındaki pusu mudur: Muzaffer Sarısözen, Tarık Çıkıntaş'tan derleyip notaya almıştır.
  26. Ayvanda yatan oğlan: Mehmet Özbek, Celal Güzelses'in icrasından notaya almıştır.
  27. Karanfilsin tarçınsın: Muzaffer Sarısözen, Ahmet Yüksekses'in icrasından notaya almıştır. Aynı eserin Elazığ repertuarında "Evleri uçta yarim" adlı çok yakın varyantı mevcuttur.
  28. Cahar attım dubara ay le Nure: Muzaffer Sarısözen, Ramazan Şenses'in icrasından notaya almıştır. Celal Güzelses daha önce aynı türküyü "Çay içinde kum çeker" güftesi ile plağa okumuş. Aynı eserin Elazığ repertuarında "Bahçalarda bal erik-Fatmalı" adlı varyantı mevcuttur. Bkz. TRT Rep. no: 3024.
  29. Karpuz kestim yiyeyim: Ahmet Yamacı, Ramazan Şenses'in icrasından notaya almıştır.
  30. Diyarbekir bu mudur: Şanlıurfalı Mahalli Sanatçı Hamza Şenses'in sesinden Nida Tüfekçi notaya almıştır. Aynı türkü Şanlıurfa repertuarında da mevcuttur.
  31. Kadın oyun havası: Muzaffer Sarısözen tarafından derlenip notaya alınmıştır.
  32. Delilo halay havası: Mahalli ekip icrasından Cemil Demirsipahi notaya almıştır.
  33. Askeran oyun havası: Mahalli ekip icrasından Cemil Demirsipahi notaya almıştır.
  34. Halay havası: Mahalli oyun ekibinin icrasından Cemil Demirsipahi notalamıştır.
  35. Halay havası: Muzaffer Sarısözen tarafından derlenip notaya alınmıştır.
  36. Halay havası: Mahalli oyun ekibi icrasından Cemil Demirsipahi notalamıştır.
  37. Dello halay havası: Mahalli ekip icrasından Cemil Demirsipahi notalamıştır.
  38. Halay havası: Muzaffer Sarısözen tarafından derlenip notaya alınmıştır.
  39. Bûy-i vahdet almışam bûs-i lebi peymaneden (Diyarbakır Dîvanı): Celal Güzelses'in icrasından ritmik ayak ezgisinin notası Kubilay Dökmetaş tarafından yazılmıştır.
  40. Silmedin göz yaşını aşkın ile ağlayanın (İbrâhimî-Dîvan): Celal Güzelses'in icrası ile ritmik ayak ezgisi Kubilay Dökmetaş tarafından yazılmıştır. Elazığ repertuarında da aynı isimde Dîvân mevcuttur. Aynı ayak ezgisiyle ancak farklı güfte ve ezgi kalıbıyla Şanlıurfa'da da İbrahîmi adlı bir eser okunmaktadır.
  41. Kar mı yağmış Diyarbakır'ın dağına (Maya): Celal Güzelses'in icrasından ritmik ayak ezgisi Zülküf Altan ve Kubilay Dökmetaş tarafından yazılmıştır. Elazığ repertu-anndaki "Bağrı yanık" mayanın şan-ses ve ayak ezgisi bölümleri ile benzerlik arzeder.
  42. Dedim ay efendim gel kıyma bana: Celal Güzelses'in icrasından ayak ezgisini Zülküf Altan notaya almıştır. Yaş destanının ayak ezgisi ile aynı olup, ondan daha süratli icra edilmektedir.
  43. Bir güzel ki on yaşına girince (Koşma-Yaş destanı): Celal güzelses'in icrasından, ayak ezgisini Zülküf Altan notaya almıştır. Güfte itibarı ile bir çok yörede vary­antı mevcuttur.
  44. Bende yetim (Beşîri Hoyrat): Celal Güzelses'in icasından ayak ezgisi Salih Turhan tarafından notaya alınmıştır. Elazığ, Şanlıurfa ve Kerkük'te aynı adla anılan hoyratlar mevcuttur.
  45. Daldalanım (Muhalif Hoyrat I. varyant): Diyarbakır'da 2. varyantı olan, Celal Güzelses tarafından okunan bu hoyratın ritmik ayak ezgisini Salih Turhan ve Kubilay Dökmetaş notalamıştır. Elazığ ve Kerkük repertuarında çok yakın varyantları mevcuttur. Şanlıurfa'da sadece isim benzerliği ile okunan farklı bir Hoyrat mevcuttur.
  46. Yar içerden (Muhalif hoyrat II. varyant): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  47. Sürme beni (Diyarbakır Arazbarı): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  48. Ben şehîd-i badeyim dostlar demim yâd eyleyin (Nevrûzi Dîvan): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur. Aynı güfte, yakın melodi-ezgilerle Elazığ repertuarında da mevcuttur.
  49. Böyle bağlar (Hoyrat): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur. Aynı söz, ezgi ile Elazığ ve Şanlıurfa'da da okunmaktadır.
  50. Bahar olur yeşillenir bu bağlar (Kesik Kerem): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  51. Karşıki   dağlar   dumanından   bükülür:   Celal   Güzelses   tarafından   derlenip

okunmuştur.

  1. Deli gönül melül olup ağlama (Maya): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  2. Bu gün ben yari gördüm (Düz Hoyrat): Celal Güzelses derlenip okunmuştur. Elazığ repertuarındaki "Gamzedeler" adlı Şirvan hoyratla benzerlik arzeder.
  3. Sana dil verdim ise yıkta harap et ini dedim (Dîvan): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur. Söz ilavesi Salih Turhan tarafından yapılmıştır. Aynı güfte ile Elazığ repertuarındaki Hüseynî gazel okunmaktadır. Bkz. Harput-Elazığ Musiki Folkloru, sh.211.
  4. Felek gayet dönek (Urfa Sümbülesi): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  5. Kalemi kaşta koydun (Kürdî Hoyrat): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  6. Dağda duman yeri var (Hoyrat): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  7. Emine'm oturmuş çorap örüyor: Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  8. Kan akıyor yaradan (Hoyrat): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  9. Bu dağın karı gitmez (I. varyant): İzzet Altmmeşe'nin, babası Bekir Altınmeşe'den derlediği bu hoyratın Elazığ repertuarında ölüm hoyratı olarak okunan "Yüksek kayadır gönül" adlı varyantı vardır. Yusuf Tapan'ın okuduğu "Hasret kaldım Sadık yara" ve "Saçımın akına bak" adlı uzun havalarla da varyant teşkil eder.
  10. Hasret kaldım sadık yara (II. varyant): Yusuf Tapan'ın sesinden Kubilay Dökmetaş tespit etmiştir.
  11. Saçımın akına bak (III. varyant): Yusuf Tapan'ın sesinden, oğlu Yaşar Tapan tesbit etmiştir.
  12. Coşkun sular ne bulanık akarsın: Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  13. Evsel'i duman almış: Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  14. Garibem bu Vatanda: Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur. Elazığ repertuarında da aynısı mevcuttur.
  15. Ağla gönül: Mehmet Ali Erdem tarafından derlenip okunmuştur.
  16. Abdo'nun mezarını kayadan oyun (Ağıt): Celal Güzelses'in icrasından Mehmet Özbek tesbit etmiştir.
  17. Karşıki dağlar beyazlara bürünmüş (Kesik Kerem): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  18. Gül ektim evlek-evlek: Yaşar Tapan, babası Yusuf Tapan'ın sesinden tespit etmiştir.
  19. Karşımda durdun yeter: Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  20. Düş müdür hayal mıdır bilmedim: Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  21. Kara gözler (Hoyrat): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur. Erzurum repertuarında da aynı sözlerle başlayan bir hoyrat vardır, ancak ezgisi farklıdır.
  22. Ayrıldım gülüm senden: Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.
  23. Yazsam üstadımın mezar taşım (Ağıt): Yusuf Tapan'ın, hocası Celal Güzelses için yaktığı bu ağıtı, oğlu Yaşar Tapan tesbit etmiştir.
  24. Diyarbakır dağı dumandır: Nurettin Dadaloğlu'nun sesinden Kubilay Dökmetaş tesbit etmiştir. Erzurum repertuarındaki "Bingöl bu gün dumandır" adlı uzun hava ile benzerlik arzetmektedir.
  25. Sürme beni: Yaşar Tapan, babası Yusuf Tapan'dan derlemiştir.
  26. Evlerinin önü kavak (Ağıt): Celal Güzelses tarafından derlenip okunmuştur.

176. Aldı zihr-i tigine bir nim nigâhle ol âlemi (Hicaz gazel): Celal Güzelses tarafından plağa okunmuştur.

  1. Derman aramam derdime göz yaşımı silmem (Sabâ Gazel): Celal Güzelses tarafından plağa okunmuştur.
  2. Visalinle bu şeb yâri canım şâduman oldum (Hüzzam gazel): Celal Güzelses

tarafından plağa okunmuştur.

KaynakŞevket Beysanoğlu,Salih Turhan,Kubilay Dökmetaş::Diyarbakır Musiki ve Fokloru.Diyarbakır Büyükşehir Belediye yay.Ank.1996

1869-1905 tarihli Diyarbakır salnamelerine baktığımızda 
Askeri birliklerde Mızıka bölüğü olduğunu gözlüyoruz.Örneğin Mızıka bölük komutanları Yüzbaşı Mustafa Efendi,Mülazım-ı sani Ebuzer ağadır.

(Diyarbakır salnameleri.V/,44)

 

CELAL GÜZELSES HAYATI
(Kaynak:Hayri Yoldaş:Taş Plaklarda Şark Bülbülü.Celal Güzelses.Diyarbakır.2005
Celal GÜZELSES 1900 Yılında Diyarbakır'da doğdu. Babası Derviş Halil, annesi Lütfıye Hanım'dır. Eşi Nevriye Hanım, çocukları Erdem, Ahmet, Haluk, Ahmet Cevdet ve ikide kızı vardır.
Babasının vefatından sonra mahalle mektebine başlar. 1 .Dünya Savaşı sırasında rüştiyelerin kapanmasıyla öğrenimini tamamlayamaz 1913 ve 1921 yılları arasında Ulu Cami'de müezzinlik görevi yapar. Daha sonra askere alınır. Lice'de askerlik görevini İfa ettikten sonra 29.6.1924'te Diyarbakır Valiliği Evrak Kalemi "Tevzi Memurluğu"nda göreve başlar. 11.1.1925'te katipliğe yükselir. 1929'da "Özel İdare Müdürlüğü " evrak memurluğuna atanır.
O yıllarda en gözde teknolojik akım gramafon ve taşplak'lardır. 1930'lu yıllarda Diyarbakır'da veteriner olarak görev yapan sinema ve tiyatro sanatçısı Altan KARINDAŞ'in ağabeyi KARINDAŞ Mahmut, civar illerden şehre yerleşen ve genellikle seyyar satıcılıkla uğraşan kişileri yakından izleyerek ve satış anında konuştukları yöresel şiveyi (köy şivesini) inceleyerek bunları esprisel bir şekilde plağa okur. Örneğin;Bizim şehirde "marul" diye isimlendirdiğimiz yeşil bir sebzeyi köyden gelen satıcı vatandaşımız "Has...Has"...diye satışını yaptığında, bu şive sanki tüm Diyarbakır'ın diliymiş gibi KARINDAŞ Mahmut'a malzeme olmuş ve kendi sesiyle plaklara esprisel bir şekilde okuyup bunları ilimize mal etmeye başlamıştı.
İstanbul'da bu plaklardan birini tesadüfi dinleyen, dönemin Bayındırlık Bakanı Pirinçizade Fevzi PİRİNÇÇÎOĞLU bu duruma oldukça tepki gösterir. Bir medeniyet beşiği ilin, bir şairler, ozanlar, edebiyatçılar ilinin böyle tanıtılmasına gönlü razı olmaz ve dinlediği o plağı o anda kırma noktasına gelir.
Ardından Celal Bey'i İstanbul'da plak okuması için davet eder. Celal Bey Diyarbakır'dan İstanbul'a araç olmadığı için önce tenezzühle Mardin'e oradan da Suriye den gelen trene binerek İstanbul'a varır ve Fevzi PİRİNÇÇİOĞLU ile buluşur. (Cahit Sıtkı TARANCI bir mektubunda dayısı Fevzi PİRÎNÇÇİOGLU'nun Celal Bey'e plak doldurma aşamasındaki yardımlarından bahseder.) Fevzi PİRİNÇÇİOĞLU, Celal GÜZELSES'in geldiğini bildirmek üzere Dolmabahçe Sarayı'na gider. Kapıyı çalıp girdiğinde kalabalık bir saz ve ses heyetiyle karşılaşır Fevzi PİRİNÇÇİOĞLU Atatürk'e; Paşam Diyarbakır'da dinlediğiniz o genci getirdim. "Paşa; O' halde hemen al, buraya getir." der. (Atatürk 2. Ordu Müfettişliği görevinde iken Celal Bey'i dinlemiştir. Olay şöyle gelişir; okul çağlarında Celal Bey arkadaşlarıyla Sem'an Köşkü'nde şarkı söylerken bir askerin kendilerine doğru geldiğini görünce kaçmaya çalışırlar; ama asker usulca; "Telaşlanmayın, sadece şarkı söyleyen kimdi, ben ona bakmaya geldim," der. Arkadaşları Celal Bey'i gösterince asker Celal Bey'e dönerek; "sesiniz Mustafa Kemal'e kadar geldi ve o sesin sahibini getir." diye beni gönderdi. Celal Bey gider ve Atatürk ile orda tanışır ve huzurunda türkü söyler. Atatürk Celal Bey'in sesinden oldukça etkilenir.)

Fevzi PİRİNÇİOĞLU Celal Bey'i alır ve Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ün huzuruna çıkarır. Atatürk Celal Bey'i alıp hemen yanına oturtur ve saz heyetine sorar: "İçinizde bana bir şark gazeli okuyabilen var mı?" diye sorar ses çıkmaz Celal bey'e dönerek; "sen oku" der. Celal Bey orda "Felek Gayet Dönek Dünya İse Cellad-ı Müthiştir'gazelini okur, ardından Celal Bey'e: "şimdide bana bir İstanbul gazeli oku", der; Celal Bey : Aldı Zihri Tig'ine" gazelini okur ve güzel türkülerin sıralandığı uzun bir konser başlar. Konserin ardından Atatürk saz ve ses heyetine dönerek ben burada Celal Bey'e sesiyle ilgili bir unvan vermek istiyorum. Şark bülbülü ve Dicle bülbül'ü diye iki şık ortaya sürer, büyük bir çoğunluğun oyu da alınarak "Şark bülbülü" unvanında karar kılınır, ve Atatürk Celal bey'e dönerek;" sen bundan böyle Şark bülbülü'sün git hemen plaklarını oku ve üzerine de öylece yazdır." der. Cela* GÜZELSES okuduğu birbirinden güzel eserlerle adeta Karındaş Mahmut'a işte Diyarbakır musikisi ve Diyarbakır kültürü budur dercesine ününü tüm yurda duyurur. 1934 yılındaki Soyadı Kanunu'nda sesinin güzelliği vesilesiyle GÜZELSES soyadını haklı bir gururla almış ve "Şark bülbülü" Celal GÜZELSES olmuştur. Celal Bey İstanbul'da kalması ikna edilemez ve tekrar Diyarbakır'a döner. Ancak plak yapma nedeniyle İstanbul'a gidip gelmekteydi.
SAHİBİNİN SESİ ŞİRKETİ'NİN Celal GÜZELSES'E GÖNDERMİŞ OLDUĞU MEKTUP
SAHİBİNİN SESİ
VAHRAM GESAR VE ORTAKLARI
SAHİBİNİN SESİ      İstiklal Caddesi, 302, Beyoğlu-İstanbul                telegr:   KEUPEK

KELVİNATÖR                                                                                             Telefon: 44934
SPARTON                                            SİCİLLİ TİCARET: 12483
ELEKTROLÜKS
İNSULİTE
SKANDİA                                                     İSTANBUL,........ 19 Temmuz...... 1948
Bay Celâl Güzelses                                              "
Özel idare Yazı İşleri Mümeyyizi
_______ Diyarbakır
Bugün elimize geçen tarihsiz mektubunuza karşılıktır.
Plaklarınızı ekseriya İstanbul'da geçirdiğiniz mezuniyetiniz esnasında doldurulmakta olduğunu
tabi hatırlarsınız. Son mektubunuzda bildirdiğimiz gibi bundan böyle
her sene plak imla edileceğine göre bu kere  2 plak için yalnız 400.-lira ilave etmenin bizim için
çok ağır olacağını taktir edersiniz.

Her iki tarafında menfaatlerini göz önünde tutarak şu şekli daha münasip bulduk: Masraflar size ait olmak üzere beher iki yüzlü plak için vergi dahil (10) on kuruş ve ileride tahakkuk edecek hakkı sanat hesaplarına mahsuben 200.-lira avans verilmesi.
İntihap edeceğiniz fevkalade eserlerinizle neticeden memnun olacağımıza emin olduğumuzu bildirir, İstanbul'da fazla vakit kaybetmemeniz için hareketinizin tel'le bildirileceğini ilave eder, cevabınıza intizaran , saygılarımızı sunarız.
Celal Bey'in Musiki Çalışmaları.
22 Haziran 1943 yılında şimdiki Altıncılar Çarşısı'nda Diyarbakır Halk Musiki Cemiyeti'ni kurarak başına geçti ve musiki çalışmalarına müzikseverleri etrafına toplayarak başladı. Şehir "Halk konserleri" "Civar illere" ve Dicle Talebe Yurdu yararına "Ankara konserlerine" başladı her konseri büyük bir ilgi ve izdihamlarla izlendi. Ankara ve İstanbul'da radyo programlarına konuk edildi, Diyarbakır musikisinden örnekler sergiledi.
1930 yılına kadar aynı zamanda Halkevi Musikisi şefliği'ni de büyük bir başarıyla yürüttü. 12 Haziran 1939 Pazartesi günü verdiği Halk Müziği konserine o zamanın nüfusu göz önünde bulundurulursa 1159 izleyici toplamasıyla adeta bir rekora imza attı, gittikçe izleyicileri artıyor ve Celal Güzelses sevgisi tüm yurda yayılıyordu. Sivas, Erzurum, Elazığ, Malatya, Şanlı­urfa İllerinde plakları adeta kapışılıyordu. Sınır komşularımız Suriye ve Irak'ta bir plağı 1 ile 5 altına alıcı buluyordu ve tabiri caizse yok satıyordu, böylece Celal Güzelses'in ünü yurt dışına taşmaya başlamıştı. Iraklı sanatçı Hasan Cezravi, Celal Bey'i görmek için Diyarbakır'a gelir ve Celal Güzelses'i konser vermesi için Irak'a davet eder. Celal Güzelses Suriye ve Irak yurtdışı konserlerine yalnız katılmıştır ve Halep treniyle direk İstanbul'a gidişini anlatır.
Dicle Talebe Yurdu yararına yaptığı Ankara konseri son konseri olmuştur. Celal Güzelses terliterli sıcak vücutla çıktığı konserden Ankara'nın soğuk ve sert havasına dayanamaz orda feci bir şekilde üşütür. Zamanın ulaşım şartları da eklenince Diyarbakır'a hayli bitap düşmüş olarak döner. Doktorların uğraşı çare olmaz çünkü hastalık ilerlemiş ve ateş sonucu menenjite çevirmiştir. Üstadın saz sanatçılarından Hüsnü İpekçi'nin yurtdışında getirdiği ilaçlarda tesir etmez ve şark bülbülü Celal Güzelses 2 Şubat 1959 da Diyarbakır'daki evinde hakkın rahmetine kavuşur. Mezarı Diyarbakır Mardinkapı Mezarlığı girişinin sol tarafmdadır.

ANILARDA GÜZELSES
Vı-
Ocaklardan Abdülhalik Bey' den nakleden,
Abdülssettar Hayati Avşar :

"Celal  Bey   İstanbul'da   iken   İstanbul'un  en  meşhur  musikişinasları,   muganni muganniyeleriyle dost olmuş, meclislerinde bulunmuş, söylemiş ve dahi dinletmişidi. Sanat zirvesi Celal Bey'i baş tacı etmişlerdir.
Bir gün Safiye Ayla Hanım, Celal Beye şu teklifi yapar:
- Celal Bey ! Siz Diyarbekir'de Hususi Müessese'de ayda otuz lira maaşla memuriyet yapıyorsunuz. Ne olur burada kalın Küçük Çiftlik Parkı Gazinosu'nda gecede üç yüz liraya birkaç şarkı söyleyin. Hem burada daha iyi bir vasatta plaklarınızı doldurur hem de birkaç senede hayatınıza vecbe verecek bir servete malik olur ve şöhretinizi bütün aleme yayarsınız.
Celal Bey: Ben sahneye çıkıp şarkı söylemem." Sarraf Sıtkı Gezici'den nakleden Abdülssettar Hayati Avşar ;
" Sene 1935-1938 arası, Celal Güzelses, plak doldurmak üzere İstanbul'da iken bir Cuma günü hemşehrimiz Sarraf Sıtkı Gezici'yle Ortaköy Vapur İskelesi'nin yanındayken Gezici, Celal Güzelses'e ricada bulunarak Cuma salasını ve öğle ezanını okumasını ister. Ortaköy Cami imamının müsaadesiyle Celal Güzelses, salayı okur. Vapur kaptanı salayı dinleyince vapur kalkmaz, soranlara vapurun arızalı olduğunu, istim tutmadığını söyler .Sala ve ezanı kırk beş dakika dinlerler.
Bu arada vapura binmek istemeyen halk, salayı dinlemek için iskeleye toplanır. Binlerce insan bu salayı ve ezanı huşu içinde dinler ve ondan sonra vapur hareket eder.
Abdülhalik Ocak'ın bir radyo konuşmasından nakleden, Eşref ATAY:
Celal Güzelses plak yapmak için İstanbul'dayken edebiyatçı Osman Ocak'la karşılaşır. Osman Ocak ne yaptığını sorar Celal Bey: "Plağa bir gazel okumam lazım, söz arıyorum" der. Osman Ocak ayaküstü kendisine bir gazel sözü yazar ve Celal Bey o gazeli gidip plağa okur.
Abdülhalik Ocak'ın bir radyo konuşmasından nakleden Eşref Atay :
Celal Bey İstanbul'da iken arkadaşları onu bir kayık gezintisine çıkarır ve kendi aralarında nasıl etsek de Celal Bey'e bir gazel okutsak diye düşünürler. O anda içlerinden biri kendi sesince bir şeyler mırıldanmaya başlar. Buna dayanamayan Celal Bey hemen bir gazel patlatır ve çevredeki kayıklar tarafından, bu mükemmel sesi yakından dinlemek üzere etrafı çevrilir. Aralarından 'Nurol' Hafız "varol Hafız" sesleri yükselmeye başlar.

Eşref ATAY Celal GÜZELSES'le ilgili bir anısını şöyle anlattı: Bir gün arkadaşımla Ziya GÖKALP Müzesi'nin önünden geçerken ben Zeki Müren'in o dönem okuduğu "Yürü Dilber Yürü Saçın Sürünsün"isimli şarkısını hem okuyor hem de arkadaşımla yürüyorduk. Tesadüfen arkamızdan gelip geçmekte olan Celal bey'i arkadaşım görmüştü ve bana:" Devam kt, devam et, şarkıyı kesme." diye uyarıda bulundu. Ben de şarkıyı okumaya devam ettim. Yanımızdan geçerken sesim ilgisini çekmiş olmalıydı ki şöyle dönüp bana baktı ve şöyle dedi."Sen bu sesin ile bunları mı okuyorsun?" dedi ve yoluna devam etti. Ben o günden sonra Celal Bey'in repertuarının dışına çıkmamaya çalıştım. (25 Şubat 1997 Anma Gecesinden)
Şeref DEĞER, Celal GÜZELSES' le bir anısını şöyle anlattı: Ben sık sık Cemiyete giderdim ve bir hayli esprili kişiliğim vardı bu Celal Bey'in dikkatini çekmişti ki bir gün dönerek bana  :"  Oğlum  Şeref sen bir  gün  büyük bir  Keşmer  olacaksın,  dedi  (Keşmer:Günümüz Komedyeni, Şovmeni.) (25 Şubat 1997 Arana Gecesinden.)
Hüsnü İPEKÇİ ise bir anısını şöyle anlattı :" Celal GÜZELSES'in Diyarbakır Ulu Camii'deki Müezzinlik yaptığı yıllarda bir camii  çıkışında Müftü  Halil  Efendi  ile birlikte yürürken Celal Bey'in sedasını dinleyen biri olsa gerek Halil Efendi'ye yanaşarak o sesin sahibi kimdi acaba diye usulca sorar ( Müftü Halil Efendi Celal Bey'e nazaran oldukça iri yapılıydı ) Halil Efendi, Celal Bey'i göstererek işte buydu der, adam hayretler içinde; Yani o muazzam ses bundan mı çıkıyordu deyip Celal Bey'i tebrike başlar.(24 Şubat 1998 Anma Gecesinden. )
Eşref ATAY'ın 2 Şubat 1997 de yapılan Celal GÜZELSES' i Anma Gecesi konuş­masından. Celal GÜZELSES'in İstanbul'da plağa gazel okuyacağı güne Hamiyet YÜCESES ve Safiye AYLA' gazel okumak için denk gelmişlerdi. Stüdyoda ilk sıranın Celal GÜZELSES'e verilmesine de gizli bir tepki göstermişlerdi .Yani "Diyarbakır' dan da gazel okuyan çıkar mı?" dercesine onu dinlemeye koyulmuşlardı. Klarnetçi Şükrü TUNAR' la kısa bir meşkin ardından kayda başlayan Celal GÜZELSES "Aldı Zihri Tiğ'ine " gazelini o gün olağanüstü bir şekilde okur. Stüdyo çıkışı hayretler içinde kalan Hamiyet YÜCESES ve Safiye AYLA Celal Bey'i o mükemmel gazeli okumasından dolayı defalarca tebrik ederler. İş tekliflerinde bulunurlar ama Celal Bey bu teklifleri reddeder.   Celal Bey'i, aynı sanatçılar ondan sonra tüm istanbul'a geliş gidişlerinde tren garından karşılayıp yine gardan yolcularlar.

FOTOĞRAFLARDA GÜZELSES




Ayaktakiler soldan sağa : Aziz Gül, Selahattin Mazlumoğlu, Remzi Çoban Hayik Aşçı, Oturanlar : Özel idareden bir memur ve Celal Güzelses

1940'lı yıllar. Diyarbekir Musiki Cemiyeti. Oturanlar soldan sağa: Garabet Bube Menekşe (darbuka),
Edip Gülmeriç (klarnet) berber Hasan (kanun), Celal Güzelses (tef), Urfalı Mustafa (cümbüş) Ayaktakiler soldan sağa : Hayik Aşçı (keman), Selahattin Mazlumoğlu (keman), Aziz Gül (keman)

ŞARK. BÜLBÜLÜ



Gençlik Yılları



 

Soldağ sağa oturanlar 2: Celal Güzelses, Zekai Arman Abdulhalik Ocak, Ayakta ortada Edip Gürmeriç

Baraj/Ankara 21 Nisan 1956
Soldan 2. Celal Güzelses, Hüsnü İpekçi (Kemancı) Türkü Söyleyen Yusup Tapan

MERHUMUN CEMİYET ARKADAŞLARI



1951 Diyarbakır Yıldız Kulübü Keman : Selahattin MAZLUMOGLU Cümbüş : Tarık ÇIKINTAŞ, Keman Hüsnü İPEKÇİ


 


Naci BALIKÇI Kanun arkasında Eşref AT AY Hüsnü İPEKÇİ (Keman) Okuyan : Yusuf TAPAN Cümbüş : Hayk AŞÇIYAN Tef: Eyüp GEZER



Hayk Aşçıyan (Cümbüş), Hüsnü İpekçi (Keman) Eşref Atay (Solist)

 

e-maille gelen bir katkı

13/05/2008 
Merhaba Halk Şiiri Dostlarım
ivaslı ve Ankara'da bir kurumda Harita Teknikeri
olarak çalışan THM Sanatçısı Dostum  Değerli Hüseyin Karakoç
( www.huseyinkarakoc.com)
 
Halk Şiirlerimden 2 tanesine türkü formunda beste yapmıştır.
Ağağıdaki linklerden  mp3 olarak çekilebilir, dağıtılabilir.
Sitenizde yayınlayabilirsiniz.
Daha profesyonel çekim yapıldığında  mp3 ler güncellenecektir.
En iyi dileklerimle
ALi Rıza Malkoç
www.arm.web.tr
1.) nitelikli sevda mp3
http://www.antoloji.com/siir/multimedya/redir.asp?multi=82291
2.) vasiyetten vaziyete   mp3
http://www.antoloji.com/siir/multimedya/redir.asp?multi=82292
Nitelikli Sevda 
Şu garip dünyaya ayak basalı 
Dikenli dikenli, "ikramlar" gördüm 
Kimisi kanunsuz, kimi yasalı 
Çaresi düğümlü, ne "gamlar" gördüm 
Görüntü aldatır, "adam" sanılır 
Bastığı asfaltta, toz kıskanılır 
Kişi o ki, fikri ile anılır 
İçerden çürümüş, ne "hamlar" gördüm 
Işığı depolar, sunar bizlere 
Âşk ile yol sürer, kör dehlizlere 
Yüz sürülür işte, böyle izlere 
Eriyip ışıtan, ne "mumlar" gördüm 
Özlenmez mi, kimsesizler kimsesi? 
Bir kulak ver, belki duyulur sesi 
Kirlendi bak, insanlığın nefesi 
Altından kancada, ne "yemler" gördüm 
Bol keseden dağıt, vaat ve kâğıt 
Çıkmamış canlara, olur mu ağıt? 
Yıllar var fikir tok(!) , aşımız öğüt 
Tedavülde geçmez, ne "zamlar" gördüm 
Bir alana, bir bedava dediler 
İşe yaramadı, yedi kediler 
Geçide kapalı, dedikodular 
Derecede eksi, ne "namlar" gördüm 
Bir ile çoşanlar, Bir'e koşanlar! 
Birlikte engeli, bir bir aşanlar! 
Havuzda eriyip, göğe taşanlar! 
Dumansız ateşsiz, ne "cemler" gördüm 
Nitelikli sevda, tanır mı sınır? 
Sevgiye çıkmayan yollar aşınır 
Güneş batsa, buz gönülde ısınır 
Susuz topraklarda, ne "çimler" gördüm 
Ali Rıza Malkoç 21/04/2008 Bursa 
Ali Rıza Malkoç
www.arm.web.tr
Vaziyetten Vasiyete 
Tanıyasın Yaradan'ı her daim 
Üzerine farzdır, "boşlama" oğul! 
Halk içinde hizmetkâr ol canlara 
Tek kişilik hayat "düşleme" oğul! 
Kanmayasın, şu dünyanın süsüne 
Cazip görüntüsü, gümbürtüsüne 
Mevlâm güç versin de haktan sesine 
Dik duruşu asla "esleme" oğul! 
Dilin sivri olsa, sakın batmasın 
Gönlün hüzün dolsa, sakın yatmasın 
Haramı helale asla katmasın 
Vücutta habis ur "besleme" oğul! 
Arı oğul verir, kendi cinsinden 
İnsan tüter, haberi yok isinden 
Sen örnek ol, iz sürülsün peşinden 
Sağlam dala koruk "aşlama" oğul! 
Kimi pulda yüzer, kimisi çulsuz 
Azgın yoldan çıkmış, garibim yolsuz 
Erenler deryayı geçiyor salsız 
Hakiri, sakın ha, "fişleme" oğul! 
Cemiyet insanı, hizmette önde 
Toptan tamirat var, boş durma sen de 
Yiğit belli olur, en kara günde 
Sür atını coşsun, "çüşleme" oğul! 
Uyurken bir gözün açıkta olsun 
Dikkatin, akıldan kaçıkta olsun 
Merhametin, sevgin, kucakta olsun 
Şefkat sarayını, "paslama" oğul! 
Aldatanlar, aldanmıştır bilesin 
Kurtuluş bekleyen, hayır dilesin 
Yüce hakikate, sen silsilesin 
Kirli duvarlara, "toslama" oğul! 
Bu topraklar, takas edildi canla 
Yüzbinler yürüdü, Ukba'ya şanla 
İnsanlık nişanlı, nefsi aşanla 
Fikrini yabana "yaslama" oğul! 
Vefa denen duygu, olmalı diri 
Unutmayan kalpler, saklamaz kiri 
Ruh yoksa birlikte, besbelli sürü 
Faydasız binayı "süsleme" oğul! 
İnsaf elden uçtu, dipsiz kuyuda 
Olsun rağbet, yıkıp-döken ayıda 
Güller açmış bize, karşı kıyıda 
Kömürü elmasla "eşleme" oğul! 
Her sâlâ duydukça, benim sanırım 
Sesteki mânâyı, iyi tanırım 
Kötü mirasımla, çok utanırım 
Üç olan hatamı, "beşleme" oğul! 
Ali Rıza Malkoç 27/04/2008 Bursa 
Ukba: Ahiret 
Koruk: Ham, olgunlaşmamış, kısır 
Hakir: Hor görülen, aşağılanan 
Habis: Kötü, zararlı, pis 
Silsile: Birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra 
Ali Rıza Malkoç
www.arm.web.tr

 

Kırklardağının düzü
Ziyaret çarptı bizi

Diyarbakır yakınlarında bulunan Kırklar Dağı civarındaki bir köyde Süryani bir aile yaşarmış. Bu aile, aile olalı yıllar olmasına rağmen çocukları olmamış. Ne yola başvurmuşlarsa kolları, kanatları kırılmış, hayalleri suya düşmüş, ümitleri kırılmış. Müslüman bir ailenin tavsiyesi ile Kırklar Dağı’nın arkasındaki Kırklar Ziyaretine gitmeye karar vermişler. Varıp ziyarete adaklar adamışlar, dilek tutmuşlar... Bir süre sonra nur topu gibi bir kız çocukları doğmuş, Suzan adını vermişler. Bundan sonraki her yıl, Kırklar Ziyaretini ihmal etmemiş, kurban kesmeye devam etmişler.

Hanım kızımız büyümüş, serpilmiş, hurilere taş çıkartaracak bir güzelliğe ulaşmış. Bizim Adil oğlan da yakışıklı mı yakışıklı, suyu sıktı mı taş edecek kuvvete sahip bir delikanlı imiş. Eee boyu boyuna, huyu huyuna derler ya, Suzan kıza vurulmuş. O zamanlar platonik aşk icat edilmediğinden, kız da karşılık vermiş, iki gönül bir olmuş, samanlık seyran olmuş. Günler ayları, aylar yılları kovalamış. Suzan kızın doğum günü yaklaşmış. Olacak ya! Suzan kızın annesi de hastalıktan yatağa düşmüş. Adağı yerine getirmek için hizmetçileri göndermiş Suzan kızla beraber Kırklar Dağı’na. Adil Beyi’miz yerinde durur mu? O da peşlerinden gitmiş. Hizmetçiler dua ile, adak ile uğraşırken; iki kor yürek sıyrılmış aradan. Bir tenhada can cananı bulmuş, iki can bir olmuş. Tenler tanışmış, dudaklar kaynaşmış, bedenler vurulmuş...

Bu olaydan dolayı, ziyaret çarpmış derler ki; Suzan kız, amansız bir hastalığa yakalanmış. Ne hekimler çare bulmuş, ne alimler isim koymuş bu derde. Akıl başından uçmuş, Adil Beyim de dahil, kimseyi tanıyamaz hale gelmiş. Dicle’nin kenarından kapılıvermiş sulara. Adil Beyi’mizin de ne aklı, ne de yüreği kaldıramamış bu ayrılığa. Suzan’ına kavuşmak için o da bırakmış kendini Dicle’ye...

İşte bu efsanenin geçtiği söylenen Kırklar Dağı’nı görmekteyiz fotoğrafta. Bir de işin ilginç tarafı, bu dağı görmeye gelen yerli, yabancı turistlerin "Hani Dağ nerede? Ben dağ göremiyorum" soruları ve sitemleri vardır. "Paşam, ciğerim; şu anda Kırklar Dağı’nın tepesindeyiz" denildiğinde ise burun kıvırarak, "Yav ma böyle dağ mı olur? Çok alçak değil mi?" feryatlarýna tepkisiz, dudakların yatay eksendeki uzunluğunu artırarak, diş göstermeden sıcak bir gülümsemeyle geçiştiririz. "Oluyor işte!"
.www.bydgi.com

 

 

 

 

 

 

DİYARBAKIR TÜRKÜLERİ
Suphi MARTAĞAN *
Şevket Beysanoğluna 70.yaş armağanı.San matb.Ank.1991.S.361
Diyarbakır'da musiki faaliyetlerini mevcut kaynaklara dayanarak Emevîler devrine kadar götürebiliyoruz. Bu sahanın en bariz vasfı olan şiir ve musiki birbirini kucaklamış iki sanat kaynağının birleşen tek ifa­desi olarak görünmektedir. Bir yandan klâsik musiki bütün asırlar bo­yunca ilerlerken, diğer yandan halk türküleri de kendi sahası içinde de­vam imkânını sağlamaktadır. Fakat halk türküleri üzerinde bilimsel bir görüşle durduğumuz zaman birçok zorluklarla karşılaşıyoruz. Diyarba­kır'ın her sanat dalına ait eserleri yanında maalesef bu da kaybolmağa yüz tutmakta veya kütüphanelerin tozlu rafları, zihinlerin inkıtaa uğ­rayan çerçevesinde ebediyetlere yönelmektedir.
Bu alanda ciddi ve bilimsel bir esere maalesef rastlamıyoruz. Yalnız geçen asırların bazı salname, seyehatnâme, müntehabat kitaplarında birtakım kayıtlara rastlanılıyor ise de ciddiyeti şüpheli bir durum taşı­dığından ona sahih kaynak nazarıyla bakılamamaktadır. Bazı eserlerde şarkı, bazılarında ise türkü adı ile zikrolunmaktadır.
Şarkılar folklor alanı dışında kalan eserlerdir. Şair veya bestekârı bilinmemekle beraber gerek güfte ve gerekse bestelerinin özelliği bunla­rın ekseriyetini klâsik sahaya sokuyor. Türkü vasfından ziyade şarkı hattâ dinî musiki ile ladinî musiki arasında bir karakter taşımaktadır­lar. Dede Efendi, Mustafa Çavuş, Dellalzade, Seyyid Nuh ve Şakir Ağa' mn mahallîleşme cereyanına uyarak meydana getirdikleri şarkılarla bunlar arasında genel bir benzeme sezilmektedir. Folklor ise doğrudan doğruya halkın ifadesini, söyleyişini aynen veren, halkın malı olan eser­lerdir. Her ne kadar bunların bestekârları meçhul ise de eserlerin gene] karakterleri onların folklor malı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Eserlerde zikrolunan şarkıların tamamen Diyarbakır'a ait olduğunu söylemek de zordur. Komşu illerde - Elazığ, Urfa - söylenilen şarkı ve türkülerin karakterini taşıyanlar da vardır. Bunlardan, hangisinin Diyar bakır'a ait olduğunun incelenmesi, kaynaklarının araştırılması zorunlu­dur. Bu havalinin karakterini taşıyan «Bir dalda iki elma» türküsü İs­tanbul'a mal olmuştur.
*)  Emekli Edebiyat Öğretmeni,  şair,  ya.zar. Not : Bu araştırma 1952 yılında yapılmıştır.


Bu kısa izahattan sonra Diyarbakır'da söylenen şarkı - türkülerin genel durumu üzerinde biraz durmak istiyoruz :

  1. Şarkı türkü arasında yer alan, mahallîleşme akımının özellik­lerini taşıyanlar.
  2. Doğrudan doğruya folklor malı olan türküler.
  3. Folklor malı olmakla beraber ikinciden melodi ve güfte karak teri bakımından farklı olup civar köylerde Kürtçe söylendiği halde şe­hirde adaptasyona uğrayan türküler.

Bunların tahliline geçmeden önce Diyarbakır'da musiki faaliyetle­rinden bahsetmek istiyoruz. Bu memlekette musiki ile uğraşan üç zümre vardı :
1. Tekke, 2. Halk, 3. Ermeniler.
Tekke doğrudan doğruya dinî musiki üzerinde durmuş, o yolda eser­ler meydana getirmiştir. Bu hususta Ali Emîrî merhumun Tezkiresinde, Mîr Ali Çelebi Müntehabat'ında, Hammer'in Osmanlı Şairleri tezkiresin­de bazı kayıtlar mevcuttur. Bu tür eserler bilhassa Kadirî, Nakşibendi ve Rufaî tarikatı mensupları arasında geniş ölçüde yayılmıştır. Bunlar­dan bazılarının bestekrâları ve şairleri Diyarbakırlı, bazılarının da sair şair bestekârlardır. Bilhassa Yunus Eimre, Pir Sultan Abdal, Ziya Paşa, Nabi, Diyarbakırlı Sami, Alaeddin, İskender Paşa zade Ahmed Paşa v.s. gibi şairlerin dinî sahadaki şiirlerinin besteleri bu arada zikrolunabilir.
Halk son zamanlara kadar genellikle dinî musiki ile mahallî musiki eserleri üzerinde durmuş, onları terennüm etmiştir. Zamanın meclisle­rinde daima bu eserler bestelenmiş ve okunmuştur. Meclislerin bir kıs­mında Türkçe dinî musiki, bir kısmında da Kürtçe musiki icra olun­muştur. Bu sahada fikirlerine müracaat ettiğimiz rahmetli Hasta Said, Ahmike, öğretmen Sadık Özbek görüşümüzü teyid eder bilgiler vermiş­lerdir.
Ladini musiki ile doğrudan doğruya Ermeniler meşgul olmuşlardır. Son zamanlara kadar musiki faaliyetini «çalgıcı» adı ile Ermeni vatan-daşlarm turupları devam ettirmişlerdir. Türkü, koşma, mani v.s. gibi folklor malı olan musiki onların repertuvarmda yer almakta idi. Divan, gazel, hoyrat daha çok dinî musiki alanında, yer almış, sonraları beliren mahallîleşme akımı sonucunda yukarda belirttiğimiz durumu kazanmış tır.
Diyarbakır'da musiki faaliyeti genellikle ve bilhassa düğünlerde Ermeniler tarafından icra olunmuştur. Musiki faaliyeti kadınlarda ayrı,


3erkeklerde ayrı <olarak göze çarpmaktadır. Kadınların repertuvarmda yer alan türkülerin melodi güfteleriyle erkeklerin icra ettikleri türküler ara sında tamamen ayrı bir melodi farkı vardır. Şunu da hemen ilave etmek lâzımdır ki bu sahada gerek makamların fazlalığı ve gerekse türkülerin bolluğu, günün saatma göre makam, usul ve türkü ayırma lüzumu ken diliğinden hasıl olmuştur. Bu durum dinî musikide ve ayni zamanla ca­mide ezan okumada da kendini göstermektedir.
Yukarda ladinî musiki ile sadece    Ermenilerin uğraştığına değin­miştik. Bu hal 1908 meşrutiyetine kadar devam    etmiş, daha sonraları Müslüman halk arasından da  bu gruplara katılanlar  olmuştur. Meşru­tiyetten sonra hemen her evde hiç olmazsa bir def, bir dümbelek  (dar buka) yer almış, yaz günleri Dicle Nehri kıyılarında meydana gelen bos tan âlemlerinde o eğlencenin başlıca esasını teşkil etmiştir.
Diyarbakır'da musiki son zamanlara kadar sadece darbuka ile icra olunurdu. Saz, cur'a, bağlama v.s. gibi aletler buralarda kullanılmamış­tır. Yalnız hariçten gelen saz şairleri beraberinde saz getirmişler, fakat burada bunların yayılmasına yardım edememişlerdir. Tekkelerde daha ziyade arabana, kudüm ve zil kullanılmıştır. Köylerde gezen dervişler beraberlerinde sadece arabana taşımışlar, dinî musikiyi Türkçe ve Kürt­çe olarak icra etmişlerdir. Yalnız 19. yüzyıl ortalarına kadar Diyarba­kır'da sürekli olarak dinî ayınlarını icra eden Mevleviler, tekkelerinde, Kadiri, Nakşibendi, Rufai, Gülşeniye tarikatı mensuplarından ayrı ola-rak ney, nekkare, sine, tanbur ve rubab kullanmışlardır.
Ladinî musiki alanındaki aletlere gelince : bunu da iki şekilde mü­talaa etmek lâzımdır. Klasik musiki bestekârlarının eserleri örnek alı­narak mahallîleşme akımı sonucu şarkı tarzında bestelenen eserler 1908'e kadar ud, nadiren keman, ondan sonra ud, keman ve kanun eş­liğinde icra edilirdi. Folklor malı olan türküler de aynı aletleıin eşliğin­de söylenmiştir. Bundan ayrı olarak kaval da bu alanda önemli rol oy­namıştır. Bazan kavalı çalan şarkıyı ayrı olarak okuyup saz kısmını kavalla geçmiş, bazan da kavalının yanında hanende yer alarak musiki sahasındaki eserler icra olunmuştur. Yalnız bazı Türkmen (Kızılbaş) köylerinde bağlamaya tesadüf edilmiştir. Bunun ya dışardan gelme, ya­hut yavaş yavaş kaybolan saz şairi ve âşıkların bir kalıntısı olması hu­susu hatıra gelmektedir. Bağlamaya halk arasında «tanbura» denilmekte ve buralarda ud, kemandan daha fazla ilgi görmektedir.
Musiki bakımından Diyarbakır  çok zengin olmakla beraber maale sef esaslı bir araştırma ve inceleme konusu olmamıştır. Kaynak kişiler de ebediyete göçtüklerinden bu alandaki çalışmalar daha da zorlaşmıştır.


Son zamanlarda Kürtçe türkülerin adaptasyona uğrayıp uydurma adlarla Diyarbakır'a mal edilmek istenildiği de görülmektedir. Bu sebep­lerle bir bilim kurulunun, ya da bir musiki cemiyetinin oluşturulmasını zorunlu görmekteyiz.
Türkülerin karakteri üzerinde durabilmek için Diyarbakır'da musiki faaliyetleri yanında sosyal hayata ve onun sanat tezahürlerine de göz atmak icap eder. Çünkü sanat, sosyal hayatın yaşama duygusunda yer alan manevi değerlerin haz, heyecan ve ülkü kaynağıdır. Bu kaynak ifa­desini cemiyet hayatının yaşama keyfiyetinden alır. Diyarbakır tarihsel bir dayanağın kültür faaliyeti çerçevesinde gelişmiş, gerek Ortaçağ ve gerekse yeni ve yakın çağlarda ileri kültür sahası halinde sosyal hayat sahnesinde yer almıştır. Bilim ve sanat hayatının en değerli şahsiyet­lerini yetiştirmiş, zamamn ileri kültür müesseselerinden biri durumuna gelmiştir. Halk daima kültürle, sanatla, yakından alakadar olmuş, ken­di hayatındaki sanat görüş, duyuş ve inanışı kültür kaynağından yük­selen klâsik sanatın mecrasına bırakarak onun formasyonu ile ruhî ha­yatın müşterek malı haline gelmiştir.
XVII. yüzyıla kadar klâsik kültür ve sanat sahasında ayrı özellik­lerle devam eden aydın ve halk hayatı bu yüzyılda ileri fikir ve ham­lelerle birleşmiş, ayni sistem içinde sosyal bayatın manevî değerlerini müşterek bir ifade içinde oortaya koymuştur. Bu yüzyıllarda kültür faali­yetinin bir hayli ileri olduğunu o devrin tarih, tezkire ve bu ili gören seyyahların seyahatnamelerinden öğreniyoruz. Yalnız XVII. yüzyıl sonu ve XVIII. yüzyıl başlarında Diyarbakır'da yetmişi aşkın divan şairi, otu­za varan bilgin ve elliyi aşan bestekâr hanendenin bulunduğunu düşünür­sek bu ilimiz için kültür sahasımn genişliğini ispat ve halkının ekserisi­nin aydın kişiler olduğunu ortaya koymuş oluruz.
XVII. yüzyıldan itibaren başlayan mahallîleşme akımı XVIII. ve XIX. yüzyıllarda kemalini bulmuş, yaşamlan hayat müşterek sanat için­de ifade edilmiştir. Bu yüzyıllarda halkla aydın zümre arasında genel bir kaynaşma başlamış, biribirilerinin sanat ve sanatkârlarım takdir, hattâ bu yolda eserler meydana getirmişlerdir (1). Kuvvetli bir divan şairi olan İskender Paşazade Ahmet Paşa, Raif ve Hami ile Şaban Kâmi'-nin türkü tarzında şiirler kaleme almaları, gazel, kaside ve şarkılarında mahallî deyimler kullanmaları, onların sanat ve yaşayış hayatında ma­hallîleşme akımına uyduklarını göstermektedir.
Diyarbakır'da haftanın belirli günlerinde evlerde toplanılarak musl ki alemleri yapıldığım, bu alemlere dönemin tanınmış şair bestekârları­mı  Bakınız   : Fuad Köprülü,  Millî Tetbular Mecmuası, Sayı:  I - II.


nm da katıldığım, hattâ halk sanatkârlarının da bu toplantılara iştirak ettiklerini bazı kaynaklardan öğreniyoruz. Bu hususta rahmetli Ali Emîrî Efendi tezkiresinde bir musiki meclisini anlatmakta ve geniş bilgiler vermektedir. Bundan başka XVIII. yüzyıl şairlerinden Diyarbakırlı Ah-med Raif Efendi şehrengizinde, Diyarbakır'da sosyal hayat, sanat faali­yetleri, musiki ve şiir alanında ünsalmış şair, bestekâr, hanende ve sa zendelerden söz etmekte, örnekler vermekte, yapılan musiki alemlerini, toplantıları geniş bir şekilde anlatmaktadır (2). Sosyal hayatta oluşan ahenk ve dayamşma iki zümreyi başka bir ifade ile halk ve aydınları, sanatkârları birleştirmiş ve bunun sonucu olarah klâsik musiki beste­kârlarının halk türküleri tarzında şarkılar bestelemesini meydana getir mistir. Ayni zamanda halkın malı olan ve folklor değeri taşıyan türkü ler yaygınlaşmış ve artmıştır. Bugün elimizde mevcut bulunan birkaç ağır şarkı bu dönemin ürünü olduğu —melodi ve güftelerinin karakteri ile— kanaatini ortaya koymaktadır. Bu şarkılarda genellikle üç belirgin özellik göze çarpmaktadır :

  1. Dinî musikideki bazı ilâhi, kaside ve tevşîhlerde olduğu gibi aeıı ve usulsüzlüğe kaçması,
  2. Melodisinde bazen klâsik, bazen halk tarzı ifade taşımaları.
  3. Sözlerinin ladini, âşıkane bir eda taşıması.

Bunların bestekârları maalesef bilinmemektedir. Bu bakımdan yan-llış olarak «türkü» adı ile folklor malı sayılmaktadır. Bunların türkü ile hiçbir alakaları yoktur. Güfteleri tamamen divan şairlerinindir. Sarkıla1' ağır ve bazen usule uymakta, bazen de uymamaktadır. Kanaatimizce miyan kısmı hariç, başlangıç ve nakarat usule uymaktadır. Fakat za­manla tahrifata uğramaktan usulde aksaklıklar göstermiş ve bu suretle usulsüz duruma girmişlerdir. Mesela,
«Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mahım»
mısraı ile başlayan Uşşak şarkı Diyarbakır'da bazen usulsüz, bazen de katakofti veya devri hindi usulüyle ağırca söylenmektedir. Bunun da miyanı kesik dizisine doğru geçki yapmakta, sonra tekrar uşşak dizi­sine dönerek uşşakta karar kılmaktadır.
«Vardım yarın bahçesine bir nar aldım yemeye»
mısraı ile başlayan saba makamındaki şarkı da esasında aksak usulü ile söylenmektedir. Ağır bir tempo ile devam ediyor. Bu bakımdan bes­te karakteri gösteren şarkının usulen aksak değil ağır düyek olması lâzımdır.
(2) Ahmed Raif,  Şehrengiz, yazma olup özel kütüphan emdedir.


Ayni şarkıyı merhum Hasta Said devri kebir usulü ile söylüyordu. Gerek devri kebir ve gerekse ağır düz ile beste tarzı usullerinden olması hasebiyle ikisi de ayni yolda birleşiyor ve kanaatimizi teyid ediyorlar.
«Neylerem köşkü sarayı çöl neyime yetmez» müstear şarkıda ise eda bakımından biraz dinî musikiyi andırmaktadır Bilhassa «aman aman» ilave nakaratlar bu meali ortaya koymaktadır. Curcuna usulünden olan bu şarkının yukardaki şarkılara nazaran daha yeni olması ihtimali kuvvetle mümkündür. Çünkü musikimize!0 beste, semai tarzı XVIII. yüzyılın son yarısından sonra yerini hemen hemen şarkıya bırakmıştır.
Bu bakımdan Diyarbakır musiki meclislerinde de bunlardan ayrı olarak ağır şarkılar okunmamakta, onun yerine divan v.s. okunmakta­dır.
Yine curcuna usulü ve hicaz makamında bestelenen
«Esti baharın nesimi
Ne hoş edadır kesimi» şarkısı Selanikli Ahmed Bey'in, «İndim gittim Diyarbekir düşüne» mıs­ralı hicaz curcuna şarkısı ile melodiler arasında benzemeler vardır. Ayni şekilde,
«Evlerinin kapısı demir değil mi?»
mısralı curcuna uşşak makamında olan şarkı ile Şevki Bey'in «Esir-i zülfünüm ey yüzü mahım» mısralı ayni makam ve aynı usuldeki şarkılar arasında benzeme vardır.
Bütün bunlardan çıkardığım anlam, yukarda zikrettiğimiz şarkılar klâsik saha ürünleri ile halk arasında mahallîleşmiş eserlerdir. Beste­kârları saz şairleri değil, klâsik musiki ustalarıdır. Fakat maalesef bu­günkü vesikalarla bunların hangi bestekâra ait olduğunu bilmiyoruz. Yalnız XVIII., XIX. yüzyıllara ait olup Diyarbakırlı bestekârların malı olduğu yukardaki izahlarımızla anlaşılmaktadır.
Diyarbakır türkülerinde melodi bakımından mahallîleşme cereyanı karakteri gösterirken güfte bakımından divan özelliği gösterenler yanın­da bir de güfte itibariyle halk şiirleri özelliği taşıyanlar vardır. Bunla­rın folklor malı oldukları su götürmez bir gerçektir. Bunların hece vez-niyle yazılmış, bazen tam, bazen asonance kafiyeli oluşları, onların hal­kın ürünleri olduğunu ortaya koymaktadır. Bundan başka yedi heceli olup mani edası vermeleri de folklor sahasına girmelerini gerektirmek­tedir. Bu türkülerin en belirgin özellikleri, melodilerindeki bütünlüktür. Çoğunlukla «Hüseyni» ve «Uşşak» makamına bağlanan bu türküler, di­zelerinde bir inhiraf, bir noksanlık göstermemektedirler. Yalnız makarat-larmın muntazam oluşu, hattâ bazılarında çifte melodili nakarat bulun-


mâsı, ayni zamanda melodilerindeki yaygınlık, diklik ve usuller, bu tür­külerin de yukarda işaret ettiğimiz türküler gibi klâsik musiki tesirleri taşıdıklarını ortaya koymaktadır. Yalnız bunların ekserisi curcuna, bir kısmı da sofyan ve evfer usullerinde bestelenmişlerdir. Bunlardaki önemli karakterlerden biri de güftelerinin mahallî renklere, düşünce ve ifade­lere uymalarıdır. Klâsik Türk musikisinde, bilhassa XVIII. yüzyılda ma­hallî hayatın ifadesini bulduğumuzu, bestekârların halk melodilerini ör­nek alarak eserler meydana getirmekle yetinmediklerini, ayni zamanda halk sanatkârlarına da yöneldiklerini, onları takdir ettiklerini o döneme ait belgelere dayanarak söyleyebiliriz. Evliye Çelebi, Seyahatnâme'sinde 4. Murad'm Diyarbakır ağzı ile yazılan şiirleri dinlediğini; yine Enderun Tarihi ve Sicilli OsmanîJdeıı Osmanlı  saraylarında Diyarbakırlı şair ve hanendelerin önemli yer aldıklarını, hattâ bunlardan bazılarının «müez­zin Başı »lığa kadar yükseldiğini, musiki meclislerinde eserlerinin okun­duğunu, bizzat kendilerinin okuduğunu; musiki meclislerine bazen padi­şahın katılıp bu bestekârların eserlerinden okuduğunu, bazen de bunların baş hanendelik ettiklerini öğrenmekteyiz. Bu arada Seyyid Nuh, Sabri, Şakir, Halil, Çakerî Müezzin Başı İbrahim gibi Diyarbakırlı hanende ve bestekârları zikrediyorlar (3). Bu devrin sanatkârları ayni zamanda halk tarzı yazılan  şiirleri de bestelemekten  geri durmuyorlardı. Dede Efen di'nin rast makamında olan «Karlı dağı aştım geldim» gibi, Seyyid Nuh'un kütüphanemizde mahfuz olan el yazma haparsum notası ile tesbit edil­miş şarkı notalarının arasında bu türlü eserlere rastlanmaktadır. Hüsey­ni makamında olan
«Su içemem destiden Sensm beni mest eden Akıbeti hayrola (hayrdlsun) Seni bana dost eden»
kıt'asıyla başlayan curcuna şarkı ve
«Yüksek minarede ^kandiller yanar Kandilin üstüne bülbüller konar»
şarkısı ayni karakteri göstermektedir. Birinci şarkının nakaratı diğer­lerinden ayrı olarak çift melodilidir. Yine Diyarbakır'ın musiki karak­terlerini gösterniekle beraber bazı tadilat yapılıp başka güfrelerle diğer vilayetlere mal olan
(3)  Bunların hayat ve besteleri için ayrıca (bakınız  :  Şevket Beysanoğlu,   Dijyarba kır'in, Klâsik Türk Musikisindeki Yeri, Ziya Gökalp dergisi, sayı: 4r9; s.  37. vtd

«Ay doğdu batmadımt Humar göz yatmadırm» şarkısı Diyarbakır'da
«Evlerinin direği Kardan beyaz bileği»
i
güftesi de Diyarbakır'a has curcuna usulü ile söylenmektedir. Bütün bu izahattan çıkan netice, mahallîleşme cereyanı ile meydana geldiğini or­taya koymaya çalıştığımız eserlerin doğrudan doğruya Diyarbakırlı klâ­sik Türk musikisi bestekârlarının besteleri olduğudur. Bunlardan bir kıs­mının daha eski devirlere ait olmaları sebebiyle aşınmaya maruz kal­dığım, bir kısmının ise bütün özelliklerini koruduklarını; melodilerinde halk ve klâsik melodi karışığının bulunduğunu ve Diyarbakır türküleri değil. Diyarbakır şarkıları olacağı, binaenaleyh bunların folklor malı olmayacaklarıdır.
Diyarbakır musiki sahasında yüzden çok şahsiyet yetiştirmiştir. Bugün de bu dalda kıymetli elemanları vardır. Onların da bu konuda bize yardım etmelerini beklemek en tabii hakkımızdır.
Diyarbakır'da musiki meclislerinden söz etmiştik. Bu meclislerde söylenen şarkılar, türküler bir nizama tabidir. Diyebiliriz ki bu nizam hemen.hemen bu havaliye özgü bir şeydir. Lalettayin eserler, gelişi güzel bir icra burada yoktur. Tam anlamıyla bir ahenk içinde, bir sıra dahi­linde devam eden musiki, fasıllar, bir divan musikisi vasfını verir. Klâ­sik Türk müziği ile yakından ilgilenenler pek âlâ bilirler ki bu sahadaki eserler makamlara, makamlar da fasıllara bağlıdır. İcra bu sırayı takip etmek durumundadır. Karma müzik hiçbir zaman mevcut değildir. İc raya başlayanlar önce bir peşrev, sonra beste - semai ağır şarkılar, şar­kılar - curcunalar, semai ve saz semaileri ile fasıllara son verirler. Fası i değişiminde ise bir musiki aletiyle solo olarak başlayan taksimlerde ma­kam üçkilerinden geçerek diğer bir makamda karar kılınır ve bu ma­kamdan olan eserler yine yukardaki sıraya uyularak fasıllara devam edilir. Meydan fasıllarında zamana bağlanmadan birkaç fasıl birden icra olunur. Bu suretle ilk makamla başlayan icra heyeti o makamın saz se­maisini çalmadan diğer makamlara, eser tekrar ayni makama geçki ya­pılarak o faslın saz semasiyle nihayete erilir. Bazen buna uyulmaz. Son olarak hangi makamda eserler icra olunuyorsa o faslın saz semaisi ça­lınır.
Diyarbakır'da musiki meclislerinde de ayni sıraya uyulmaktadır. Fakat buradaki sıra doğrudan doğruya eserlerin mahallî oluşları ve sıralarında bu oluşlara uyması hali mevcuttur. İcraya başlayanlar önce bir divan peşrevi geçerler. Bu peşrev kimin tarafından bestelendiği bi-


liıımeyen bir peşrevdir. Hüseyni dizisine giren peşrev zamanla tahrifata uğradığı kanaati sabit görülmektedir. Matbu peşrevlerin hepsi I, II; III, ve IV hane bir de teslim olmak üzere beş kısımdan ibaret olduğu halde, Diyarbakır'ın divan peşrevi sadece bir hane ve çifte melodi bir teslim­den ibarettir. Yalnız teslim de hanenin içinde icra olunmaktadır. Grerek başlangıç, gerek ilerleyiş, geçişler, diziler ve teslimlerdeki melodinin ol­gunluğu ele alınacak olursa bunun kuvvetli bir bestekâr tarafından bes­telendiği, fakat çok eski olması hasebiyle uzun zamanların aşındırmala­rına uğradığı anlaşılmaktadır. Her peşrevde olduğu, gibi dü usulünde olan bu peşrev, bu havalide bol ahenkli eserlerin başında gelmektedir. Peşrevden sonra ayni dizisinde usulsüz olarak solo halinde' divan okun­maktadır. Makamlar ve bunlara ait uzun hava gazellerden sonra bir di­van şarkısı okunmaktadır. Bu da genellikle
«Odasına vardım kahve pişirir Kınalı parmaklar fincan döşürür O yarın bakısı aklım şaşırır Söyleyin ahpaplar nasıl edeyim Nazlı yardan ayrılmışam kime gideyim»
Sarkışıdır. Divan şarkısından sonra uşşak makamında ağır şarkılarla fasıl devam eder. Şarkılar arasında ara sazları daima mevcuttur. Bü ara şazları bugün de radyoda dinlediğimiz bazı uşşak ara sazlarının ayni, bazen de şarkıların nakaratlarıdır. Diyarbakır şarkılârindabir özellik de ara şazların bazen kendine has sazlar olmsıdır. Meselâ divan Okunur­ken divanın ara sazı sadece divana hastır. îbrahîmî okunurken de Vara sazlar buna hastır. Bazen de çoğunlukla curcuna şarkılarda şarkıların nekaratlari o şarkının ara sazı olarak kullanılmaktadır. Şarkılar arasın­da önce kendine has ara sazı çalınarak hoyrat okunur. Buda usulsüz olup uzun hava tabir edilen daha ziyade dinî musikinin nağmelerle 'la­dini.'bir durum alan musiki eserleridir. Bunda asıl okunuş tarzı daha çok Diyarbakır'ın musiki edası gibidir ve civar vilayetlerin uzun haya­larından tamamen ayrılmaktadır. İlk başlangıcı Urdaniyede ölah bu Hü­seynî Uşşak karışimı beste Urdaniyede bir gezinti yaptıktan sonra frahrak, tiz yegâh ve ilk muvahkat durağı /nevada yaparak ara şaişa girilir, ikinci dizi ise doğrudan doğruya tiz.dügâhtan başlayıp tiz seyah, tiz çargâha kadar çıkıldıktan soıira tekrar ayni yollarla gerdaniyede ikinci muvakkat durağı yapar. Bu arada sazı çalınmadan hoyratın na­karatı Vaziyetinde olan
«Getirin o yarimi görüm
Ardı sıra düşüm ölüm
Ne çetindir gapip'ölüm»


mısraları gerdaniye, frahnâk tiz yegâh, neva, çargâh, segah ve dügâha inerek dügâhta karar kılar. Hoyratın sözlerine gelince : Bunlar genel­likle cinaslı manilerdir. İki örnek :
«Yar içğpden Kes bağtom yar içerden Gözüm kapıda kaldı Çıkmadı yar içerden»
■■**■■■.. «Keser sesi Yakında dülger mi var Geliyor keser sesi Ustaların yanında Çıraklar keser sesi»
Bugün Ankara ve bazen de İstanbul radyosu «yurttan sesler» ve «memleket havaları» saz ve ses birliği korosunda veya solo olarak seans larda okunan Diyarbakır hoyratı maalesef yanlış okunmaktadır. Genel­likle iki radyoda da sadece birinci kısım okunmakta, ikinci kısım geçil­mektedir. Bu yanlış olmakla beraber çoğunlukla okuyanlar eserin eda­sını vermeınekte, ayni zamanda sırada atlamalar yaparak nağmeleri ya­rım bırakmaktadırlar. Bunun tamamını ve esas okuyuşa uyam Celâl Güzelşes olmuştur. Onun «Kara gözler» plağım örnek gösterebiliriz. Celâl Güzelses'in ayni hoyratın diğer plakları maalesef yukardaki özellikten ayrı olarak Diyarbakır hoyratı özelliğini vermemektedir. Sadece civar vilayet (Elazığ) uzun haya nağmelerinin karışımı ile ayni dizi içinde doğuştan mütevellit eklenen indi nağmeler kompleksinden ibarettir. Bun lara ve radyo evlerinde okunan hoyratlara tam anlamıyla Diyarbakır hoyratı demek mümkün değildir-. Diyarbakır hoyratını yukarda ilmî ola­rak tesbite çalıştığımız hüseyni - uşşak dizisi içinde tam ve aslına uygun okuyan yalnız Diyarbakırlı Berber Said Efendidir (Hasta Sait). Teşbit ettiğimiz şekilde onun okuduğu hoyrattır. Hele radyonun, yukarda kla­sik musikinin mahallîleşme cereyamna uyularak şarkı olarak anılaca­ğını, asla türkü olmıyacagım ispata çalıştığımız eserleri, türkü olaraK folklor sahasına dahil edip bağlamaların refakatinde çalıp okumaları tamamen yanlıktır. Diyarbakır'da bağlama yoktur. Diyaıbakır'da santur, saz çığırtma ve kaval kullanılırdı. Bu sazlar bütün eğlence meclislerinde olduğu gibi, düğün ve nişan merasimlerinde enginliğine göre her birin­den ikişer, üçeı adet bulundurulurdu. Sazlara iştirak eden tempo âletleri ise zilli maşa ve deften ibaretti. Darbuka ve diğer çalgılar sonradan bunlara katılmıştır. Nasıl ki Şevki Bey'in uşşak şarkısı olan «Esiri zül­fünüm ey yüzü maJvım» bağlama ile çalınmazsa Diyarbakır'ın,


«Su ioemem destiden Sensin beni mest eden» Ve
«Yüksek minarede kandiller yanar Kandilin üstüne bülbUîîer kçnar»
şarkıları ve horyatlarla ara sazları da bağlamalarla çalınmaz.
Uşşak Hüseyniden sonra Muhalif, Kesik, Şirvani,  Hicaz,   Hüzzam, Saba, Muhayyer ve Kürdi makamlarına geçilerek oyun havaları ile son bulmaktadır. Klâsik musiki fasıllarında son daima Saz Semai ile olur. Diyarbakır müziğinde Saz Semai yoktur. Onun yerine Curcuna oyun ha vaları ve oyun şarkıları vardır.
Bazen Divan Peşrevinden sonra Divan okunmadan bir geçişi mü­teakip Ibrahimi okunmaktadır. Ibrahimi makamı Uşşak dizisi içinde seyrine devam eder.
Klâsik Türk musikisinin mahallîleşme cereyanı neticesinde Diyar­bakırlı bestekârların meydana getirdikleri şarkı, durak, ilâhi ve usul süz gazelle - divan - ilâhi arasında kendine has, nevi şahsına münhasır besteler sadece Diyarbakır'a hastır. Her ne kadar Urfa, Elazığ folklo­runda bu türlü adlara rastlanıyorsada Diyarbakırla hiçbir alâkası yok­tur. Diyarbakır'ın divanlı mayası, Ibrahimi, Şirvani, Kesik, Nevruz ve Hoyratı Diyarbakır uslubü ile okunduğu takdirde, diğer vilayetlerde okunan eserlerden ayrı bir melodi ve üsluba malik olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. Fakat bu üç vilâyetin musiki eserleri birbirleriyle çok kay­naşmış, bazen bunlardan hangisinin Diyarbakır'a ait olduğunu saptamak zor bir duruma gelmiştir.
Yalnız yukarda adlarını zikrettiğim unsurlar Diyarbakır'da bir nevi makam halindedir. Bunlar genellikle Türk musikisindeki makam dizi-leri içinde seyirlerini takip etmekle beraber, bazı melodilerde Diyarba­kır'a özgü bir karakter taşımaktadırlar. Radyo evleri bunların hepsine «Uzun hava» demektedir. Daha önce bu hususu açıklamıştık. Bu makamsi eserlerin seyri Diyarbakır'da gerek dinî ve gerekse ladinî musikide ay­nidir. Ladinî mûsikinin klâsik kısmında bu makamlar daima icra olun­mak amacıyla bestelendirilmişlerdir. Ladinî ile dinî musikinin bu tarzı arasında tek fark vardır. O da sadece güftedir.
Ladinî musiki eserlerinde güfteler daima Divan Edebiyatı gazelle­rinden seçilmektedir. Aşağıdaki beyit divan okunurken verilen gazelin ilk beytidir. XVII. yüzyıl şairlerinden Rasih'indir.


Diyarbakır'daki musiki turupları daima zilli def, zilli maşa, darbuka son zamanlarda buna ilaveten ud, keman, kanun gibi musiki aletlerine yer vermişlerdir. Bazan sazlar olmadan da zilli def ve zilli maşa ile ye-tinilmiştir. Zilli def Diyarbakır türkülerinin baş ayırıcısı durumundadır. Ona vurulan fiskeler, zilli defin sallanışı türkünün karakterini ortaya koymaktadır.
Diyarbakır'da umumi konuşma daima hançerenin tiz perdelerinde dir. Yavaş konuşma burada mevcut değildir. Yüksek sesle konuşulur. Buna sebep evlerin inşa tarzındadır. Avlu sistemi bu memleketin esas in* şasini teşkil eder. Avlular geniştir. Eyvan ve odalar avluya açılır. Bu mimarî tarz yüksek sesle konuşmayı bir alışkanlık haline getirmiştir. Diyarbakır halkının psikolojik ve aksiyon durumu nağmelerde de ken­dini göstermiş, türkülerin dik sesle meydana gelmesini intaç etmiştir. Diyarbakır türkülerinde zilli defe dikkat, edecek olursak, onun daima kuvvetli bir hışırtı çıkardığı, kuvvetle fiskelendiği ve daima kuvvetli sallanışlarla yukarı kalkıp indiği görülmektedir. Halbuki Urfa, Elazığ türkülerinde —bir kaçı müstesna^— bu karakter yoktur. Onlarda daha çok yaygın bir melodi mevcuttur. Diyarbakır türkülerini Urfa ve Elazığ türkülerinden ayıran başlıca özellik bundan ibarettir. Bunun dışında güf­teler de bariz bir özellik taşımaktadır. Esasen bir türkünün incelenme­sinde genellikle iki önemli nokta göz önüne alınır :

  1. — Türkünün melodisi yani beste tarzı.
  2. — Türkünün güftesi.

Diyarbakır türkülerinde bu iki unsur daima beraber yürümüştür Başka vilâyet güftelerinin burada bestelendirildiği vaki ise de bu pek sınırlıdır. Mesela Harput'lu Hacı Hayri Bey'in
«jtfolaydı yar nölaydı Yar bade dölduraydı Şu garip gönlüm için Münasip yer oîaydı»
nekaratı ile başlayan hüseyni türküsü, Ankara ve istanbul radyoları fasıl heyetleri bu türküyü curcuna usulünde okumalarına rağmen Diyar bakır'da ayni türkü düyek usulünde okunmaktadır. Burada okunan tür­kününbeste tarzında biraz da şarkı edası vardır. Bunun birinci bölüm­deki şarkılara dahil olunması kanaatımca daha doğru olur. Yalnız güf­tenin. Harpütlu.. bir ■ şaire ait olması keyfiyeti yanında bestenin de ayni tarzda Harput'ta okunması,  bunun Diyarbakır'a veya Harput'a ait  ol


ması hususunu münakaşa götürür bir duruma sokmaktadır. Fakat Har-put musikisinde Diyarbakır'da olduğu gibi, daha önce izahına çalıştı­ğımız tarzda şarkılar mevcut değildir. Nitekim,
«Kaleden kaleye ekerler darı Ekerler biçerler yarı, be yarı Yar bana göndermiş ayvayla narı Atma bu taşları ben yarahyam Blalem al giymiş, ben karoJıyam»
türküsü Elazığ'da Sofyon usulünde tokunduğu halde Diyarbakır'da aynı eser ağır düyek ve şarkı edasıyla okunmaktadır. Yine Elazığ folkloruna mal edilmek istenen
«Odasına vardım kahve pişirir Kınalı parmaklar fincan döşürür»
şarkısı da Diyarbakır divan şarkısı olarak okunmaktadır. Şunu kaydet­mek lâzımdır ki ne Elazığ, ne de Urfa'da Diyarbakır musikisinde oldu­ğu gibi geçişler, diziler ve makamları normal bir divan yoktur. Her ne kadar Urfa musikisinde bir divan peşreviden söz ediliyor ve bazı mec lislerde çalınıyor ise de bunun parça olmayıp sadece şarkı ara nağme leri olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır. Çünkü bu icra tarzında «hane teslim» denilen nesne yoktur. Sadece yaygın ayni dizi içinde basit melo­dilerin tekrarından başka bir vasfa sahip değildir. Elazığ'a gelince bu­rada divan yoktur. Divan sadece Diyarbakır'a hastır. Eğer Urfa'da bir divan okunuyorsa bunun Diyarbakır divanından kopya olduğu kolaylık­la anlaşılabilir. Sözü edilen «Odasına vardım» bir türkü değil, şarkı ka­rakteri göstermektedir. Diyarbakır'da divan şarkısı olarak okunması, divan özelliği taşıması, bunun Diyarbakır'a ait bir şarkı olduğu kanaa­tim ortaya koymaktadır.
«Saray yolu düz gider Bir edalı kız gider O kız yolun şaşırmış inşallah bize gider»
türküsü de Elazığ'a mal edilmek istenmektedir. Yukarıda Diyarbakır türkülerinin karakteri üzerinde dururken en emin miyar olarak zilli defi almıştık. Çünkü nağmelerin yüksekliği de zilli tefle kuvvetli fiskeleme, hızlı sallanışlarla yukarıya kalkmaktadır. Ayni sistemi bu türküye uy­gularsak ayni vasıfları burada da görürüz. Şöyleki :


«Saray yolu düz güder»
mısrâiriin (ray) Hecesi ile (der) hecesinde birbuçuk misli bir yükseklik vardır. Halbuki civar vilâyetlerin türkülerinde bu kadar bir yükseklik farkı yoktur. Elazığ'ın nağmelerde en dik türküsü
«Havuz başının gülleri Şah şah öter bülbülleri O yarın dudu dilleri Allah yar gele yar gele İnşallah bize gele»
mısralarını taşıyan türküdür. Bu türkü dikkatle incelenirse bunda sa­dece ikinci mısraın ikinci (şak) hecesi böyle dikleşiyor. Diğerleri nor­mal olarak devam ediyor. Halbuki «Saray Yolu» türküsünde (ray) he cesinden başka (lu) hecesi, ikinci mısrada (edalı) kelimesini (e) ve (lı) heceleri, dördüncü mısrada da (İah) ve (bi) heceleri dikleşmektedir. Görülüyor ki.daima bir yükselme ve alçalma vardır. Ayrıca şarkının güftesi de Diyarbakır'a ait olduğunu göstermektedir. (Saray) Diyarba­kır'da ıplan bir mevkidir. Bugünkü adliye binasının halkça adı «saray» dır. Eski eserlerde de hep saray olarak geçmektedir. İzzet Paşa cadde­sinin adı eskiden «Saray yolu idi». Bu yol içkaleye gider. İçkale eski­den Ârtuklu Sarayı mevcuttu. Bugün de kalıntıları vardır, içkale ka­pısına da «Saray kapısı» denilmektedir. Gerek beste ve gerekse güfte itibariyle onun bir Diyarbakır türküsü olduğu kuşkusuzdur.
«Bir dalda İhı alma (elma) Birin at, birini alma»
türküsü de aslında Diyarbakır'a aittir. Diyarbakır'ın en yaşlı hanendesi
olan Âhniike (Ahmed) ve Ulu Camii müezzinlerinden merhum Recep ve
öğretmen Sadık Özbek'in kendilerinden önceki hanendelerden duyduk­
larına göre bu türkünün Diyarbakır'a ait olduğu gerçeğidir. Rivayetleri
bir yana bırakarak musiki nokta-i nazarından türküyü tahlile çalışırsak,
varacağımız sonuç yine de türkünün Diyarbakır'a ait olduğudur. Şöy-
leki :                      {
Diyarbakır'da revaç bulup kullanılan makamlardan biri de saba makamıdır. Minarelerde selat ve selam çekilirken kullanılan saba güli-zar makamıdır. Saba makamının seyri çerçevesinde işlenen bu türkü yal­nız miyan kısmını ihtiva etmekte buna mukabil güfteden ayrı olarak nakarat taşımaktadır. Bu türkünün bütün musiki dizisi ve melodi vas-fini aynen veren Diyarbakır'ın yine saba makamında olan bir başka tür­küsü vardır :
«ördek uçtu göle düştü
Benim gönlüm sana düştü»°
bunun usulü curcuna olmakla beraber aralarındaki fark hemen hemen usule dayanmaktadır. Yine ayni makamdan ve curcuna usulünden olan
«Hangi bağın bağbanısan gülüşen Aklim aldın beni ettin deli sen Kırk yıl kalsa gene kendi malvmsan îsterem İzi bir gün evvel gelesen Öldüm bittim çürüdüm kül oldum aman Sesini aldım aytildım dirildim aman»
bu türkü de ufak tefek farklarına rağmen melodi bakımından ayni ka­rakteri göstermektedir. Diyarbakır malı türkülerin özelliklerinden biri de esas güftelerden ayrı olan nakarat yerine ayrı güfte almalarıdır. Saba makamından misal olarak verdiğimiz bu türkülerde nakarat ayrı güftelerdir. İstanbul'a mal edilen «Bir dalda iki alma» türküsünde de ayni karakter görünmektedir. Halbuki İstanbul'a ait «İstanbul'la Üskü­dar'ın arası»f «Arabası dört teker» v.d. türkülerinde bu karakteri görmü­yoruz. Bu durum karşısında gerek eski hanendelerin rivayetine ve ge­rekse izahına çalıştığımız hususlar «Bir dalda iki alma» türküsünün Diyarbakır'a ait olduğunu iddia edebiliriz.
«Mendilimde kare var Yüreğimde yare var Ne ben öldüm kurtuldum Ne derdime çare var»
türkü mahmur makamında bestelenmiştir. Aslında bu bir türkü değil, bir şarkıdır. Daha önce türkü adının yanlış olarak bazı şarkılara veril­diğini belirtmiştik. Bu türkü Diyarbakır'da erkeklerden ziyade kadınlar topluluğunda söylenmekte idi. Bundan başka yine mahur makamından ayni usulle hemen hemen ayni melodi karakterini gösteren bir türkü da­ha vardır. Bunun da nakaratı güfteden ayrı bir güftedir :
«Leylim leylim îeyl olsun leylim yar Her akşamın hayr olsun leylim yar»
Folklor malı olan türkülerde  güfteler    tamamen halk tarzı  şiirler olup, bunlar, hece vezniyle yazılmışlardır. Çoğunlukla şiirler mani tar-

zında ve yedi hecelidir. Yalnız türkülerin nakaratları mani dörtlükle­rinden çoğukez ayrıdır ve vezinleri de bazen değişiktir. Bu güfteler iki kısma ayrılır :

  1. — Tamamen mahallî karakter gösteren veya mahallin herhangi bir semtini ele alan güfteler.
  2. — Genel konulara değinen güfteler. Bunları şöyle sıralayabiliriz : a - Aşkı, tabiatı işleyenler, b - Bir olayı işleyenler.

Mahaddî unsurlaıı işleyen güfteler diğerlerine nazaran daha fazla dır.
Güfteler her ne kadar «mani» tarzında yazılmış iseler de diğer manilerden ayrılan tarafı, türkülere güfte olanların genellikle ilk beyit­lerinin mahallî bir semti veya Diyarbakır'ın bir özelliğini ifade etmiş olmalarıdır. Mesela «Muhalif» makamından olan aşağıdaki türkü bunun güzel bir örneğidir :
«Çayın öte yüzünde Ceylan oynar düzünde Ben yarımı tamram Çifte ben var yüzünde
Ağam yar değme bana
Paşam yar değme bana
Toyda vurülmuşam sana Çayın önün çağtaram tfağ ifağ ağlaram Deseler yarın geli Çifte kurban bağlaram»
Nekarat
Görülüyor ki burada sadece kıt'alarm ilk mısraları mahallî özelliği göstermekte, diğer mısralar kafiye ve mana münasebetine dayanılarak aşktan, aşkın ayrılığı karşısında duyulan ıstıraptan söz edilmektedir. Birinci mısralarda geçen «çay» Dicle'yi ifade etmektedir. Diyarbakır'da halk Dicle'ye «çay» demektedir.
«Güle gitmiş bostana Gül doldurmuş fistana Korkharam yağmur yağa Mantm çarşaf ıslanan»
Bu türküde iki önemli nokta vardır. Bunlardan biri melodisinin mevcut türküler arasında en iyisi, en sanatkârca işlenmiş olması, diğeri


de güftesinin önemidir. Diyarbakır'ın iki özelliğini bu güfte güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Bunlardan biri, Diyarbakır'da «bostan sa fası» adıyla anılan Dicle sahilindeki bahçelerde, nehir kenarındaki «hülle» tabir olunan kamışlı kulübelerde yaz geceleri veya gündüz ikin­diden sonra başlayan eğlenceleri dile getirmesi; diğeri de Diyarbakır'ın eski bir elişi sanatı olup bugün maalesef kaybolmağa yüz tutan ipek dokumacılığından mantin kumaşa temas etmesi. Mantin kumaşından di­kilen çarşaflar çok ünlüydü.
Yine Uşşak makamından olan,
«Biner paytona gider seyrana uy gelin Gözleri benzer ahu ceylana uy gelin»
Türküsü de karakteristik bir türküdür. Önce diğerlerinden ayrılan bir özelliği var. O da güftenin iki mısradan ibaret olan durumudur. Her kıt'a daima iki mısradan ibarettir. Fakat dört mısra haline konulmuş bir melodi takip olunmakta, melodilerin bolluğu ile usuller doldurul­maktadır. Burada da mahallî karakter kendini göstermektedir. Eskiden gelinleri paytona (faytona) koyup Dağkapı semtinde Seyran Tepe adıyla anılan mevkie kadar gezdirirlerdi. Şair burada gezme anlamına gelen «seyran» kelimesini kullanmakla Seyran Tepe'yi de kast ederek tevriye sanatı yapmaktadır.
«Diyarbakır bu mudur? Desti dolu su mudur f Gettin ki tez gelesen Tez geldiğin bu mudur?
Diyarbakır bedendir Suyu akmaz nedendir Her gün bize gelen yar Böğün gelmez nedendir?»
Diyarbakır türkülerinde güfte bakımından dört mısrada da yalnız aşkı işleyen kıt'alar da vardır. Bu kıt'alar da genellikle mani tarzında olup yedi hecelidirler. Bunlar arasında bazıları mahallî karakter taşı­yorlarsa da bunların sayıları azdır. Şirvani makamdan olan,
«Bu dere buz bağlamış Dibi nerğ'vz bağlamış Beni bir gelin vurmuş Yaramı kız bağlamış


Bu dere derin dere Suları serin dere Gel sarılıp yatakm Kuş tüyünden mindere
Dereyi düzde gördüm Zülfünü yüzde gördüm Oniki gelin sevdim Cilv&yi hızda gördüm»
türküsü her kıtada sadece aşktan söz etmektedir. Yine Hüseyni maka­mından olan
«Yayık "yaydım kolum şişti Kolumdan kol bağım düştü Benim gönlüm sana düştü Sen ağlattın hepimizi Sen allar giy ben ^kırmızı Sen gül topla ben nergizi»
Türküsünde de ayni özellik görülmektedir. Bu türküde mühim bir nokta da güftelerin mani tarzında olmasına rağmen hece sayısımn yedili olmayıp sekizli olmasıdır. Ayni şekilde 11 heceli olan Hüseyni maka­mından,
«Yeni çıkmış kestanenin harmanı Güzellerin elinde var fermanı»
beytiyle başlayan türkü de, güftesinde aşktan, güzelden söz etmektedir. Bunlar mahdut birtakım türkülerden ibarettir. Söz gelimi güvey düğün gecesi düğün alayı ile evine götürülürken söylenen düğün mayalarının arkasından söylenen maya türkülerinden biri olan,
«El ele ver gidağ puruthanaya Kurban olum seni doğan anaya Seni doğdu beni saldı belaya Yeni duydum sevdalısan sevdalı Bu derdimin dermanısan dermanı»
güfteli türkü de tamamen aşktan söz etmektedir. Bu türkü de İİ hece­lidir. Aynı şekilde Şirvani makamında olan,
«Baba beni bir zalime verdiler oy, verdiler oy Verdiler de vebalıma girdileı oy, girdiler oy»


türküsü, Diyarbakır'ın  en eski ve  melodi bakımından en karakteristik
türkülerinden biridir. Kadınlar faslında daima söylenen,                                 ,
«Oğlanın elinde tüver belinde Oğlan çıkmış köprüye fesi elinde»
türküsünde de aşk işlenmektedir. Aşkı işleyen güftelere bir örnek daha vererek başka bir hususa değinmek istiyoruz :
«Az kaldı bayram ola hele hele hele hele ninnalar Kolun boynuma dola hele yar, hele yar ninnalar Üç aylık hasretini hele hele hele hele ninnalar îsier bir günde ala hele yar, hele yar ninnalar»
ikinci türkü, Muhayyer makamından olan,
«İki keklik bir derede ötüyor ötme keklik benim derdim artıyor» türküsüdür.
Diyarbakır musikisinde daima kadınlar tarafından okunan, fakat maalesef başka vilâyetlere mal edilen aşağıdaki iki türkü gerek melodi, gerekse güfte özelliği bakımından tamamen Diyarbakır türküleri karak­teri taşımaktadır. Çok eskiden beri Diyarbakır türküleri olarak bilin­mektedir. Bunlar Hüseyni makamından olan,
«Kız saçların iki kat yar yar yaramaz Bir katını bana sat ninna yavrum ninnalar Kız saçların saçların yar yar yaramaz Oynar omuz başların nmna yavrum ninnalar»
türküsü ile,
«Geline bak geline
Kına yakmış eline diloy loy      .......
Halden bitmez çifayda Söz anlamaz ne çare Yazık olmuş gelme Düşmüş sarhoş eline» Nakarat türküsüdür.
Olaylar üzerine türkü meydana getirmek daha çok kadınlar arasın­da oluşmaktadır. Buna bir örnek verelim : .Hıristiyanlar, bahar oruçla­rında kırlara çıkarlardı. Perhiz oldukları için ancak pek sınırlı şeyler yeyip içebilirlerdi. Bu bahar orucu    Mart ayında olur. Müslümanlar da


onlara nisbet olsun diye ayni gün kıra çıkarlar, çeşitli sofralar kurulur, yer, içer eğlenirlerdi. Buna «Cigaret» denilirdi. Bu arada sık sık olaylar çıkar, kavgalar, hattâ kız kaçırmalar olurdu. Osmanlı döneminin son yıllarında Diyarbakır valilerinden biri bu kır eğlencelerini yasaklar. Bunun üzerine şu türkü her yerde söylenmeye başlamr :
«Bu paşa nasıl paşa Sakak gümüş paşa Şeftali çiçek açtı Yasağı kaldır paşa»
Burada «paşa» kelimesiyle «vali» kastediliyor. Eskiden valilere «valipaşa» denilmesi âdet idi. «Sakalı gümüş paşa» sözünde de sakalın şekli belirtiliyor. Sakalın bırakılması muhtelif şekillerde olduğundan buna göre çeşitli adlar verilmektedir. Bunlardan biri de «top sakal», «mecidiye sakal» şeklidir. Mecidiyenin gümüşten yapılması, sakalın da ak olması arasındaki münasebet göz önünde tutularak «mecidiye sakal»a, «sakalı gümüş» benzetmesi yapılmıştır. Görülen tepki üzerine vali ya­sağı kaldırır.
Diyarbakır türkülerinde önemli özelliklerden biri de nakaratın he­men hemen ayrı güftelerden meydana gelmiş olmasıdır. Bu durum ma­hallîleşme cereyanına uyularak klâsik eserlerle halk eserleri arasında bir karakter gösteren şarkı - türkülerde de görülmektedir. Nekaratın ayrı güftelerden oluştuğu türküler adet itibariyle diğerlerinden daha fazla­dır. Bu husus, daha Önce de belirttiğimiz gibi, Diyarbakır türkülerinin karakteristik noktalarından birini teşkil eder. Ayrı bir nokta da esas melodiyi teşkil eden güftelerin nağmeleri ile nakaratı teşkil eden güf­telerin nağmelerinin ayrı olmasıdır. Aşağıdaki türkü bunun güzel bir örneğidir :
«Bu dağın ensesine Mailem yar sesine Yarım keklik ben avcı Düşmüşem ensesine» Nakarat
«Ağlama anam ağlama Hamaylı boynumdadır Sağda değil soldadır Aç gözün koynundadır»
Bu türkünün en karakterist tarafı esas güftenin birinci mısraı «Bu dağın ensesine» söylendikten sonra, ayrı nağmelerle «Ağlama anam ağ-


lama» mısraı ile başlayan kıt'anın tamamının söylenmesi; 2,3,4. mısra-larda da aynı şeyin devam etmesidir.
Bu türkü Hüseyni makamından olup curcuna usulündedir. Yine aynı karakterde olan bir türkü de yalnız kadınlar arasında, söylenmekte olan aşağıdaki türküdür. Bu türküde diğerinden ayrı olarak şu fark vardır: Bu tüıküde nakarat olan dörtlük önce söyleniyor, ondan sonra gelen her dörtlük bittikçe bu nekarat tekrarlanıyor. Bu türkü de Hüseyni ma­kamından olup Diyek usulünde ve hafif söylenmektedir.
«Al oğlan bu da sana İçtiğim sular sana Oğlan darılma bana Beyaz gerdanım sana
Karanfilem eh beni Bir saksıya dik beni Eğer konca çikarsam Al göğsüne tak beni
Al oğlan bu da sana İçtiğim sular sana Oğlan darılma bana Beyaz gerdanım sana»
Folklor malı olan bazı  Diyarbakır türkülerinde  usul yoktur.  Bun­lar genellikle Maya, Hoyrat, Kesik v.b. gibi uzun havalardır.
Bazı Diyarbakır türkülerinde nakarat kısmı koro eşliğinde söylenir. Buna da bir örnek verelim :
«Bir çaket isterem beli dar ola Bir çobuğu yeşil, biri al ola Kadir Mevlâm senden bir yar isterem Ölenedek o yar bana yar ola
i Hele yar yar dinsiz yar, imansız yar, mürvetsiz yar Al hançeri vur sineme iki yar, iki yar Gör ki bu sinemde benim neler var, neler var
Bir çaket isterem kolu yazmalı El ele vermeli sahra gezmeli Kadir Mevlâm senden bir yar isterem Topuğu halhallı, burnu hızmalı


Hele yar yar dinsiz yar, imansız yar, mürvetsks yar
Al hançeri vur sineme iki yar, iki yar
Gör ki bu sinemde benim neler var, neler var.»
Yukarıdan beri izahına çalıştığımız türkülerin önemlilerini burada belirtmeğe çabaladık. Şunu hemen ilave etmek isteriz ki bunlar yalnız bu kadar değildir. Gayemiz sadece tahlil ve tenkitten ibaret olduğu için, sadece önemlilerden bir bölümünü ele aldık. Türkülerin tamamını, güf­telerini, kimlerden derlendiklerini, büyük bir kısmının bestelerini öğren­mek için Sayın Şevket Beysanoğlu'nun Diyarbakır Folkloru adıyla ya­yımladığı iki ciltlik eserin 1. cildine bakmak lâzımdır. Ayrıca Celâl Gü-zelses'in Diyarbakır Halk Türküleri adlı iki broşürünü de incelemek icap eder. Beysanoğlu'nun, Güzelses'in derledikleri türküler, de tam değildir. Bunu Beysanoğlu da kabul etmekte, kitabın yayımından, yani 1943'ten sonra elliye yakın türkü daha derlediğini bize 1952'de ifade etmiş bulun­maktadır. Bu vesileyle Sayın Şevket Beysahoğlu'ya uzun ömürler diler, Diyarbakır Folkloru kitabının ilaveli ikinci "baskısını biran evvel yap­masını bekleriz.

"ELAZIĞ — DİYARBAKIR TÜRKÜLERİNDEltl: BAZI ORTAK MOTİFLER
Yard. Doç. Dr. Metin KARADAĞ *
Türkülerimizin, tarifi, doğuş hâdiseleri, çeşitlemeleri (variant), ya­yılışı ve fonksiyonları... konularında önemli çalışmalar yapılmıştır. Halk türkülerimiz, millî çerçeve içinde halkın söz ve ezgi unsurlarını birleşti rerek, hayatı aksettiren ifâde vasıtalarıdır. Beşikteki mezara, sevinçten tasaya, töreden yasaya dek, türkülerde hayatın bütün unsurları yer al­mıştır. Geniş bir coğrafya üzerinde dile bağlı kültürbirliğmin en mümey­yiz örneklerinin başında sayılabilecek türküler, geçmişin yansıması; halk hayatının aynası durumundadırlar. Söylendiklerinde ortak hisler doğu­ran türküler, ağızdan çıktıktan sonra, gözenin coşkun dereler hâlinde ummana ulaşması gibi, yayıla yayıla, geniş bir kültür birliğine ulaşır lar.
Türk kültür sahaları içinde Anadolu'nun - özellikle Doğu ve Güney­doğu Anadolu'nun - halk müziği içinde ayrı bir yeri vardır. Kars - Erzu­rum yaylalarından başlayarak, Erzincan - Sivas ve Elazığ - Diyarbakır = Şanlıurfa düzlüklerine inen üç basamaklı bir merdivenin, Doğu Anado­lu da türkü kültürünün odak dairelerini teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Bu dairelerin sonuncusunda yer alan Elazığ - Diyarbakır türkülerinin tema ve motifleri, bu çalışmanın ana konusudur. Burada kullandığımız motif kelimesini, Halk Edebiyatı araştırmalarındaki kalıplaşmış mânasının daha dışında kabul ettiğimizi açıklamak isteriz: Smith Thampson'ın «Motif Index of Folk Literatüre» adlı eseri, bütün halk edebiyatı mahsûllerini ih­tiva etmesine rağmen, tahkiyeye dayalı örnekler ön plandadır^, Üzerin­de duracağımız konu başlıkları için tema tâbiri daha uygun görünmekte ise de, klâsik manası içinde motiflere de temas ettiğimiz için, motifi ter­cih ettik. Diyarbakır ve Elazığ türkülerinin külliyatı temin edilemediği için, kendi derlemelerimiz ve yazılı diğer kaynaklardan yararlandık. Bu durum da, varyantlar ve ortak motifler konusunda sınırlı sonuçlara va-rıinnasına yol açmıştır.
Yöre türküleri üzerindeki ilk etüdlerimiz, - bilhassa Diyarbakır do­laylarında - mânilerin de belli makamlarla, nağmeli olarak okunduklarıni göstermiştir. Bu yüzden bazı mâni, hoyrat ve mayaları da türkü grubu

*) U. U. Necati Bey Eğitim Fak. öğrct. Üyesi.

içinde inceledik. Ortak hususlara temas etmeden Önce, münferit karakte­ristik unsurların tespiti ile metod bakımından kolaylık sağlanacağı dü sunulmuştur.
Diyarbakır'da köklü bir halk müziği kültürü ve icra an'anesi bulun­maktadır. Bazı folklor üzerlerinde şahit olunduğu gibi, halk müziği an'a-nesinde de zamanla mazide kalmış unsurlarla karşılaşılmaktadır. Yakın zamana kadar yörede halk müziği fasıllar; ciddiyetle, saygıyla sürdürü­len bir merasim hüviyetinde idi. Halk arasında santur, bağlama, saz, çığırlama, kaval, zilli maşa ve tef - darbuka isimleri verilen sazlardan kurulu heyet, belirli kaidelere bağlı olarak, saatler süren fasıllar kurar­lardı. Bu fasıllarda şu sıranın takip edilmesi gerekirdi : 1 - Diyarbakır peşrevi, 2 - Divan, 3 - Muhalif, 4 - Kürdî, 5 - Maya, 6 - Hoyrat, 7 - Beşirî, 8 - Şirvanî, 9 - Kesik. Yörede toy denilen düğünlerde de, bu sıraya uyul­ması mecburîdir. Günümüzde ise, radyo, TV ve benzer diğer teknolojik araçların yaygınlaşması üe, bu fasıllar artık işitilmez olmuştur.
Anadolu türkülerinin çoğunda görüldüğü gibi Diyarbakır türküle­rinde de, âdet ve an'aneler önemli ölçüde işlenmiştir. Çeşitli kaynaklar ve yaşlı yerliler, Diyarbakır'ın yüzyılımızın başlarına kadar, bağ ve bah­çelerle süslü bir bitki örtüsüne sahip olduğunu aktarmaktadır. Şehrin büyük semtlerinden biri olan Bağlar da, ismini, artık maziye gömülmüş o geniş yeşilliklerden almaktadır. «Diyarbakır etrafında bağlar var», diye başlayan türkü, yok olan varlığı, eski güzellikleri ifâde etmektedir. Bir başka Diyarbakır türküsünde ise, .şehrin eski bağlık - bahçelik durumu şöyle tasfir ediliyor.
Diyan'bakır ile bağlar . arası Yaktı beni kaşlarının kafası
...Diyarbekrin dört tarafı bohçalar Yârım durmuş pencerede def çalar
Diyarbekrin dört tarafı gül - nergiz
Biz üç kardaş bir ordiya yeteriz (Ş.B. 122)
Şehri dört bir yandan saran surlar, bugün dahî târihin soluğunu hissettirmekte, görenleri maziye götürebilmektedir. Halk arasında, iki yüz yılda kireç ve yumurta kabuğu ile yapıldığı söylenen beş kilometre uzunluğundaki surların üzerinde 72 burç vardır. Bu burçlar, zarif hat­larla tezyin edilmiştir. Surlardan şehre, çeşitli kapılarla girilir. îşte sur kapılarını anlatan türküden bölümler :

.. .Mardinkapısından indim aşağı Belime bağladım Acem kuşağı.. Mardinkapısinda vurdular beni Hevsel bahçasma attılar beni...
(M.D: 37)
Bir diğer türküde de, sur kapılarının tasviri yapılmıştır :
Mardmkapı şen olur Dibi değirmen olur...
Yenikapı bohçalar
Yâr oturmuş Saz çalar...
Dağkapmvrı taşları Armudun ağaçları...
Yenikapv'da atlılar Derdime dertler Tcattilar...
(M.D. 6) Diyarbekrm dağları Çiçek açmış bağları Fiskaya'dan görünür Güzel manzaraları
(M.D. 6) Diyarbekir bedende Bir kız gördüm gelende...
(M.D. 7) Mardin kapısında kelek bağlanmış Yemeri'e gidenler yürek dağlamış...
(M.D. 5)
Sur kapıları, Diyarbakırın mânilerinde de yer almıştır :
Diyarbakır dört kapı Get batı o yâr ne yapi Beni gördüğü zaman Başka sokağa sapi
(Ş.B. 31)
Diyarbakır  ilimizin sıcağı ten  yakar, toprak çatlaktır.   Gün  boyu surları döven sıcak, geceleyin güç toplarcasma bir soluklanır, hız keser Şimdilerde, artık pek görülmeyen yılan - akrep gibi hayvanlar,  yıllarca insanlarla iç içe yaşamışlar. Eskiler, her evin bir koruyucu yılanı oldu ğıınu söylerler. Bir Diyarbakır hoyratmda(2) şehir anıldıktan sonra, yi lanlı - akrepli şöhrete sitem edilmektedir :


...Diyarbekir diyar mıdır, ilimdir. Böyle yapan beni beni/m dilimdir Âlem bilir o yâr benim gülüm&ür ölsem gene vazgeçemem senden yâr...
Diyarbekrin yılan ile akrebi Meşhur olmuş bilmem nedendir sebebi.
(Ş.B. 85)
Bir türküde de, yârin boyu, hem uzunluğu, hem de süzülerek kıvrım kıvrım yol alması itibariyle, yılana benzetilmiştir  :
...Yılan kimi boylum uğurtar ola Yediğin kebablar afiyet ola...
(M.D.   15)
Yörede hakkında efsâneler,  masallar  anlatılan, bilmeceler sorulan yııan, mânilerde de yer almıştır  :
Yüan çihdı kamışa Su ne yapi yanmışa Allah sabırlar versin Yârinden ayrılmışa.
Yılan akli korali Sinem hançer yarala. Yâr, yanına sağ geldim Naşsil dönüm yaralı.
(Ş.B. 63)
Sıcakların, mânilere yansımasından örnekler :
Karpuzlar yenmez oldi Sıcahdcm her yer soldi Bir yâr sevdim o dahi Bir gidip gelmez old%.
(§B. *3) Kâğız yazdım bileşen Ohuyasan gütesen Sıcahlar can yahmadan Durmiyascm gelesen.
(M.D. 76)
Hava sıcaklığının bunaltıcı te'sirlerinden kurtulabilmek için, çeşitli çarelere başvurulur. Gün boyunca daldalara sığınıhr, geceleri ayvan (bolkon) ve damlarda serinlemeye çalışılır. Diyarbakır yöresinde eyvan -dam motifi türkü ve mânilere çeşitli biçimlerde yansımıştır :

Eyvanda yatan oğlan Gömleği keten oğlan Nişcmhn elîer almış Habersiz yatan oğlan.
Dama çıkmış bir güzel Domun etrafın gezer Elinde bir deste gül Kendi gülünden güzel.
(M.D. 9) Eyvana gel eyvana Etme beni divane...
Eyvana serdim \kilim Yanıma gel sevdiğim...
Eyvcma dizdim çiçek Sandım yârım gelecek.
(M.D. 11)
Al eyvcma yatah serdim yumuşah Emmim oğli koynuma girdi bir uşdh...
Eyvana serdim keçe Yâr gele bundan geçe.
(M.D. 69) Dam üstünde tahtımız Açılmadı bahtımız...
(Ş.B. 28) Dama çihmtış el eder Küfeler gel gel eder Senin o kaşın, gözün Beni derbeder eder.
(Ş.B. 28)
Ezgili okunan mânilerde de,  Diyarbakır'ın çeşitli  özellikleri yansı­tılmıştır.
Diyarbekir dört yoldur Suyu güzel ve boldur Senden ricam bize gel Ben içeyim sen doldur.
Diyarbekir dört kuşe İçinde billur şüşe Allah sabırlar versin Yârinden ayrılmuşe.

Diyarbekir şehrini Sevdam bütün yerini Bildim bahan mal olmaz Boşuna çektim kahrini.
Diyarbekir ozanı Çohtur destan yazanı Gurbet elde ölenin Yohtur mezar kazanı.
Bunaltıcı sıcaklar, akrep - yılan gibi haşarelerin varlığı insana, su, serinlik gibi unsurların hasretini yaşatır. Tarih boyunca yöreye hayat vermiş olan Dicle, ortasında karpuzların yetiştirildiği yaz mevsiminde bile yaşama sevincinin ifadesidir. Diyarbekir türkülerinde, özellikle ma­nilerinde Dicle, kendisine duyulan sevgi oranında işlenmiştir. Dicle'li ma­nilerden örnekler :
Dicle etrafı bostan Bir ziyan gelmez dosttan Aklım başımdan gider Yâri düşündüğüm ân.
Dicle içinde kaya Eğildim bahdım suya Cahil ömrüm çürüdü Günleri saya saya
Dicle'den bir dâneyem Yanmışam penrvâneyem Gidin dçyin yârime Aşkından divâneyem.
Dicle ötesi bağlar Bin dert kalbimi dağlar Bu hasrete dayanmaz Ne yiğitler, ne sağlar.
Dicle suyun taşıyor Dere tepe aşıyor Yarâb çok şükür sana Yâr bana yanaşıyor
Dicle'de ördek olsam Çihıp çihıp kaybolsam Bence bir saadettir Koynunda yanıp solsam

Dicle kenarı ıssız Kal/ımşam mudarasız Herşeye katlanıram Yaşıyamam ben sensiz.
Dicle'nvn içinde ben Gördüm seni geçerken Söyle vefasız kadın Ne aldattın beni sen.
Dicle yanında diken Yahdın gonca gül iken Tanrım sahan kıymaya Üç günlük gelin iken.
Dicle gibi ak güzel Gül menekşe tak güzel Ben sohahdan geçerken Pencereden bah güzel
(Ş.B.  29 - 30)
Bir Diyarbakır mayasında da Dicle şöyle tanımlanmış :
Dicle coşmuş yine dağlar aşıyor Gözlerimde hep hayâlin yaşıyor El âlem hep bu hâlime şaşvyor Ne yapsalar sen benimsen canım yâr.
(Ş.B. 8Jf)
Sıcaklığın ezici baskısı karşısında mâni ve türkülerde dere, çay, su unsurlarının yanı sıra, yörede serinlik kaynağı olarak şöhret kazanmış karpuz da, çeşitli biçimlerde anlatılmıştır :
Ocakta duman olur Gün olur zaman olur Diyarbekir karpuzu Her yerden yaman olur.
Karpuz kestim sulandi Yedim midem bulandi Kıhrasi kollarım ince bele dolandi.
Karpuzun al dilimi Nettin benim gülü/mi Gülü/mi kohlayanlar Göze alsın ölümi.

Karpuz getir dileyim Aç yorga/m gireyim, Oyam, oyan sar beni Yâr olduğu/n bileyim.
Karpuzlar yenmez pldi Sicahdan her yer söldi Bir yâr sevdim o dahi Bir gidip gelmez öldi.
Çay öğünde karpuzlar Urüldum yaram sızlar Bezenmiş toya gider Tumbul memeli hızlar.
(ŞB. 8Jf)
Karpuz kestim dilimi Nettin benim yârimi Yâri/mi koklayanlar Göze alsın fölümi.
(M.D. 10)
I
Diyarbakır türkü, mâni, maya ve hoyratlarında çok işlenen bir baş ka motif de, dağdır. Yörede önemli dağ olmamasına rağmen bu tutumun Türk halk şiirinin genel muhteva özelliklerinden kaynaklandığını söyle-yebüiriz. Dağ; serinlik, yücelik, engel, sığınma yeri, güzellik, düşmanlık gibi çeşitli mânâların karşılığı olarak ele alınmıştır. Bu motifle ilgili örnekler :
Dağlar dağvrrüfar benim Gam ortağımdır benim.
(Ş.B. 103) İki dağın arasında kalmışam Bülbül gibi daldan dala konmuşam...
(Ş.B. 88)
Bir maya örneği :
Bahar olup yeşitlenir bu dağlar Bu çimenler, bu çiçekler, fcu bağlar Gidim sorum dünya - âlem nel ağlar Ben ağlarım nazlı- yardam, ayrıldım.
(Ş.B. 81) Dad dağlar benim derdim, yeğindir Ciğerinde fitil işler düğümdür...
(ŞB. 8h)


Bir taş attım kemli dağım, ardına Getti değdi vatanıma, yurduma.
(Ş.B.82) Karlı dağlar kalkmayınca aradan Haber getbnez o,gözleri karadan...
(Ş.B. 89)
Dad dağlar arşa çıkar feryadım
Hak kesmesin dört yanımdan imdadım.
(Ş.B. 84) Diyarbakır'ın dağları Çiçekler açmış bağları.
(M.D. 6)
Mâni biçiminde olanlarda   :
Dağlar dağladı beni Gören ağladı beni Neyledi zâlim felek Derde bağladı beni
Dağlar siz ne dağlarsvz Kardan kemer bağlarsız Güt sizde, lale size Derdiz nedir ağlarsız
Dağı duman olanın Hâli aman olanın Gece uykusu gelmez Yâri yaman olanın.
Dağların ardındayım Gecenin dördündeyim Âlem şirin uyhuda Ben Yârin derdindeyim.
(Ş.B. 21)   ,
Diyarbakır halk müziği ürünlerinin sözlerinde hasreti çekilen, uğ­runa can baş feda edilen sevgilinin özellikleri; an'anevî halk şiirinin ka­lıplarına uymaktadır. Bu sevgili esmer, yanık tenli, kara - badem gözlü, saçları topuklardadır. Ayrıca sevgili için gül, elma yanaklı, kaymak yüar lü, nazlı gül, malı cemal, humar gözlü, al yanaklı, şeker dilli... gibi vasıf -laı yakıştırılır. Sevgilinin odak olduğu hoyratlardan örnekler  :


Gül senindir Bağ senin gül senindir Kendin gül adın çiçek Korkma gönül senindir.
Kara gözler Karadır kara gözler Ben o yâri gözlerim Bilmem o yâr kimi gözler.
Gül atmaya Sarılmış gül almaya Rakibi/n haddi var mı Elimden gül almaya?
(Ş.B. 73)
Sevgili motifinin mayalardaki örnekleri :
Ahû gözlüm ne bakıştır bakarsın Sinemdeki yaraya ok atarsın...
(Ş.B. 78) Benim Nazlım kemer bağlar beline Ben mailem şeker kimi diline Bin naz ile bir gül verdim eline Candan oldum ta elinden alınca.
(Ş.B. 81) Her ne geysen servi boyan yahışır Mâh cemâlan bahan gözler kamaşır Vücudumda azalarım titreşir şirin sedan kulağıma değende.
(Ş.B. 87) Kara kaşlım bakışından doyamam Gerdanında benler çöhdur sayamam...
(Ş.B. 89)
Diyarbakır türkülerindeki sevgili esmerdir. Esmer için mâniler ya-kümış, türküler koşulmuştur. «Esmer bugün ağlamış / Karaları bağla­mış» diye başlayan türküde, esmer sevgilinin değeri ifâde edilmiştir.
Diyarbakır yöresinde ezgiye bağlı olarak okunan türkü, Mâni veya hoyratlardaki bâzı motifleri tesbit ettikten sonra, bunların Elazığ yöresi ürünleri ile benzer noktalarına temas edeceğiz.
Havuz, gül, bülbül, su gibi motifleri ihtiva eden ve «Havuzbaşmm gülleri / Şak şak öter bülbülleri» diye başlayan türkü, Elazığ yöresinin

tipik maddî kültür değerlerini bünyesinde taşımaktadır «indim yârin bahçesine / Gül dibinde gül biter» girişli türkü, Diyarbakır yöresinin benzer ürünlerinde yer alan bahçe gül - bülbül, dağ gibi motifleri yakın bir benzerlikle ifâde etmektedir. Bu türkünün son bölümünde yer alan;
İndim yârin bohçasına Yattığım yer taş oldu Altını çamur, üstüm, yağmur Yine gönlüm hoş oldu.
(M.Ö. 152)
Mısraları, Erzurum'un ünlü hoyratmdaki  :
Dün gece yâr hanesinde Yastığım bir taş idi Altım çamur üstüm yağmur Gene gönlüm hoş idi.
Elazığ türkülerinde yer alan  gül - bülbül - dere motiflerini  muhtevi biçimindeki ifâde ile benzerliği dikkat çekicidir, örnekler :
Bu dere baştan başa gül çubuğu Dökülmüş yapraklan kalmış gülü Ne yaman öğretmiş şu bülbülü Her seher gelir sorar gonca gülü
Bu dere derin imiş Gölgesi serin imiş Benim sevdiğim güzel Şekerden şirin imiş.
(F.A. 26)
Diyarbakır türkülerindeki evyan ve damın yerini Elazığ türkülerin­de bazan havuz almıştır :
Havuz başında yatmalı Yorganı baştan atmalı O yâri sarıp yatmalı.
(S.B. 128)
Her iki yörede de bilinen bir türkünün Elazığ varyantında ise :
Yüksek eyvanlarda yatmış uyumuş
e                         Ela gözünü uyku bürümüş

biçiminde, ortak motif işlenmiştir. Sevgili tammında benzer motifler  :
Kargacığın taş deliği Hayriyem keklik feriği Taramış sırma poriği Hayriyem giymiş nalını Gezer salım salını Sanki bir vezir gelini
(S.B. 123)
Küçük yaşta bir yâr sevdim sürmeli
Al alma dilim dilim
Gel otur benim yârim...>
Bir Elazığ türküsünde de, sevgili ile mertlik vasfı birleştiriliyor :
...Al almanın dördüni Sev yiğidin merdini Seversen bir güzel sev Çekme çirkinin derdini...
Diğer benzer motiflerden   :
Eller kınalı henno Gözler sürmeli henno...
Köğenğin pınar başı Yârimin kalem kaşı...
Odasına vardım namaza durmuş Yüzünün şölvesi etrafa vurmuş Sandim ki karşımda bir ay doğmuş.
Eminem oturmuş taşm üstüne Taramış zülfün kaşm üstüne,
Eminem oturmuş top top kâküllü Güzeller bağının ölmüş vekili...
(M.Ö. 229) Çayda çıra geline Kına yakim eline Nazar değmesin sakın Has bahçanın gülüne.
Elazığ yöresinin tabiat güzellikleri, bağ - bahçe - çardak, meyvalıklar Diyarbakır yöresindeki türkülerde gördüğümüz şekilde, bazen de sevgi dekoru olarak ifade edilmiştir  :


Bağ altına bağ altına Bağlamış gerdan altına Al beni çardağ altına Haydi yârim ayva altına.
. Bülbülüm, bağ gezer em Asığım dağ gezer em...
(M.Ö. 165) ...Bahçanın katmer güM Basım/m tacı kimin...
(M.Ö. 172) Bu dere baştan başa cevizli bağ Cevizler sik sik eder dön geri bak...
(S.B. 12k)
Bağ motifi, Diyarbakır yöresinde görüldüğü gibi, Elazığ türkülerin • de de, en çok rastlanan bir tabiat unsurudur.
Bir ah çeksem karşiki dağlar yıkılır
Dağlar dağımdır benim Gum oriağımdır 'benim...
(S.B. 132) Bu dağlar meşe dağlar Vermiş baş başa dağlar Yârim küsmüş gidiyor Koymayın aşa dağlar.
(S.B. 132) Yüce dağ başmda lâleler susuz Ana ben cahilem duramam yârsiz.
(F.A. 24) Dağlar daldadır gözüm yyoldadır Kız kaşın adam aldadır.
(M.Ö. 171) Hangi derdime yanam Dağlar derdim var benim...
(M.Ö. 152) Bülbülüm dağ gezerem Âşığım dağ gezerem.
(M.Ö. 165) Her iki yörenin halk müziği ürünlerinin sözlerinde gurbet, ayrihk, ve aşk gibi mücerret değerlerin yanı sıra; su, dere, çay, havuz, dağ, sevgili tasviri gibi konularda, ortak ifade özelliklerinin toplandığını görmekte­yiz.


Münferit motif benzerliklerinin dışında, birbirine komşu bu iki ilin, küçük değişikliklerle aynı türkülere ev sahipliği yaptıklarını da tespit ettik. Bunların çok tanınmışlarından örnekler vererek, varyantları gös­tereceğiz :
örnek 1 : Elazığ varyantı  :
Kar mı yağmış şu Harpufun başına Kurban olam toprağına taşma Küçük yaşta bir yâr sevdim vay nenni O da girmiş onüç - cmdört yaşına.
(S.B. 126)
Diyarbakır varyantı   :
Kar mı yağmış Diyarbekr'in dağına Bülbül konmuş bostanına bağına Halâ gelmiş sarıîmağın çağına Yürü gülüm sağlık ile gelesen.
(Ş.B. 88)
(Mehmet Özbek bu dörtlüğün son iki mısrasını söyle kaydediyor) :
«Yeni gelmiş sarılmağın çağına
Reva mıdır niye ben murad almayayım»
(MÖ. 116)
.Örnek 2 : Elazığ varyantı  :
Dağlar dağımdır benim Gram ortağımdır benim Çok söyletme ağlarım Yaman çağımdır benim
Dağları dağlasınlar Ko beni ağlasınlar Yârimin mendiliğle Yaramı bağlasınlar
Dağlar dağladı beni Gören ağladı beni Devri dönesi felek Çapraz bağladı beni.


Dağlar taşıma felek Döner başıma felek Akıbet kuş kondurur Mezar taşıma felek.
(M.Ö. 16If)
Diyarbakır varyantı  :
Dağlar dağımdtr benim Gam ortağımdır benim Ağlatma zalim felek Harap çağımdır benim
Bu dağlar olmasaydı Gül benzin solmasaydı Ölüm Allahın emri Ayrılık olmasaydı
Dağlar dağladı beni Gören ağladı beni Neyledi zalim felek Derde bağladı beni
Dağların arkasmdan Yandım yar sevdasından Beni de çağırsaydı Giderdim arkasından
(S.B. 103)
Örnek 3 : Elazığ varyantı  :
Eminem oturmuş taşın üstüne Taramış zülfünü kaşın üstüne Selâmı gelirse başım üstüne.
Caminin duvarı biri ben olayım Emi/ne güzelin yâri ben olayım Eller yükü olsun harı ben olam.
Eminem oturmuş top top kâküllü Güzeller bağının olmuş vekili Bastığı yevde gül, sümbül ekili...
(M.Ö. 229)


Diyarbakır varyantı  :
Eminem oturmuş taşın üstüne Daramış zülfünü haşin üstüne Sen neler söylesen başım üstüne.
Eminem oturmuş ayna dizinde Sevdalar okunur ela gözünde Sihirler mi var tatlı gözünde.
Eminem oturmuş gül ile oynar Taramış zülfüni tel Me oynar Seher uyhusunda yet ile oynar...
(S.B. U6) örnek -4 -* Elazığ varyantı  :
Yüksek minarede kandiller yanar Kandilin üstüne bülbüller konar Herkes sevdiğine böylemi yanar
Yüksek ayvanlarda yatmış uyumuş EM gözlerini uyku bürümüş Ezel küçüktü şimdi büyümüş
(M.Ö. 230)
Diyarbakır varyantı   :
Yüksek minarede kandiller yanar Kandilin üstüne bülbüller konar .    Herkes sevdiğine böylemi yanar.
Yüksek minarede kandil olaydım Yârimin beline kemer olaydım Seher uykusunu göğsünde alaydım.
(Ş.B. İH)
Örnek 5 :
Her iki ilimizde de örneklerini bulduğumuz karşılıklı konuşma biçi­mindeki türkülerin varyantları da bulunmaktadır.
Elazığ varyantı  :
Hoca  :   (Ezan ile)   Sana elma gönderdim aldın mı? Kadın : Elma elma almamışam
Vallahi billahi yememişem
Ben ellere dememişem.  (Bağlantı)

Hoca  :   (Ezan ile)  Ben Keloğlanı bulur kafasını kırarım Kadın : İlişmeyin Keloğlana
Sırrımız verir meydana
Ben ağlarım yana yana
(Türkü, oyunu ile birlik te devam eder)
(F.A. 20) Diyarbakır varyantı   :
Hoca   :   (Ezan ile) Keloğlanla elma gönderdim aldın mi? Dostu : Keloğlani görmemişem
Alma malma yememişem
Kör olayım görmemişem  (BağlantıT Hoca   :   (Ezan ile)  Keloğlani görsem kafasini kıraram Dostu :  Sakın değme Keloğlana
Habar salar o her yana
Sırrımız çıhar meydana...
(Türkü, oyunu ile birlik te devam eder)
(Ş.B. 147 - 148) Sonuç :
Diyarbakır ve Elazığ, türkü, mâni, maya ve hoyratlarının incelen­mesiyle ; dağ, su, dere, çay, bağ - bahçe, meyvelik gibi motifler; sevgili­nin tasviri, şehrin ve çevrenin anlatımı gibi ifâde özellikleri, benzer ve­ya ortak özellikler göstermektedir. Bu ürünlerdeki ortak motiflerin, iki yakın il olmasının ötesinde, an'anevî Türk halk şiirinin özelliklerinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. «Dağ» motifi Türk halk şiirinin her dev­resinde çok işlenmiş, çeşitli benzetme, yönelme, kaçış, engel, sığınma, dost düşman manâlarında kullanılmıştir. Dağın çok çeşitli fonksiyonlarla h&lk şiirinde yer almasının sebeplerini eski Türk inanışlarına bağlaya­biliriz. Eski Türk inancında «yüksek dağlar Tanrıların yeri olarak ka­bul edilirdi. Bu inanış Türkler arasında çok yayılmıştır» (3). Kaynaklar, Göktürkler ve Altay Türk boylarının büyük dağları takdis, ettiklerini, onlar için âyinler düzenlediklerini kaydetmektedir (4). Kutsal demir dağ, dünyanın ortasındaki dağın katları, dağlar için yapılan çeşitli törenler, dağa verilen değerin delilleridir. Bu kadar Önem verilen dağ kültürünün, halk şiirine de yansıması açıkça görülmektedir.
Diyarbakır - Elazığ halk müziği ürünlerinin sözlerinde çok kullanı -lan su, dere, çay, motifi için de, Türk halk şiiri dahilinde bir genelleme yaparak; «hem eski Şaman inancının, hem de İslâmiyetin suya verdiği kutsal değerin bir yansıması' biçiminde bir açıklama yapılabileceği ka­naatindeyiz. Ayrıca, özellikle Diyarbakır yöresindeki kızgın yaz sıcakla­rı ada su, üzerine sadece türküler değil, destanlar yazılan bir hayat kay­nağıdır.

Bağ - bahçe ve ağaca duyulan sevgi, hasret, her iki ilimizin ince­lenen ürünlerinde açık bir biçimde görülmektedir. Türk destanlarında, Şaman inancında, Divan-ı Lügât-it Türk'deki örneklerde, Dede Korkut'ta, Halk hikâyeleri ve Halk şiirimizde görülen ve Islâmiyetle de yeni bir çehre kazanan yeşillik sevgisinin canlı bir biçimde halk türkülerimizde yaşatıldığına şahit olmaktayız.
Her iki yöremizin türkülerinde tarihî kaynaklarda bile bulunmayan fizikî - coğrafî yapıya ait bilgileri ve çeşitli olayların ifadelerini gör­mekteyiz. Şehir ve çevreye ait tasvirler, canlı birer belge gibi geçmişi yansıtmaktadırlar.
Her iki ilimizde, bazı türkülerin varyantlarının bulunması; hem coğrafî yakınlıktan, hem de sevilen halk ezgilerine değişik yörelerde başka sözler koşulması alışkanlığından kaynaklanmaktadır. Ancak, Ela­zığ -„Diyarbakır türkülerindeki ortak varyantlar, yakın benzerlikler gös­termektedir.
Halk edebiyatı ürünlerinin ortak kültür birliğini meydana getirme-sindeki rolünü belirtmeye çalıştığımız bu incelememizin, sınırlı malze­meye dayalı oluşu sebebiyle, daha detaylı sonuçlara ulaşamadığını tek­rar ifade etmek isteriz. Bu tür araştırmaların geniş bölgelere, bol mal­zeme ile tatbik edilmesi halinde, Türk kültürü incelemelerinde yeni ve önemli adımlar atılacağı kanaatindeyiz.
-.- '---------- 1--------------------- .
(1) Reratav, Pertev Naili; .Folklor ve Edebiyat H-,  S- 364.
(2>, Mâni, maya, hoyrat için bakınız; Türk Mûsikisi Ansiklopedisi I. II., Yılmaz öz-turta, 3): Ögel, Bahaeddin : Türk Mitolojisi, s. 290 (4): İnan Abdülkadir : «Türk Boylarında Dağ:,  Ağaç ve Pınar Kültü», Reşit Rahmeti Arat İçin,  s   272.
KAYNAKÇA  :
Arsuiner, Ferrulı  : Elazığ1 Bakıirmadeni Kazası Halik Türküleri İst- 1937.
Baş, Seyhan   :    Elazığ- Folkloru, Basılmamış öğırenci mezuniyet tezi) A "Ü. Erz./1974
Beysanoğ-liU, Şevket : Diyarbakır folkloru,  I. Kitap, Diyarbakır, 1943.
Boratav, P.: Naili : Folklor ve Edebiyat  (2. Baskı)1 İst.  1981.
Demir, Mehmet  : Diyarbakır Halkiyatında Mani,  Maya, Hoyrat - türkü,  Atasözü ve
Deyimler,   (basılmamış öğrenci mezuniyet tezi) înan, Abdülkadir :  «Türk Boylarındia Dağ;,  Ağaç ve Pınar Kültü»  R. Rahmeti Arat
için, Ankara 1966. ögeA, Bahaeddin   : Türk Mitolojisi, II,  İst.  1971. Özbek, Mehmet   :  Folklor, Türkülerimiz, II. B. İst. 1980. Öztumia, Yılmaz   : Türk Musikisi Ansik. I - H.,  İst. 1974.
METİNDE GEÇEN KISALTMALAR  :
M Ö. : Mehmet  Öızbek,  Folklor ve  Türkülerimiz.
Ş-B.  : Şevket Beysanoğlu, Diyarbakır  Folk. Kitabı.
F.A.  : Ferruh Arsuner,  Elazığ' Bakırmadeni Türküleri adlı  esıer.
S.B.  : Seyhan Başın mezuniyet tezi.
M-D. : Mehmet Dıemir'in. mezuniyet tezi.
S-      :  Sayfa numarası.

Diyarbakırı Tanıtan adam.san matb.Ank.1998 .

Tarık Çıkıntaş.(1924-1979)
(Bilgi kaynağı:Kenan Aksu-Feyza Serçe)
         Diyarbakır’ın simge isimlerinden olan Tarık Çıkıntaş,köklü bir ailenin tek oğlu olarak 1924 yılında Diyarbakır’da doğdu.İki yaşlarında iken geçirdiği ateşli bir hastalık sonucu görme yeteneğini kaybetti. O yıllardaki bütün tıbbi imkanlar denenmesine rağmen başarılı olunamadı.
         1930’lu yıllarda Diyarbakır’a tayin olan ve 3 yıl müddetle evlerinde kiracı olan Nuruosmaniye camii hocası sayın hafız Akkuş’tan Kur’an ve Mevlit öğrendi.Kulağı sesleri çok iyi algılıyordu,duyduğu birinin sesini yıllar sonra işittiğinde hemen tanıyordu.Müziğe karşı ilgisi hissedildiğinde evdeki orgla çalışması sağlandı.Radyodan işittiklerini orgla çalmağa çalıştı.Kendisi gibi görmeyen çocukluk arkadaşı Celal Sevimli ile çok uzun sürecek dostlukları ile birlikte müzik hayatlarına başladılar.Kendi kendine cümbüş çalmayı öğrendi.Duyduğu bir şarkıyı kısa sürede hem çalıyor ,hem de güzel sesi ile söylüyordu.Ünlü sanatçı şark bülbülü Celal Güzelses’in öğrencisi oldu.
         1950’li yıllarda Anadolu’yu dolaşıp türkü derleyen ünlü sanatçı,hoca Muzaffer Sarısözen’le tanışma fırsatı bulud.TRT arşivlerinde Tarık Çıkıntaş’tan alınan ‘Çay içinde düğme taş’diye adlı bir türkü bulunmaktadır
         1955-1970 arası Diyarbakır’da müzik alanında önemli isimlerden biri olmuştur.
         İki evlilik yapmış 4 kız, 2 erkek çocuğu olmuştur.Son yıllarını hastalıkla geçirmiş,1979’da 55 yaşında hayata veda etmiştir

 

 

 

Diyarbakır musikisine büyük katkısı olan sanatçılarımızdan birisi Bedri Ayseli’dir
 

Dengbêjlik Nereden Sesleniyor?
Şeyhmus Diken
Dengbêj dediğin tam da adını ne koyarsanız koyun; yerel, geleneksel ya da etnik manada müzikalitesi olanın, modern veya küresel müziğin karşısında direnememenin ve adeta yokoluşunun derin çığlığıdır.
Alt başlığı "Küreselleşme ve Yerel Müzik" diye de telaffuz edilebilecek bir mevzudan söz etmek söz konusu olunca, nedense aklıma Dengbêjlik gelir.
Tabii Dengbêjlik'le birlikte illa ki bir de hüzün kelimesi, sadece kelime olarak değil, kavramsal mana bütünselliği içinde bir yerlerime dokunur, zedeler beni…

Yerel direnişler...

Bilirim ki; Dengbêj dediğin tam da adını ne koyarsanız koyun; yerel, geleneksel ya da etnik manada müzikalitesi olanın, adı çağdaş olan ama kendisinin ne kadar "çağdaş" olduğu tartışmalı olan, modern veya küresel müziğin karşısında direnememenin ve adeta yokoluşunun derin çığlığıdır. Bu küresel saldırının yokediciliğine karşı kimi "Donkişot'ça" yerel direnişler olsa da üzülerek sonuca gitmede kar etmediği ortada.
Dengbêj deyince, eskiden varsıllık anlaşılırdı. Aşiret sahibi feodal erk diğer bütün maddi varlıklarının varsıllığının yanında, nam sahibi bir ya da birkaç Dengbêji ile de öğünürdü. Hatta yalnız onlarla, Dengbêjleriyle öğünürlerdi. İşte buydu sanki o ses ustalarını kalıcı ve vazgeçilmez kılan. Her oturdukları toplumda başköşeye kurulmalarının haklı gururunu kendilerine yaşatan…
Bir çağ yangını yaşandı...

Diyarbakir@yahoogroups.com

 

 

 

 

 

 

 

Kürt Müziğinde Gelişim ve Tıkanma
"Doğal minör gamındaki melodilere, dinamik ritimlere ve parlak bir vokal icraya sahip olan Kürt müziği dinleyicide çok özel bir ruh hali yaratır: Alabildiğine dinamik ancak bütünüyle melankolik. Bu özel ruh halinin, bu bölgeye giden seyyahları cezp ettiği söylenir. Bir 19. yüzyıl seyyahı şunları söyler: "Kürt havaları oldukça düzenli modülasyonlarıyla göze çarparlar ve bu ezgiler, öylesine dokunaklı, öylesine melankolik bir şey taşır ki, insan, bize şiddet ve yağma alışkanlığından başka bir yüzlerini göstermemiş olan bu kabilelerde, Kürt ezgilerinin varlığını ima ettiği duyguların nasıl doğduğunu, bir türlü anlayamaz."  Ayako Tatsumura
Kürt Müzik tarihine kısa ve genel bir bakış
Kürt müziğinin tarihsel-geleneksel kaynakları Dengbêjlerdir. Kürt Müziğinin temel unsurları Dengbêjler,Stranbêj,Lawikbêj ve Çîrokbêjlerdir. Dengbêjler öncelikle çok güçlü hafıza ve sese sahiptirler. Ayrıca Kürdistan coğrafyasında sürekli dolaşarak ulusal bilincin oluşmasında ve Kürt Dilinin gelişmesinde çok önemli rol oynamışlardır.. 19.yy yaşamış olan Evdalê Zeynikê,17.yy da yaşamış olan Selim Silêman, Kawis Axa, Îsa Berwarî gibi isimler ilk akla gelen Kürt dengbêjlerîdir.

Kilamlar, stranlar, lawiklar Kürdistan'da onlarca nedenden dolayı yazılı iletişimin tıkandığı noktalarda Kürt kültürünün, sanatının, tarihinin, günlük yaşamının ve sosyal yapısının kodlandığı birer kara kutu olagelmiş ve dengbêjler aracılığı ile bu kodları günümüze ulaştırılmıştır.

M.Ö 280 yıllarından M.S. 130 yılına kadar süren krallık döneminde yaşayan “Avger” adlı Kürt sanatçının Mezopotamya'da  yaşayan halkların müzik yapısını sistematize ettiği görülmektedir. Yahya Ali Risale fi'l-Musikî adlı Kürt müziği kitabını yazmıştır. Diğeri ise Ebu Feyz Bin Amedî'dir. Onun öğrencisi Farabi ise Risale fi'l-Musikî adlı Kürt müziği kitabını genişleterek Musika'l-kebir adıyla müzik tarihine kazandırmıştır. 1300'lü yıllardan sonra Kürt müziğinin halk müziği yanı kamlığı tespit edilmektedir.

 Kürtlerde müziği yaşatan dengbêjler dışındaki iki unsur daha vardır. Biri anneler, diğeri ise medreselerde dini müzik eğitimi almış, dini müzik icracıları olan feqîlerdir. İlk müziğin dinî müzik olduğunu unutmamak gerekir. Örneğin Avger ve İshak Musulî Yezidi'dirler ve kendi dönemlerinde müzikle tedavi yapan insanlardır. Şunu da eklemek gerekir: müziğe ilişkin birçok eser ve kaynak, Moğolların İran'ı istila edip 1258 yılında Bağdat'ı yok etmeleriyle birlikte kaybolmuştur.

Kürtlerde yazılı edebiyatın çok yaygın olmaması buna karşın sözlü edebiyatın geliştiği ve bu gelişimin kuşaktan kuşağa müzik yoluyla aktarıldığı görülmektedir. Bu rolü 'Dengbêj' dediğimiz ozanlar üstlenmiştir ve bu çaba 'dengbejlik' geleneğini doğurmuştur. Kürt tarihinde dengbejler, çirokbejler (hikaye anlatıcıları) ve stranbejler (halk sanatçıları) halkın sesi ve belleği olmuşlardır.

Kürt müziği bu temel yapısını yüzyıllarca çok fazla değişme uğramadan muhafaza etmiştir.

Geleneksel Kürt müziğinde birçok stil ve komşu halkların müziğini oldukça etkilemiş makamlar mevcuttur. Geleneksel Kürt müziğinde ki sitilleri şu şekilde sıralayabiliriz; 'Dengbêjlik, Lawje, Heyranok, Pirepayizok, Lawike Siwaran, Destan, Berite/belite, Dilok, Sersso, Narink, Stiranen Kar, Sesbendi, Lorik, Stiranen Merasiman, Katar, Mediha ve Mewlud.'

http://www.haberdiyarbakir.com/Serhat B .renas

ŞAMPİYON D.Ü
Diyarbakır Dicle Üniversitesi halk oyunları takımı 16 Üniversite içinde şampiyon oldu.
Dicle Üniversitesi folklordaki başarısına bir yenisini eklemenin sevincini yaşıyor. Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO) öğretim görevlisi ve aynı zamanda futbolda  Süper Lig hakemi olan Nihat Mızrak'ın çalıştırdığı Dicle Üniversitesi halk oyunları takımı,üst üste 5'inci ve son 7 yılda da 6.şampiyonluğuna Amasya'da ulaştı. 
17 üniversitenin katılımıyla yapılan üniversitelerarası halk oyunları yarışması grup birinciliğinde Dicle Üniversitesi halk oyunları takımı  16 üniversiteyi geride bırakarak şampiyon oldu. 93.14 puanla ipi göğüsleyen Dicle Üniversitesi, 26-27 Nisan tarihleri arasında Marmaris'te yapılacak Türkiye Şampiyonası'na katılacak.
 Dicle Üniversitesi'nin yıllardır folklorda tarih yazdığını belirten Nihat Mızrak,"son yıllarda bir çok Türkiye şampiyonluğu,Türkiye ikinciliği ve grup şampiyonluğu elde ettik. Amasya'da Türkiye'nin sayılı üniversitelerini geride bıraktık. Bu başarımızı Diyarbakır halkına armağan ediyoruz. Şimdiki hedefimiz Türkiye şampiyonu olmaktır" dedi.
Dicle Üniversitesi aralarında Ankara Gazi, Ankara Üniversitesi ve Ankara Hacettepe gibi Türkiye'de söz sahibi üniversitelerin de bulunduğu bir çok ekibi geride bırakarak şampiyonluğa ulaştı.
http://www.ozdiyarbakirgazete.com/

 

Diyarbakırda müzik alet satımı ayrı bir sektör halindedir,bu alana da katkısı büyüktür
 

Diyarbakırda musiki  kurslarla desteklenmektedir
 

 

Bir Musiki örneği
 

Musikinin kurslarla beslendiğini görüyoruz

 

 Musiki profesyonel ellerde
 

 

Musikiye kurslar önemli alt yapı oluşturuyor
 

 

Musikinin kurslarla beslendiğini görüyoruz
 

Diyarbakırda geleneksel kürt müziği de yaşatılmaktadır

 

 

 

Sosyal Bilimler Enstitüsü�nden Duyuru
Dicle Üniversitesi Devlet Konservatuvarı�ndan Cezaevi�nde Konser
Dicle Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Bilgilerimizi Diyarbakır�la Paylaşalım Projesi çerçevesinde, 23 Ocak Cuma günü saat 14: 00�de Diyarbakır E Tipi Cezaevinde bir konser gerçekleştirecektir

HALK OYUNLARI YARIŞMASI

01.03.2009
Diyarbakır'da Halk Oyunları Grup Birinciliği yapıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı Temsilcisi Mehmet Yeşiltaş, Ziya Gökalp Spor Salonu'nda düzenlenen yarışmanın açılışında yaptığı açıklamada, Halk Oyunları Grup Yarışmasının Milli Eğitim bakanlığı Okuliçi Beden eğitimi Spor ve İzcilik Dairesi Başkanlığınca düzenlendiğini belirterek, yarışmanın küçükler, yıldızlar, gençler ve yaygın eğitim kurumları olmak üzere 4 kategoride düzenlendiğini söyledi.
Konuşmaların ardından yapılan yarışmalara Şanlıurfa, Siverek, Adıyaman, Mardin, Elazığ ve Malatya'dan toplam 22 ekip katıldı.
Dsöz

Çocuklarımız da musikiye hazırlanıyor
 

Diyarbakırda musikinin geleceği

 

SOLDAN SAĞA KEMANİ SELAHATTİN MAZLUMOĞLU- CÜMBÜŞ TARIK ÇIKINTAŞ-KEMANİ HÜSNÜ İPEKÇİ VE İSMİNİ BULAMADIĞIM BİR KANUN ÜSTADI.
 

 

HALİT ÖTÜK
diyarbakir@yahoogroups.com

Sevgili Halit Ötük kardeşime;
Çok, çok çok teşekkürler.
İşte benim aradığım bu.
İnanıyorum ki eski Diyarbekir'le, eski Diyarbekirlilerle ilgili hemen her evde öylesine değerli döküman, belge ve fotoğraf var ki. Hazine değerinde...
İnsan ilk başta bunların değerini bilemiyor. Sadece birer ANI gibi algılıyor.
Oysa zaman geçtikçe bunların değeri artıyor da farkında olmuyoruz...
Ben de geçmişte öyle değerli fotoğrafları umarsamadan kaybetmişim ki, şimdilerde aklıma geldikçe kızıyorum kendime...
Çok güzel bir fotoğraf gönderdiğiniz.
Sevgili Tarık Çıkıntaş, Celal Sevimli, Seyfi... bunlar  Diyarbekir'in 3 ünlü amasıydılar...
İnanır mızınız beraber kolkula girer tüm Diyarbekir'in sokaklarını, caddelerini gezerlerdi de hiç bir yere tökezlemezlerdi.
Sık sık Nuri Usta'nın çayhanesinde buluşur sohbet ederdik...
Üçü de hem hafız-ül Kur'an hem de müzikle uğraşırlardı.
Bir saat önce bir yerde mevlüt ve Kur'an okurken, bir saat sonra herhangi bir düğüne gider saz çalar yarkı söylerlerdi...
Eskiden böylesine de hoşgörü vardı Diyarbekir'de...
Şimdilerin bağnaz gericileri olsa, belki onları linç ederlerdi...
Üçü ile de iyi dostluğum vardı. Hele Tarık kesinlikle kendisine KÖR demesini sevmezdi, "Bana MOR Tarık..." deyin diye uyarırdı...
Her üçü de çok zekiydiler. İnsanların sesinden hatta öksürmesinden kim olduklarını bilirlerdi.
Adana'ya gittiğim yıllarda, bir Diyarbekir gezisinde Seyfiyi İnönü caddesinde gördüm, karşı kaldırımda postaneye doğru yürüyordu. Ben de karşı kaldırımdan "Seyfi merhaba, nasılsan" diye bağırdığımda inanın bir an yerinde ZINK diye durdu ve bana doğru dönerek, "Memet Adana'dan hoş gelmişsen...sen nasılsan" diye cevap verdi.
Donup kalmıştım. Oysa  üç-dört sene olmuştu görüşmeyeli...
Evet. İşte bir fotoğraf bizi alıp nereden nereye götürdü...
Sevgili Halit Kardeş,
Tekrar çok teşekkürler.
Umarım pek çok hemşerimiz bu duyarlılığı gösterir, ellerindeki, evlerindeki belgeleri, fotoğrafları paylaşır...
Sevgiler, saygılar...

Mehmet Mercan